"Gereksiz tomografi çekiminden kaçınılmalı"

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Daşdağ, tedavi amacıyla yapılan tomografi çekimlerinin insan sağlığı için zararlı radyasyon yaydığının bilinmesine rağmen, hastalardan bu çekim talep edilirken gerekli özenin gösterilmediğini söyledi.

27 Nisan 2010 Salı, 13:55
Abone Ol google-news

Antalya Büyükşehir Belediyesi ve Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği tarafından düzenlenen ''Kent ve Elektromanyetik Dalga Kirliliği Sempozyumu'', Antalya'da yapıldı.

Sempozyumda konuşan Prof. Dr. Daşdağ, hekimlerin hastalarından tomografi çekimi isterken, zararları konusunda hiçbir kaygı duymadan ve hastaya bilgi vermeden bunu yapabildiklerini belirtti. ''Bazı hekimler tomografinin zararlarını bilmiyor da olabilir'' diyen Prof. Dr. Daşdağ, zararları yüzde 100 belirlenmiş ve kansere yol açtığı bilinen X ve gama ışınları yayan tomografinin 400-500 kez akciğer grafisinin çekilmesiyle eş değerde vücuda etkisi olduğunu anlattı. Daşdağ, şöyle devam etti:
''Çoğu hastanın 'gidip bir tomografi çektireyim' cümlesiyle sık karşılaşmış biri olarak, toplumun bu konularda yeterince eğitilmediğini düşünmekteyim. Oysa radyasyon uygulamalarında ve korunmasında en temel ilke, 'kar-zarar' hesabının yapılmasıdır. Yani hastaya teşhis veya tedavi amacıyla kullanılacak radyasyon uygulamalarında, eğer radyasyon uygulaması hastanın lehine ise uygulanmalı, değilse uygulanmamalıdır. Günümüzde ticari kaygılar güderek gelişigüzel röntgen filmleri, tomografi istenmesi affedilmeyecek hatalardır.''

Prof. Dr. Daşdağ, bir çok ülkede tomografi çekimlerinin sınırlandırılmasının gündemde olduğunu, İngiltere'de tamamen yasaklanması noktasına gelindiğini, Türkiye'de de Sağlık Bakanlığının bu konuda ciddi kaygıları bulunduğunu belirtti.

Evlerde kullanılan tasarruflu ampullerin de elektromanyetik ortam oluşturduğunu bu ampullere bir metreden fazla yaklaşılmaması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Daşdağ, yapılan araştırmaların bir metreyi güvenlik sınırı olarak öngördüğünü söyledi. Bu ampullerin aynı zamanda zararlı ultraviyole ışınları yaydığını belirten Daşdağ, yapısında civa bulunması dolayısıyla da kırıldığında ya da ömrünü tamamladığında, çevreye zarar vermeden toplanılmamasının büyük sorun oluşturabileceğine dikkati çekti.

Cep telefonları konusunda da ciddi kaygıları bulunduğunu, yapılan araştırmaların, konuşma süresine, vücuda uzaklığı ve hangi yoğunlukta kullanıldığına bağlı olarak önemli sağlık risklerinin varlığını ortaya koyduğunu savunan Dağtaş, ''Elektromanyetik dalga denizinde yüzüyoruz. Mükemmel bir yapıya sahip insan vücudu, bunların zararlı etkilerinin çoğunu bertaraf ediyor ama etkilenme ve direnme gücü sınırsız değil. Cep telefonu kullanımından da kaçamayacağımız için en azından kurallarına uygun kullanmalıyız'' dedi.


"Uzun süreli etkileri araştırılmalı"

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü'nden Prof. Dr. Selim Şeker ise elektrikli eşyanın kullanımındaki artışa bağlı olarak, insanların her gün biraz daha fazla elektromanyetik dalgaların çoğaldığı ve insanları etki altına aldığı bir ortamda yaşadığını ve bu dalgaların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunduğunu anlattı.

Bütün elektrikli aletlerin kullanımı sırasında elektro manyetik dalgalar yaydığını vurgulayan Prof. Dr. Şeker, ''Elektromanyetik kirliliği duyamazsınız, göremezsiniz, tadamazsınız, hissedemezsiniz ama bir süre sonra kısa dönemdeki etkileri, sizde baş ağrısı, yorgunluk, halsizlik, gözlerde yanma, uyku bozukluğu şeklinde ortaya çıkar'' diye konuştu.

