Hangi İstikrar, Hangi Güven?

30 Aralık 2009 Çarşamba, 06:57
Abone Ol google-news

Herkesin “Nereye gidiyoruz” sorusunu sorduğu, güven ve istikrarın kaybolduğu bugünkü Türkiye’de, demokrasi içinde kalarak barış içinde birlikte yaşamanın yolu, böyle bir süreci harekete geçirmektir.

 Türkiye maalesef yeni bir türbülansa, yeni bir altüst oluş sürecine girmiştir. Geçmişte birçok kez yaşadığımız gibi, yine gerginlik-kamplaşma had safhadadır. Başbakan Erdoğan, yaptığı bütçe konuşmasında toplumu yatıştırmak için güven ve istikrardan söz etmektedir. Oysa toplum haklı olarak, hangi güven, hangi istikrar diye sormaktadır. Güvensizliğin böylesine tavan yaptığı dönemler az yaşanmıştır. Bugün kimse kimseye güvenmemektedir. Herkes birbirine kuşkuyla yaklaşmaktadır. Demokrasi, kurumların uyum içinde çalıştığı bir rejimdir. Oysa bugün hem kurumların içinde hem de kurumlar arasında güven ve uyum kalmamıştır.

Yargı kararları kuşkuyla karşılanmaktadır veya üzerinde kuşku yaratılmaya çalışılmaktadır. Danıştayın üniversiteye girişte katsayı ile ilgili aldığı karara rağmen, YÖK; kararın arkasından dolanarak, bu kararı etkisizleştirecek girişimlerde bulunabilmektedir. Reşadiyede yaşanan terör saldırısına herkes kendi bulunduğu yerden bakmış, bazıları olayın arkasında PKKden başka unsurlar yer aldığı imasında bulunmuştur. PKK üstlendiği halde kuşku yaratma çabaları devam etmiştir.

Türkiye, İş Kanununun uygulanmadığı, çalışma hayatına kuralsızlığın hâkim olduğu ülkelerin başındadır. Büyük kuruluşlar dışındaki işletmelerde, örneğin madenlerde, tersanelerde iş sağlığı ve güvenliği kuralları çalışmamaktadır. TEKEL işçileri, yaşam koşulları düşünülmeden sokağa terk edilmişlerdir. Sekiz saatlik çalışma düzeni aşılmış, günde 12-14 saat çalışma yeni kural haline gelmiştir.

Domuz gribi salgını her gün can almaya devam ederken, bu alanda otorite olması gereken Sağlık Bakanlığına güven yoktur.

Seçim sonuçlarına hile karıştırıldığı yaygın kanaat haline gelmiştir. En kaygı verici güvensizlik budur. Çünkü demokrasinin temeli serbest ve adil seçimlerdir. Demokrasilerde çözüm seçimden geçmektedir. Seçimlerin güvenilir olması için YSKnin bu seçimlerde uygulayacağı değerlendirme ve yazılım sistemini, yasada yeni düzenleme yaparak Mecliste grubu bulunan partilerin de öğrenmesi ve kabul etmesi sağlanmalıdır.

Türkiye bu duruma bir günde gelmemiştir. Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir. Bugünkü istikrarsızlık, zaman içerisinde biriken meselelere zamanında çözüm bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Son dönemde herkes sokaktadır. İşçiler sokaktadır, eczacılar sokaktadır, öğrenciler sokaktadır, memurlar sokaktadır, çiftçiler sokaktadır, esnaf zor durumdadır Öte yandan Türkiyenin her yerinde geceleri arabalar yakılmakta, dükkânlar kundaklanmakta, can güvenliği yok olmaktadır.

Türkiyede hükümet, dış güçlerin talepleri ile Türk toplumunun beklenti, istek ve gerçekleri arasına sıkışmıştır. Vatandaş, Hangi istikrar diye sormakta haksız mıdır?

