Herkes kendi kozasında

Eve kapanmak hepimizin yaşam biçimi haline geldi, her şeyi eve sığdırmak zorundayız. Ne yapalım diye mimarlara sorduk. Karşımıza 80’li yıllarda ortaya atılan koza akımı çıktı.

06 Şubat 2021 Cumartesi, 16:02
Herkes kendi kozasında
Abone Ol google-news

EDDA EDDA Architecture’dan İç Mimar Eda Tahmaz’a kozayı sorduk. 

- Koronavirüsle birlikte herkes kendi kozasına çekildi, siz de cocooning kavramından bahsediyorsunuz, koza yaşamını biraz açıklar mısınız?

80’lerin eşiğinde Batı ülkelerinde yükselen suç oranı ve güvensizlik ortamı oluştuğunda, 90'larda internet hayatımıza girdiğinde, 2000'li yıllarda terör olayları, sarsılmaz sanılan bazı güvenlik duvarlarının ne kadar kırılgan olduğunu kanıtladığında, özellikle Amerika kıtasında eve çekilme, içe dönüş trendinin yolu açılmıştı. Günümüzde ise Covid-19’la birlikte, tüm dünyada zorunlu olarak evlere mahkum bir yaşam biçimi ortaya çıktı.

“Cocooning” yani koza yaşamı, 1981 yılında New York’lu trendsetter ve fütürist Faith Popcorn tarafından ortaya atılan bir sosyo-psikolojik davranış şekli olarak ortaya çıkmış. Bu yaşam tarzı toplumdan, sosyal yaşamdan bilinçli olarak çekilip belli bir güven ve konfor düzeyine sahip daha içe dönük bir yaşamı tercih etmek olarak şekillendi. Restoranlara gitmek yerine evde yemek yemek, film seyretmek, haftanın belli günleri evden çalışmak gibi... Bu tarzı benimseyenler “Yenileniyoruz, işimize ve ailelerimize çok daha fazla zaman ayırabiliyoruz” diyerek tüm metropollerde, büyük şehirlerde yaşayanları bu tarzı benimsemeye çağırıyorlardı. 

Covid-19'un halen süren etkisi nedeniyle, Popcorn tarafından "Kendini dış dünyanın sert, öngörülemez gerçeklerinden koruma ihtiyacı" olarak tanımlanan koza oluşturma, bir zorunluluk olarak olsa da bir kez daha hayatın merkezinde karşımıza çıkıyor.

- Evdeki tüm ihtiyaçlar da farklılaştı, evde geçirdiğimiz zaman çok arttı. Daha rahat evler yaratmak için neler yapabiliriz?

Tam da böyle bir dönemde cocooning felsefesi, evde dört duvar arasında sıkışmışlık hissinden kurtulup yaşadığımız mekânı daha güzel ve konforlu hale çevirmeyi vurguluyor.

Pandemi ile beraber evlerimiz hepimiz için yeni aktivite mekanları, spor salonu, hatta kafe haline geldi. Belki de en önemlisi bir çoğumuz için evimiz aynı zamanda iş yerimiz oldu. 

Ev içinde yaratılacak bu çalışma alanlarında kullanılacak mobilyaların ise hem işlevsel hem de estetik olması önem kazandı. Bir yandan bu süreçte hobilerimize daha fazla önem verir olduk. Bu nedenle ailenin eve kapanma eğilimi yerini evde herkesin kendi köşesine çekilmesi eylemine bıraktı. 

Evlerimizde daha rahat ortamlar yaratmak için dikkat etmemiz gereken bazı konular var: Öncelikle renk olarak; bej tonları, toprak tonları, gri, nude, krem ve kahverengi gibi çok baskın olmayan, doğadan gelen renkler seçilmeli. Buna ek olarak belli oranlarda maviler ve yeşiller eklenebilir.

