Hızı Kesilen Devrim

15 Ağustos 2009 Cumartesi, 06:17
Abone Ol google-news

İkinci Dünya Savaşı, devrimin hızını kesti. Yaratıcı olmayan aydınların yılgınlığı, öndersiz yolculuğu becerememeleri, Cumhuriyeti, yenilgiye uğratılmış sömürgecilerin kucağına itti önce. Sonra, tarikatçılarla oy avcılığına çıkan karşıdevrimcilere teslim etti.

Son günlerde, bir Kürt açılımı sözü, ülkeyi sarsıcı biçimde tartışılıyor. Türkiye Cumhuriyetinin tarihsel ve toplumsal gelişimi düşünülmeden, konu, bir hukuk ve demokrasi sorunu olarak ele alınıyor. Ülkemizde, geçerli hukuk, burjuva hukukudur. Bu hukuk, halka karşıdır. Batıda, XVII. yüzyılda, İngilterede soylulara karşı verilen savaşımın sonunda ortaya çıkmış, XVIII. yüzyılın sonunda, Fransada ete kemiğe bürünmüştür.

Burjuva sınıfının soylu sınıfa karşı kazandığı bir savaşın sonunda, çağdaş Batı hukuku, özüne ve biçimine kavuşmuştur. Kaynağında, işçi sınıfı, yoksul köylüler olan devrim, kısa sürede, halk devrimi olmaktan çıkıp, burjuva demokratik devrimine dönüşmüştür. Devrimin itici gücü ilerici burjuva, iktidarını pekiştirince, gerici bir sınıfa dönüşmüştür. Bu gelişmenin toplumsal diyalektiği açıktır. Bir toplumda kazanılan her hak, bir halk hareketinin sonucuysa, kalıcı olur. Batıda gördüğümüz her devrim hareketinde, işçi sınıfının, emekçi katmanların ve köylülerin payı vardır. Batı toplumlarında özgürlükler ve haklar, sürekli gelişmişse, geçerli burjuva demokratik hukukunun oluşmasında, halkın katkısı düşünülmelidir.

Kazanılmış her hak, bir halk hareketinin sonucuysa, her kazanım kalıcı olur. En küçük savsaklama, bir yorgunluk, bir yılgınlık, yavaşlama, kazanılmış hakların yitirilmesine yol açar, sarmalın ileriye doğru eğrisini geri çevirir.

Atatürk Devrimini, bu gelişme diyalektiğiyle incelemek gerekir. Laik Cumhuriyet, neden, İslamcı şeriatın kıskacına girdi?

Bu sorunun yanıtını, tarih felsefesi açısından vermek zorundayız. Yoksa, Cumhuriyeti sonsuza dek yitireceğiz.

Kazanılmış hak

İkinci Dünya Savaşı, devrimin hızını kesti. Yaratıcı olmayan aydınların yılgınlığı, öndersiz yolculuğu becerememeleri, Cumhuriyeti, yenilgiye uğratılmış sömürgecilerin kucağına itti önce.

Sonra, tarikatçılarla oy avcılığına çıkan karşıdevrimcilere teslim etti. Demokrasiyi, salt sandık sayan bir dünya görüşü, halka özümsetildi.

Halkın demokrasi bilincinin oluşmaması, ilerici kurumların yıkılmasına sessiz almasına yol açtı.

Her ilerici savaşım, ezilen toplum kesimleri için verilir ama halk dalkavukluğuyla tarihsel ve toplumsal bilinç yaratılamaz.

Verilmiş hak, kazanılmış hak değildir. Anadolu halkına, her türlü hak Atatürk tarafından verilmiştir. Anadolu halkı, hiçbir demokratik hakkı savaşın sonucu kazanmamıştır. Çok basit bir düşünceyle, Anadolu halkının, sömürgeci siyasaları kavramadığını görebiliriz.

Türkiyede, demokrasiye yatkın en güzel kentlerden biri Sinoptur. Sinoptaki Amerika Birleşik Devletleri üssü kapanınca (kapatılınca değil), Sinoplular, ayağa kalktılar.

Çünkü, o üssün ekonomik katkısı vardı kente. Bu, ulusal bilincin, bağımsızlık bilinciyle bilenmediğini gösteriyor. Gelişmiş inanç, tarihin her aşamasında, ulusal bilinci körleştirir. Dinsel bilinç parayı kutsuyor. Ulusal bilinç için, tek kutsal, ulusun saltık bağımsızlığıdır. Dinci, yurda özgü her şeyi satar, oysa ulusalcı, yurt toprağında kurduğu tüm üretim araçlarını korur.

Ulusalcı için, özdeksel üretim güçleri, bağımsız devletin kutsalıdır. Hicazın topraklarını, sömürgeci postalları çiğneyebilir ama bağımsız ulusun yurduna, yabancı ayağı basamaz.

Toplumsal bilinç, böyle gelmiş, böyle gitmez direncini yaratır, giderek, varlığını pekiştiren tarihsel bilinçe dönüşür.

Tarihsel bilinç, toplumun itici gücüdür. Türk toplumunun tarihsel bilinci, sömürgeci ruhun açılımlar yozluğuna teslim olmuş görünüyor. Her şeyin yasal olduğu vurgulanıyor.

Devrimin mantığı

Yasa, toplumsal ilişkilerin, hukuka yansıyan yüksek biçimlerindendir. Bu yüzden, hukuku, salt toplumsal sözleşmeye bağlamak, toplumsal istence indirgemek yeterli değildir.

Birtakım toplumsal gelişmeler, bir yasayı, gerçek hukuk dizgesinin çürük bir halkasına dönüştürür.

Türlü açılım yasaları özdekçi bilimsel diyalektiğin mantığına aykırı yapılırsa, toplumsal karmaşa kaçınılmazdır. Devrimin hızı kesilmiştir ama mantığı ve tarihsel gerçekliği yaşıyor.

12 Eylül anayasası, hukuk mantığının yanlışlar çizelgesinde bir köhne metindir ve bugünkü dinci iktidarın sorumlusudur.

Bir an önce devrimi hızlandıracak yeni bir anayasa için güçbirliği yapmalıyız.

Vecihi Timuroğlu