‘Hayatımla ülkem arasında renk kayması yok’

Ressam Mehmet Güleryüz’e göre şimdi, tüm bu olan biten arasında, kendimizi yeniden inşa etme zorunluluğumuz var. Ama önce bir muhasebe yapmanız lazım. Kişisel tarihimiz, ait olduğumuz toplumun ve yaşadığımız ülkenin tarihini çok iyi anlayıp aradaki “renk kaymaları”nı tespit etmek zorundayız.

21 Ocak 2017 Cumartesi, 21:06
Abone Ol google-news

Ressam Mehmet Güleryüz’ün tüm sanat üretimini 2015’te İstanbul Modern’de açılan retrospektif sergide izleme imkânı bulmuştuk. O sergiyi gezenler Güleryüz’ün pratiğinde desenin ne kadar önemli yer tuttuğunu görmüşlerdi. 79 yaşındaki sanatçı hâlen her gün, sürekli desen çiziyor. Evinde sayamayacağınız kadar çok defter var. Birer sanat eseri kondurulmuş yüzlerce, binlerce sayfa... Karıştıracak olsanız heyecandan yüreğiniz ağzınızdan çıkacak gibi olur... Güleryüz bu defterleri özenle saklıyor ve kimi zaman o sayfalara geri dönüp bakıyor. Üstelik söyleşi sırasında öğreniyoruz ki, genç sanatçı adaylarının defterlerine de el atmış. Bir yandan kasımda Paris’te açacağı solo sergiye hazırlanan Güleryüz’le, The Empire Project’te açılan ‘Rağmen’ sergisinde buluştuk. Galerinin duvarlarını süsleyen son dönem desenleri arasında sohbete koyulduk...

-Neye ‘Rağmen’?

Giderek basan ışıksızlığa rağmen. Giderek önümüzü görmemize engel olan ağır sise rağmen. Birlikte yaşanan acılara rağmen. Büyük baskıya rağmen. Belirsizliklere rağmen. Tehdide rağmen. Tek tip değerlendirme ve düşünce baskısına rağmen... Devamı var ama herkesin kendinden katacağını da düşünerek, sıralamayı uzatmanın anlamı yok. Bu sergideki desenler ve bugün yapılan her sanat eseri, sözünü ettiğimiz bütün olumsuzluklar ve ümitsizlik doğuran hallere rağmen bir varlık ve devam ifadesidir.

'Resim düşünmek resim yapmaktır’

O lafı söylediğimde genç bir yaşta değildim ama ileri yaştaki bir insan da bazen fevri davranabiliyor. Söylediğinden pişman olabiliyor. Kendi içinizde de bazen fevri davranabiliyorsunuz. Başka bir şey söylemek istiyordum belki. O derece kızgın, kırgınım ki en sevdiğim işi, işimi bırakma raddesine gelmiştim. Ama bunu realize etmek kolay değildi. Daha sonra bu söylediğim yanlış geldi. Çünkü resim yapmak benim için bir keyif vesilesi değil, gereksinim. İnsan inandığını ve yaptığını sürdürmeli. Ondan herhangi bir biçimde sapmamalı. Ben de resmi bırakmadım. Onu söyledikten sonra çok da boya yaptım. En önemlisi resim düşünmek. Resim düşünmek resim yapmaktır.

-Bu lafı ederken kastınız biraz da piyasaya maddi değer taşıyan bir şey sunmak istemeyişinizdi. O yüzden resim değil, desen demiştiniz herhalde?

Başka bir kızgınlığım da bu. Hakikaten maddi bir değer üretmek meselesi haline gelebiliyor. Ben buna da karşıyım. Ama sizin ürettiğiniz resmin başkaları tarafından meta veya değer olarak görülmesinin önüne geçmek mümkün değil...

 

'Desen biraz da benim işimle değer kazandı’

-Eviniz sayısını belki sizin bile bilmediğiniz desen defterleriyle dolu. Ama kâğıtlara çizdiğiniz desenleri kimsenin almak istemediğini söylemişsiniz...

