Gılgamış

Gılgamış Destanı sadece kral Gılgamış’ın değil, önce rakibiyken daha sonra yakın dostu olacak Enkidu’nun da öyküsüdür. Zaten Gılgamış’ın ölümlülük gerçeğinden onulmaz bir acı duyarak ölümsüzlük arayışına girişmesi sevgili arkadaşının ölümüyle ilgilidir.

03 Temmuz 2020 Cuma, 15:52
Abone Ol google-news

 Hayvanlar ölümleri yaklaştığında bunu içgüdüsel (fiziksel vb.) sezinleseler de ; ölüme en uzak, en sağlıklı dönemlerinden (çoğu kez çocukluk döneminden) başlayarak öleceklerinin  bilgisine (bilincine) sahip olan tek canlı türü insan olsa gerek…

         Ölümsüzlük arayışı da büyük olasılıkla bu türün bu bilgiye  sahip oluşuyla başlıyor olmalı. Bu konuda  yine de bazı kuşkularım var doğrusu. 

          Ölüm (yok oluş) duygusunu  güçlendiren bir etkenin bireycilik olduğunu düşünüyorum. Biricik olan ben nasıl yok olabilir?

          İnsanın kendini bir toplulukla, doğayla, kendisi dışında bir başka şeyle özdeşleştirdiği bir anlayışta, ölme (büsbütün yok olma) duygusu daha az ürkütücü olsa gerek… Bununla birlikte, ölümsüzlük arayışının en eski zamanlarda başlamış olduğuna tanıklık eden yapıtlar var.

            Bunların başlıcalarından biri Gılgamış Destanı’dır…

                                                 ***

          Elimdeki kitap dilimize İngilizce’den çevrilmiş.(Hürriyet yayını, 1973. çevirenler S.Kutlu, T.Duralı). 

          Destanı (herhalde Sümerce’den) İngilizceye çeviren N.K.Sandars son derece kapsamlı(kitabın yarısını oluşturan) bilimsel giriş yazısına , Gılgamış Destanının, Mezepotamya’daki Uruk kentinin ünlü kralı Gılgamış üzerine yazıldığını belirterek başlıyor.

          Gılgamış öyküsünün  türetilişinin tarihi  M.Ö. 3000. Yani”Homeros’un destanından en az 1500 yıl önce”…

          Yazıya dökülüşünün ise M.Ö. ikinci bin yılın ilk yüzyıllarında olduğu yine bu giriş yazısında belirtiliyor. Destanın günümüze ulaşmasının baş döndürücü  karmaşıklıktaki öyküsüne burada giremeyiz. Meraklılar sözünü ettiğim yazıyı bulup okumalılar.

        Beni burada özellikle ilgilendiren ise destanın kahramanı Gılgamış’ın ,  “-çok insanca bir ilgi olarak- ölümlülük sorunu üzerine eğilen, bilgiyi arayan ve ölümlü insanların alınyazısından kaçmak isteyen…. İlk insan kahraman değilse bile, hakkında bir şeyler bilinen  ilk trajik kahraman “ olmasıdır…

          Giriş yazısının yazarı gibi “trajik” sözünün altını ben de özellikle çizmek isterim… Çünkü bu arayışın sonuçsuzluğu,  ölümlülük yazgısından kaçılamayacağı en baştan bellidir…

                                                 ***

     Gılgamış Destanı sadece kral Gılgamış’ın değil, önce rakibiyken daha sonra yakın dostu olacak  Enkidu’nun da öyküsüdür.

        Zaten Gılgamış’ın ölümlülük gerçeğinden onulmaz bir acı duyarak ölümsüzlük arayışına girişmesi sevgili arkadaşının ölümüyle ilgilidir. Onun bu ölüm üzerine yaktığı, gerçekten iç paralayıcı ağıt, destanın en etkileyici bölümlerinden biridir: 

                   Dinleyin beni Uruk’un ermişleri

                    Arkadaşım Enkidu’nun uğruna döküyorum gözyaşlarımı

                    Yas tutan bir kadın gibi inliyorum

                    Kardeşim  için ağlıyorum.

                    (….)

                   Uğursuz bir alınyazısı senden yoksun kıldı beni.

                     (…)

                     Nasıl bir şeydir acaba seni alıkoyan şu uyku

                      Karanlıklarda yitip gittin ve artık beni işitmez oldun.”

 

                                                     ***

       Destanda, ölümün kendisi kadar, biçimi, sevilen kişinin bedeninin (bu demektir ki kendi bedenimizin de!) uğrayacağı bozulma üzerinde de  ısrarla durulmaktadır…

                  Örneğin, “Enkidu cisimden yoksun bir hayalet, hafif bir soluk gibi yeryüzüne çıkıyor ve başına neler geldiğini soran Gılgamış’a  ‘Otur da ağla,’diyor, ‘dokununca içine neşe salan vücudum şimdi eski bir giysi gibi , börtü böceğe yem oldu.”

               Arkadaşının ölümünden sonra yedi gün yedi gece ağlayıp sızlayan  Gılgamış, onu ancak “vücuduna kurtlar üşüştükten” sonra toprağa vermek zorunda kalıyor…

    Bu yapıldıktan sonra  Gılgamış’ın, ülkedeki” bütün bakırcıları,kuyumcukları, taşçıları “çağırarak, onlara arkadaşının   heykelinin yapılması buyruğunu vermesi , insanın ölümsüzlük arayışıyla  ilgili  ayrıca ilginç bir konu…

       

                                                                    ***

   Atalarımızdan Gılgamış ölümsüzlük arayışında başarıya ulaşmamış da olsa, zihinlerde ve  gönüllerde bu arayış sürecektir kuşkusuz…