Ayrıca evden çalışmanın yaygın hale gelmesi ile çevirimiçi toplantıların çalışma süremizde ağırlıklı bir yer tutmaya başlaması, bu görüşme alanlarının da ihtiyaca göre kurgulanmasını gerektiriyor. Örneğin arka fonun önemi, gün ışığı ya da aydınlatma düzeyinin önemi gibi unsurlar ortaya çıkıyor. Arkamızdaki kompozisyonda yer alacak mobilyadan duvar kağıtlarına ya da boyaya kadar bir çok unsur önem kazanıyor. 

Aydınlatma tercihimiz her zaman gün ışığından maksimum düzeyde faydalanmak üzerine olmalı. Daha sonra aplikler, mumlar ve lambaderlerle aydınlatma desteklenmeli. Çalışırken masa lambası, film izlerken lambader ya da bir sohbet esnasında tüm alanı aydınlatan tavan spotları ile farklı ambiyanslar yaratabilecek alternatifler mümkün olmalı.

Kullandığımız mobilyalarda ise görselliğin yanında, rahat ve kullanışlı olmasına dikkat etmeliyiz. Özellikle evde çalışırken kullandığımız mobilyaların ergonomisi ve rahatlığı ön planda olmalı.

- Size gelen tasarım talepleri neler, insanlar neler istiyor?

Cocooning felsefesine göre ve özellikle de son dönemde pandeminin bizlere dayatması ile dışarda yediğimiz yemeği, aldığımız ekmeği, içtiğimiz onlarca çeşit kahveyi evde yapmak zorunda kalmamız mutfakları evin odak noktası haline getirdi.

Ofis projelerimizde de, ortak alanlar konusunda kullanıcılar daha ihtiyatlı ve kalabalık bir şekilde açık plan ortamlarda çalışmaya daha az istekliler. Mahremiyet ve güvenlik için paylaşılan, ancak bölgelere ayrılmış alanları içeren "Together Apart" konsepti ofis projelerimiz için ortak çözüm noktası oldu.

- İç mimarla çalışmayanlar evlerinde ne gibi düzenlemeler yapabilirler? Spor salonunu, ofisi, parkı, bahçeyi eve taşımak zorundayız... Neler yapabiliriz?

Pandemi sürecinde evde kaldığımız bugünlerde yaşadığımız mekanlarda yapacağımız küçük değişiklikler bile daha konforlu alanlar yaratmak için önemli bir adım olacaktır. Toprak tonları ve beyazın sakinliğini evlerimize taşımak, içine gömüleceğimiz rahat puf koltuklar, cocooning yaşam tarzının benimsediği bulut şeklindeki oturma birimleri kullanmak, yün, pamuk, elle örülmüş battaniyeler, kullandığımız objeler eskisinden daha çok vakit geçirdiğimiz evlerimizde yapabileceğimiz değişikler olabilir. 

Evde gördüklerimiz dışında, boşluklar da büyük önem taşımaktadır. Evlerimiz spor salonu, ofis, kütüphane gibi farklı alanları barındırmaya yetecek büyüklükte olmayabilir. Fakat evlerimizde oluşturabileceğimiz boşluk alanları ile her türlü ihtiyaca göre dönüştürülebilir alanlar yaratabiliriz. Spor salonu yerine havalandırabileceğimiz bir odada matımızı atıp spor yapabilir, bir kafeye gitmek yerine rahat bir koltuk yerleştirip kahvemizi alıp kitap okuma alanı ya da bir hobi köşesine çevirebiliriz ya da bu boşluk alanlarımızı çalışma masası ve ergonomik bir sandalye koyarak ofis alanı yaratmak için kullanabiliriz.

Ancak bu süreçte en çok ihtiyacımız olan doğaya dönüş özlemimizi gidermek için ise atıl durumda olan ufak balkonumuzu yeniden düzenleyerek bahçe ve parkları kendi evimize taşıyabiliriz. Evimizde balkon yok ise yarattığımız her boşluk alanını ufak bir botanik bahçe yaratmak için kullanabiliriz.