Defterlerimin sayısını bilmiyorum. Sayı vermek de istemem şimdi. Genelde bizim toplumdaki alıcı daha fazla kalıcı olduğuna inandığı yağlı boyayı almayı tercih ediyor. Kâğıt üzerine yapılmış bir şeyi daha az değerli görüyor. Bu tabii son derece yanlış. Son derece basit ve de maalesef üzerine düşünülmemiş bir şey.

-Yurtdışında da böyle mi?

Hayır, değil tabii ki. Buna karşın Türkiye’de birçok desen koleksiyoncusu ve desen seven kişi var. Desenin biraz da benim işimle değer kazandığını söyleyebilirim.

-Resmi bırakacağım, demenizde “Gezi’de hakarete uğradık” düşüncenizin etkisi vardı. Peki bugün uğradığımız şeye ne demeli?

Küçümseme, küçültme, yok sayma bugün maruz kaldığımız en önemli davranış biçimi. Tarihi yok edebilme cüretini güç kullanarak gösterebilirler. Ama tarih yaşandı. Tarih gerçek olanın bir gün ortaya çıkacağını da göstermiştir. Her şeye muktedir olduğunu dülşünen bir hükümet sırasının geldiğine inandığı birtakım noktalara el atıyor. Bu toplumun, bu çok büyük geçmişin yıpratılmasını bir muktedirlik ifadesi olarak görüyorlarsa da bu tersine bir şeydir aslında. Büyük bir zaafiyetin ifadesidir. Bunun böyle olduğunu idrak etmeleri hepimizin yararına olduğu gibi, en önce kendilerinin yararına. Büyük jestler, büyük sözler ve sertlik aslında büyüklüğü değil küçüklüğü gösterir.

 

‘Vicdana ihtiyaç var’

-Türkiye şu an başkanlık sistemini tartışıyor. Milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenler, yazarlar tutuklanıyor... Bütün bunlar sizin üretiminizi nasıl etkiliyor?

Türkiye bizim gençliğimiz de dâhil her zaman gergin bir ortamın içindeydi. Her zaman daha zorlaştırıcı şeyleri denemeye kalkan, demokrasiyi güce sokan denemelerin yapıldığı bir ortamdır Türkiye. Hep öyle oldu. Ama Türkiye’de hakim tavır her zaman bir demokrasi mücadelesi ve arayışıydı. Şimdi atılan her adım bunun tüm imkânlarının ortadan kaldırılmasına yönelik. Aklı başında olanlar bugünkü bariz durumu o zamanlardan ufukta görüyor, büyük tehlike olan bu gidişin önüne geçmek gerektiğini söylüyordu.

-Ama bu kadar hızlı olacağı tahmin edilemiyordu... Şimdi ne yapmak gerek?

Hayır, bunu kimse düşünmedi. İnsanlığın dibe vurduğu zamanlar olmuştur. Şimdi biz yeni bir öğreti içindeyiz. Şimdi bir kere daha kendimizi gözden geçirmeliyiz. Hem de baştan sona kadar. Yeniden kendimizi inşa etme zorunluluğumuz var. Her yaştaki için. Ben 79 yaşıma girdim. Yeniden kendimi söküp takma durumundayım. Önce bir muhasebe yapmanız lazım. Kendi tarihinizi, ait olduğunuz toplumun ve içinde yaşadığınız ülkenin tarihini çok iyi anlamanız lazım. Ondan sonra kendi tarihinizi bunun üzerine nasıl aplike ediyorsunuz, burada bir renk kayması var mı? Bence benim hayatımla ülkemin hayatı arasında hiçbir renk kayması yok. Tabii doğruyla, akılla, ahlâkla, vicdanla ilgili olandan bahsediyorum. Şu anda vicdana, ahlaka ihtiyacımız var.

-90 - 95 yılları arasında Votre Beaute adlı kadın dergisinde söyleşiler yapmıştınız. Sonra onlar ‘Güleryüzlü Sohbetler’ kitabında buluştu. Eğer benim yerimde olsaydınız şimdi kendinize ne sorardınız? Tek bir soru...

