Haliç’te bir caz gecesi

Giovanni Mirabassi üçlüsü ve Manu Katché dörtlüsü Santralistanbul sahnesindeydi.

08 Temmuz 2014 Salı, 22:43
Abone Ol google-news

Santralistanbul’un önü tam bir mesire yeri. Eski macuncuların ve atlıkarıncaların yerini sponsor stantları almış; aralarında bir büfe, bir İKSV ürünleri tezgâhı, bir de plakçı...

Burada birazdan başlayacak iki güzel konser için gelen misafirleri, girişin önündeki tahta basamaklar karşılıyor.

İçerisi muazzam; suyun kıyısına kurulan sahne butik bir anfitiyatro gibi tasarlanmış. Henüz yüksek binalarla bozulmamış, alışveriş merkezleriyle istila edilmemiş bir eski İstanbul silueti dekor olmuş bu sahneye.

Haliç’in hemen karşı kıyısında, birazdan gelecek iftar vaktini karşılamak için hazırlık yapan ailelerin mangallarından yükselen dumanlar yükseliyor.

Sahneye ilk gelen Giovanni Mirabassi Trio. Son derece alçakgönüllü bir ekip; özellikle Mirabassi’nin (Fransızlaşmış olsa da) İtalyan tarafı ağır basıyor, piyano başında. Melodik sololarına mırıltı halindeki vokalleri eşlik ediyor.

Özel tasarım upright bas çalan Gianluca Renzi, Mirabassi’nin uzun süredir birlikte çalıştığı usta bir müzisyen. Kübalı davulcu Lukmil Perez, o da emektar sayılır.

Henüz çıkmamış albümlerinden parçalar çalıyorlar. Lirik, kırılgan ve duyarlı, bir o kadar da enerjik; cazda Avrupa lirizmini tercih edenler için ziyadesiyle tatminkâr bir üçlü.

Haliç’te gün geceye dönüyor; uzaktan görünen evlerin lambaları parlıyor, üçer beşer. Son parçaya karışan ezan sesleri iftarı ve konserin sonunu haber veriyor.

Ustaların gösterisi

Kısa bir aranın ardından ipleri eline alan dört usta müzisyenin gösterisi başlıyor.

2012’de Mercial Festivali’nde ilk kez birlikte çaldıktan sonra albüm yapmaya karar veren, öncesinde de parçaları çalmak için turneye çıkan davulcu Manu Katché, basçı Richard Bona, saksofoncu Stefano di Battista, piyanist Eric Legnini

Di Battista matrak bir karakter, hafif de alkollü; sürekli arkadaşlarıyla şakalaşıyor, müzikal espriler yapıyor.

Konseri keyifli hale getiren başka komiklikler de var; Bona’nın uçuşan partisyonların arkasından koşturması, ezan sesini duyduğunda gözlerini fal taşı gibi açarak tepki vermesi, Di Battista’nın müziğin patlama anlarında sopranosunu bir tüfek gibi havaya kaldırıp nişan alıp kuş avlaması gibi…

Dörtlünün uyumu üst düzey, parçalar da ufaktan pişmeye başlamış. Çıkarılması planlanan albümden olduğu üzere, her birinin albümlerinden de parçalar var repertuvarda. Katché’den “November 99”, Keep On Trippin”, Bona’dan “Sen Sen Sen”, “Mut’Esukudu”…

İlk kez gördük; Bona’nın çalgı cambazlığına girmeden bu kadar smooth çaldığını, Katché’nin böylesine neşeli olduğunu, Di Battista’nın çalarken dans ettiğini ve Legnini’nin piyanosunun başında ne kadar da Ferdi Özbeğen’e benzediğini…

Son notalarla birlikte gecenin soğuğu insanları ısırırken asayiş berkemal; Eyüp’ün caddeleri Şişli’ye giden minibüsçülere, çıkışta kalabalığı görünce şerit değiştiren taksicilere emanet…