BALKONLARI DÖNÜŞTÜRÜN, DİKEY BAHÇELERE YER AÇIN

Mimar Esra Kazmirci evlerimizi nasıl düzenleyebileceğimizi örneklerle anlattı:

“Özellikle bu pandemi günlerinde hayatın biraz yavaşlaması ile aslında ne kadar nefes almadan, bir koşuşturma içinde olduğumuzu bir kez daha fark ettik. Eskiden olmazsa olmaz dediğimiz değerler olmadan da yaşayabileceğimizi görmüş olduk. Alıştığımız bir düzenin dışına çıkmak konfor alanımızı ne olursa olsun etkiliyor. Önceleri bu düzeni yadırgadıysak da bu süreçte yapmak isteyip yapamadığımız, çalışmaktan yapmaya zaman bulamadığımız ne varsa ilgilenmeye başladık. Biz ebeveynler olarak daha fazla çocuklarımız ve ailemiz ile ilgilenme olanağına sahip olduk.

Mutlaka öncelikler değişime uğradı. Özellikle sokağa çıkamayan yaş sınırındaki ve şehirlerdeki insanlar için bir nefes alma durağı olan bahçenin, güzel mevsim geçişlerini yaşayabileceğimiz balkonun ve terasın önemi arttı. Evin içi haricinde nefes alınabilecek, yeşilin, doğanın önem kazandığı bir dönemdeyiz. Şehirden uzak, daha kırsal alanlara eğilim arttı. Mutfakta geçirilen zaman ise yadsınamayacak şekilde fazlalaştı. Yaratıcı ve sağlıklı yemek tarifleri ile mutfaklarımız renklendi. Karantina dostu hale gelen kitaplar haricinde arkadaşlıklarımızın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlamış olduk.

Evlerin karantina zamanında bir sığınağa dönüşmüş olması, insanların evlerine bakış açısını değiştirdi. Artık yaşam alanlarımız yapısal ve donanımsal olarak daha kapsayıcı olmak durumunda. İçinde yaşayanlara ne hissettirdiği daha da önem kazandı.

Pandemi başlangıcından beri çoğu kişinin evde çalışma düzenine geçmesi, çocuklarımızın evden çevrim içi eğitim almaya başlaması, mutfaklarda daha çok zaman geçirilmesi ev içinde duyulan ihtiyaçlarımızı ve önceliklerimizi değiştirdi.

Bugünlerde artık sadece tasarım yeterli olmayacak gibi duruyor. Tasarımın arkasındaki hikâye ve işlevsellik bilinçli tüketimle beraber şekil değiştirecek. İç mimarlar, mimarlar ve sanatçılar da doğal olarak bu değişimin öncüsü olmak zorundayız, tasarımlarımızı bu doğrultuda yararlı bir araç olarak kullanmaya çalışıyoruz.

Pandemiyle birlikte açık alana olan ihtiyacı arttı. Balkon, teras ve bahçe evlerin en çok kullanılan bölümleri oldu. Dolayısıyla teraslı, bahçeli ve balkonlu konutlara ilgi daha da arttı. Depolama için kullanılan balkon alanları, ölçüsü ne olursa olsun bize nefes aldıracak mekanlar haline geldi. Duvarlar da dikey bitkilendirme, saksı çiçekleri ve bitkiler... Hatta balkonlarda yetiştirilen sebzeler…

Son zamanlarda revaçta olan açık plan mutfak ve salon yerleşimleri artık değişmeye başladı. Öncelikler değiştiği için fazla sayıda oda daha çok önem kazandı. Restoranların kapanması ile evin merkezi olan mutfağın önemi arttı daha da arttı. Mutfak planlamasında daha rahat bir yemek bölümü, yemek yapılabilecek büyük tezgahlar talep edilmeye başlandı.

- Yatak odaları yatak haricinde aynı zamanda çalışabileceğimiz, oturabileceğimiz, daha uzun vakitler geçirebileceğimiz şekilde tasarlanmaya başlandı…

- Doğa ve gün ışığı , kremi bej ve beyaz gibi açık renk tonları... Son dönemlerde mekânlarda sıkça kullanılan bu renkler, rahatlatıcı ve aydınlık bir etki bırakıyor.