Gerginlik sürdürülemez

Bütün bunlara rağmen, başka bir Türkiye yoktur. Çare yine demokrasi içinde bulunmalıdır. 2011 Temmuzunda yasal olarak yapılması gereken seçimlere kadar bu gerginlik sürdürülebilir gözükmemektedir.

Siyasette ve toplumda gerginlik yaratan olaylar ve bunların kamuoyu üzerindeki etkileri dikkate alındığında, bu gerginliğin daha fazla taşınması mümkün değildir. Siyasi partiler bu gerginlikten oy aldığını sanmaktadırlar, ama araştırmalarda liderlerin güvenilirliği düşmekte, deniz seviyelerine inmekte, buna karşılık toplumda arayış yükselmektedir.

Halk çatışma istememektedir. Siyasetin temeli diyalog ve iknadır. Diyalogsuz bir demokrasi yürümez. Demokrasi çare üretmektir.

Küfür üretmek kolay, fikir üretmek zordur. Bu koşullarda, her şeyin tartışıldığı bir ortamda erken seçimler de konuşulmalıdır. Büyük ülkümüz Türkiye ve demokrasidir.

Elbette erken seçimin Türkiyeye ne getirip ne götüreceği tartışılabilir.. ama demokrasiyi sürdürmek istiyorsak seçimden kaçmamak lazımdır. Seçimden kaçmak gerçeklerden kaçmak anlamına gelebilir. Bu gerçekler 2010 yılının son çeyreğinde bir erken seçimi gerekli kılmaktadır. Bu yüzden seçimleri reddetmemek gerekir.

Bu süreçte kritik konu, seçimlerin adil bir sonuç üretebilmesi için gereken reformların yapılmasıdır. Süratle seçim sistemi değiştirilmeli, baraj düşürülmeli, belli sayıda Türkiye milletvekilliği ihdas edilmelidir. Bu reformların önümüzdeki ilk genel seçimlerde uygulanması için de anayasal değişiklik yapılmalıdır. Bu basit ve kısa sürede yapılabilecek değişikliğin yapılmaması bile siyasetçilerin samimiyetsizliğinin göstergesidir. Siyaset sadece konuşmak değildir, yapmaktır.

Seçimlerin ardından, kamplaşan Türkiyede birçok konu ancak toplumsal mutabakat ile çözülebilir. En önemli konu hiç kuşkusuz işsizliktir. Bununla birlikte, Türkiyenin ayağında pranga olan Güneydoğu veya Kürt sorunu da bu çerçevede ele alınmalıdır. Bu soruna çare üreterek, sürecin çok daha başka noktalara gitmesi engellenmelidir. Ama bu kez, ben yaptım oldu mantığıyla değil, ulusal bir mutabakat oluşturarak bu işe başlanmalıdır. En az beş yıllık bir çözüm planı oluşturulmalıdır.

Böyle bir çözüm planının en önemli unsuru, bölgeyi sosyo-ekonomik olarak çekim merkezi haline getirecek yeni bir kalkınma planıdır. Yatırımları önce devlet yapmalı, risk sermayesi yöntemiyle 5-15 yıl içinde devlet buralardan çıkmalıdır.

Dünya ile ekonomik entegrasyon çözümün anahtarıdır. Kültürel ve demok-ratik reformlarla eşzamanlı, ezber bozan, kurulacak bir ekonomik model ile bölgedeki çocuklar ve gençler, mutlaka İngilizce öğrenmeyi de istemelidirler.

Türkiyenin bütün kesimlerinin, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, parlamentonun, medyanın vb. temsilcilerinden oluşan bir anayasa konvansiyonu kurulmalı, bu konvansiyonun tek görevi yeni bir anayasa taslağını üç yıl içinde hazırlayıp parlamentoya sunmak ve sonra da kendini feshetmek olmalıdır.

Herkesin Nereye gidiyoruz sorusunu sorduğu, güven ve istikrarın kaybolduğu bugünkü Türkiyede, demokrasi içinde kalarak barış içinde birlikte yaşamanın yolu, böyle bir süreci harekete geçirmektir.

Bülent Tanla  22. Dönem Milletvekili