İçiniz rahat mı, diyebilirdim

-Cevabınız ne olurdu peki?

Rahat.

‘Tarafsız olmak en politik duruştur’

-Türkiye’deki sanat piyasasının politik muhalefet içeren eserlere talebi ülke gündeminden etkilenir mi?

Çok hassastır bizim alıcımız. Ama kişilerin neyi politik, neyi politik dışı saydıkları çok farklı. Bana göre hiçbir taraftan olmadan, nötr bir noktada durmak en politik duruştur. Kaba politikten yana değilim hiç. Sadece durum resmi yapıyorum.

-Resim için bugünü yansıtmakla yarına kalmak arasında nasıl bir denge var?

Günceli kullanmak ayrı bir olay. Günde yaşanan; yer, kişi, olay belirtilmeksizin çok farklı biçimde anlatılabiliyorsa ve o şekilde güncel olabiliyorsa onun sanat değeri vardır. Öbür türlüsü olayların tazeliğini, günün fırsatlarını kullanmak demektir.

-Gençlere destek için işlerini satın alıyormuşsunuz. En son ne aldınız?

Sanat liseleriyle 7 yıldır yaptığım bir defter projesi var. Edirne Güzel Sanatlar Lisesi’nde başladı. Bugün katılım 22 sanat okuluna kadar yükseldi. Ağırlığı daha çok oraya veriyorum. Sanat liselerinin son sınıf öğrencilerine defter tutma disiplini oluşturmaya yönelik bir proje bu. Son iki yıldır Milli Eğitim Bakanlığı da onayladığı bu projeyi tavsiye ediyor. Katılım 22 sanat okuluna kadar yükseldi. 100’er sayfalık defterlere sayfalarını hiç koparmamak şartıyla, gözlem esaslı ve tarih belirttikleri desenler yapıyorlar. Bunların hepsi toplanıp sonra bana geliyor ve hepsini gözden geçiriyorum. Sonra defterlere eleştiri yazıyorum.

-Epey mesai istiyor yani...

Öyle. İçlerinden 10 tanesini ödüllendirip 250’er euro veriyor ve seçilenlerin sergisini açıyoruz. İzmir’deki Nar Sanat Galerisi’nde şu an projeye katılan okullardan gençlerin desen çalışmaları sergileniyor. Bu proje gençlere birbirlerinin işlerini tanıma fırsatı veriyor. İleride beraber yürüyecekleri bir yolun çok erken tanışması bu. Yedi yılda desen kalitesi çok yükseldi.

‘Sanatçıları yok sayarak yok etmeye çalışıyorlar’

-ABD’de, Donald Trump’ın göreve başlayacağı 20 Ocak’ta tarihinde bütün sanat kurumları ve okullarını greve çağıran bir imza kampanyası başlatıldı. Pek çok sanatçı da imzaladı. Türkiye’de niçin böyle bir refleks gösterilmiyor?

Türkiye’de böyle bir eylem sanatçılara kalırsa olur. Ama halka kalırsa olmaz. Halkın sanatçıya verdiği önem nedeniyle olmaz. Bunun önü 10 yıllardır alınıyor. Türkiye’de aydınlar ve sanatçılar hep beraber aşağılandılar. Yok sayıldılar, yok olmaları için dualar edildi. Tedrisatta kimlerin sanatçı olduğuna dair yeniden tanımlamalar yapıldı. İktidarın sanatçı olarak gördüğü kesimler belirtildi. Türkiye’de sanat da var; mücadeleyi, demokrasiyi bilen, savunan gerçek sanatçılar da. Halk onların yanında mı? Bütün mesele bu. Türkiye’de sanatçılar demokrasiye olan katkıları ve inançları yönünden bir tutarlılık gösterdikler için reddedilmiş, şimşekleri üstüne çekmiştir. Şu anda da yok sayılarak yok edilmeye gayret edilmektedirler.