- Çocuklarımızın evden online eğitim alması ve internet üzerinden yapılan toplantılar ile, ses izolasyonu, odalar da rahat çalışma alanları yaratılması önem kazandı…

- Daha çevreye duyarlı, güneş enerjisinden faydalanan ekolojik tasarımlar…

Çevre dostu sürdürülebilir malzemeler…

- Akıllı ev sistemleri… Evdeki hava derecesini ve kalitesini kontrol edecek, havayı otomatik temizleyecek, dışarıdan gelen havayı filtreleyecek sistemler…

- Anti bakteriyel malzemeler kullanılması…

- Bina genelinden bağımsız su ve ısıtma sistemleri…

- Akıllı aydınlatma teknolojisi…

- Sensörlü / Fotoselli  bataryalar ve kapılar…

- Mobilya ve objeler de fonksiyonel ve daha yalın formlar…

Yeni normallerimizde evlerde daha çok  zaman geçirilmesiyle birlikte kişiler yeni bir düzen ve iç mekan tasarımına yöneldi. Ve önceliği kendi mahremiyet alanı olan evlerine verdiler.

Pandemi nedeniyle zorunlu olmadıkça dışarı çıkmayan, alışık olduğumuz sosyal hayattan mahrum kalan kişiler, evde daha çok vakit geçirecekleri için, profesyonel yardım almadan da evlerinde değişiklikler yapmaya başladılar. Mekanı güzelleştirmek ve yeni normalimizin ihtiyaçlarını karşılamak için; yapı malzemesi satan mağazalardan; boya ekipmanları, ev dekorasyon malzemeleri ve ev aletleri satın alarak ustalığı öğrendiler diyebiliriz.

Evlerde doğru  kullanılmayan en küçük alanlar bile yeni mekanlara dönüştürülmeye başlandı. Balkon kapatma, balkon zemin döşemeleri ve mutfak değişikliği için tadilatlar arttı. Artık sosyal medya sayesinde gözümüze, gönlümüze ve bütçemize hitap edebilecek dekorasyon fikirlerini bulmak ve uygulamak daha kolay hale geldi. Tabii ki kolay uygulanabilen ürünlerin seçilmesi önemli…

Mekanı daha ferah ve geniş gösterecek aynalar, açık renk boya seçimleri ve döşemelikler…

Hepimizin bildiği gibi bitkilerle ilgilenmenin kişiler üzerinde psikolojik açıdan olumlu etkiler gösterdiği kaçınılmaz.

Doğaya ve yeşile özlemin daha çok ihtiyaç duyulduğu bu dönemde, insan ruhuna doğanın ne kadar iyi geldiğinin farkındayız. Bitki bakımı kişiye keyif verdiği gibi, daha da dinginleştirmektedir. Doğa, ağaçlar, bitkiler ve çiçekler neşeli duygularımızı ortaya çıkarıyor, bizi çok daha pozitif yapıyor.

Balkonu, terası ve bahçesi olan evler daha çok revaçta olacak. Balkon ve teraslarda küçük bahçeler oluşturmak ve bitki yetiştirmek ruh sağlığımıza iyi gelmekle kalmayıp bizlere kendi sebze ve meyvelerimizi yetiştirme olanağını da sağlayacak.

Açık alanda spor yapma olanağımızın olamadığı durumlarda, kendi vücut ağırlığımız ile yapabileceğimiz aktivitelere ağırlık verebiliriz. Bunun için illa büyük bir alana ihtiyacımız yok. Evimizin havadar olması bize yetecektir. Spor yaparken çeşitli hormonları devreye sokarız, bunlardan bir tanesi de mutluluk, canlılık ve zindelik veren serotonin hormonudur. Online veya uygulama ile programlı olarak yapabileceğimiz aktiviteler için pilates yer minderi / mat , birkaç dambıl (ağırlık), esneme yapabileceğimiz. Pilates egzersiz direnç lastiği satın almamız yeterli olacaktır.