Prof. Dr. Şeker, elektromanyetik dalgaların insanın hücre yapısına, bağışıklık sistemine etkileri bulunduğunu, bunların uzun sürede ortaya çıktığını ancak kansere yol açtığını kesin bir etken olarak söyleyebilmek için uzun süreli epidemiksel ve deneysel araştırmalara ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Prof. Dr. Şeker, bu anlamda cep telefonları başta olmak üzere sıkça elektromanyetik kirliliğe yol açan araçların kansere yol açmadığını savunanların kısa süreli araştırmalardan yola çıktıklarını, bunun yeterli kabul edilemeyeceğini savundu.


"Tuşlamayı uzaktan yapınız"

Cep telefonlarının konuşma sırasında yaydığı elektromanyetik dalgaların zararlarının önlenmesi için tuşlamanın uzaktan yapılmasını ve kulağa yapıştırılarak konuşulmamasını isteyen Prof. Dr. Şeker, ''Uçağı düşürebilen bir cep telefonunun elektromanyetik dalgasına kulağa girerken zararsız demek doğru değil. Beyine radyasyon gidiyor, enerji gidiyor. Onun için cep telefonu konuşmalarınızı kısa tutunuz. Kulağa yapıştırarak konuşmayınız'' dedi.

Prof. Dr. Şeker, cep telefonlarının hücre yapısı sürekli gelişen ve kafatası daha ince olan çocukların yakınında bulunmasının bile tehlikeli olabileceğini belirterek, ''Çocuğa cep telefonu kullandırmak koşarken sigara içmekle aynı'' diye konuştu.


"Kablolu tercih edin"

Evlerde dizüstü bilgisayarlarının ve telefonların kabloya bağlı olarak kullanılmasının kablosuz kullanmaktan daha güvenli olacağını anlatan Prof. Dr. Şeker, çoğu cihazın yaydığı elektromanyetik dalgaların etkilemez gibi görünen etkilerinin uzun süre sonra ortaya çıkabileceğini tekrarladı ve oyun parkları, okullar hastaneler gibi kurumların baz istasyonlarından ve yüksek gerilim hatlarından uzak tutulması gerektiğini kaydetti.

Prof. Dr. Şeker, baz istasyonlarının cep telefonuna uzak olduğu zaman daha çok zararlı oluyor şeklinde ortaya atılan görüşleri ''tamamen demagoji'' olarak nitelendirdi ve cep telefonunun, baz istasyonunu bulana kadar ekstra güç harcadığını, ondan sonra hepsinin aynı düzeyde elektromanyetik dalga yaydığını anlattı.

''Elektromanyetik dalgalar bir zaman bombasıdır. İstemeden de olsa hepimiz elektro manyetik deneylerin kobayıyız. Bunların zararları yıllar sonra çıkacak'' diyen Prof. Dr. Şeker, cep telefonları ve öteki elektrikli cihazların yaydığı elektromanyetik dalga kirliliği ile belirlenen güvenlik sınırlarının da yetişkin ve sağlıklı insan esas alınarak yapıldığını, bunların yeniden düzenlenmesinin zorunlu olduğunu kaydetti.

Bilgi Teknoloji ve iletişim Kurumu Mersin Bölge Müdürü Reşat Yılmaz de baz istasyonlarının iddia edildiği kadar zararlı olduğu görüşüne katılmadığını, istasyonların gücünün düşük tutulduğu oranda güvenlik sınırının da düştüğünü söyledi.

Baz istasyonların yapılacağı yerlerin belirlenmesi konusunda kendilerinin işe karışmadığını ancak güvenlik önlemleri açısından bulunmaması gereken yerleri ve nereye kadar güvenli olacağını ölçerek sıkı şekilde denetlediklerini belirten Yılmaz, tüm baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik dalgalarla ilgili ülke düzeyinde bir ölçümü kısa süre sonra tamamlayarak web sitelerinden duyuracaklarını kaydetti.

Sempozyumun öğleden sonraki bölümünde iki ayrı panel düzenlenerek, halk sağlığı açısından elektromanyetik kirlilik, elektromanyetik kirlilikle ilgili hukuki düzenlemeler sivil tolum örgütlerinin bakış açısı gibi konular tartışıldı.

Panellerde, Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Necati Dedeoğlu, elektromanyetik kirliliğin de diğer kirlilikler gibi insan sağlığına zarar verdiğini savundu.

Prof. Dr. Dedeoğlu, hükümetin bazı AB ülkelerini örnek alarak bu alana müdahale etmesini ve mevcut güvenlik sınırlarını en az 100 kat azaltması istedi. Prof. Dr. Dedeoğlu, elektromanyetik kirlilikle ilgili ulusal bir politika oluşturulmasını ve yapılan ölçümlerin halka düzenli duyurulmasını da önerdi.