'İmralı, sürecin adeta bir aynasıdır'

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, "Ne CHP ve MHP'nin statükoda ısrarıyla, ne de AKP'nin tasfiye mantığı" Kürt sorununun çözülemeyeceğini savundu.

02 Aralık 2009 Çarşamba, 12:03
Abone Ol google-news

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, "İmralı, Hükümetin açılım olarak savunduğu sürecin adeta bir aynasıdır. Bu sürecin gerçek bir demokrasi açılımına dönüşmesinin en önemli koşullarından biri İmralı'ya yaklaşımdır. Çünkü Kürtlerin gözü kulağı İmralı'dadır. Kürtler, İmralı'ya karşı geliştirilen olumlu ya da olumsuz bir tavrı kendisine karşı alınan bir tutum olarak saymakta ve görmektedir. Bu nedenle İmralı, Kürtlerin ve toplumsal barışın en hassas noktasıdır" dedi.

Türk, parti merkezinde yaptığı basın toplantısında "Kürt Açılımı" ve İmralı'daki Abdullah Öcalan'ın durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu. Türk, Kürt sorunu tartışmalarının, toplumun her kesiminde, bir barış ve huzur arayışından kaynaklandığını öne sürerek, "Böylesi bir süreci yönetmek ve Kürt sorunu gibi Türkiye'nin en temel konusunu, barışçıl ve demokratik bir yöntemle kalıcı bir çözüme kavuşturmak, Türkiye'nin öncelikli gündemi olmalıdır. Türkiye, Kürt sorununun temel teşkil ettiği tüm demokratikleşme sorunlarının masaya yatırarak, büyük bir siyasi cesaret ve kararlılıkla, çözmek zorunda olduğu bir süreçle karşı karşıyadır" diye konuştu.

Kürt sorununda "tarafız ve muhatap" olduklarını dile getiren Türk, şöyle konuştu: "Oyalamadan-kandırmadan-zamana yaymadan ciddiyetle ele alınmak zorundadır. Demokratik Toplum Partisi olarak, başta Kürt sorununun çözümü olmak üzere Türkiye'nin bütün demokratikleşme sorunları konusunda söz sahibiyiz, proje sahibiyiz. Türkiye'nin içinden geçtiği bu tarihi dönemeçte, alabildiğine hassas-duyarlı ve etkili bir şekilde, siyasi sorumluluğumuzu yerine getirmeye gayret ediyoruz ve etmeye de devam edeceğiz. Bu kapsamda, Türkiye'nin dört bir tarafında, toplumla buluşarak demokratikleşme sürecini tartışıyoruz. Bu sürecin onurlu bir barış ve çözümle sonuçlanması için olağanüstü bir çaba ve gayretin içindeyiz. Çünkü biliyoruz ki; Türkiye ancak kapsamlı bir demokratikleşme hamlesiyle, hem zihniyet hem de rejim olarak tutsağı olduğu prangalarından kurtulabilir."

'AKP, toplumu aldatıyor ve oyalıyor'

AKP iktidarının, "Kürt Açılım"a ilişkin girişimlerini, "aldatmaca ve oyalamaya" olarak yorumlayan Türk, AKP'nin asıl amacının "Kürtleri dışında tutan, onların iradesini dikkate almayan politikalar" yaratmak olduğunu ileri sürdü. Sorunun, "Kürt Halkının varlığının Türkiye Cumhuriyet Anayasası'nda kabul edilip edilmeme" sorunu olduğunun altını çizen Türk, "Kürt halkının siyasi ve kültürel hakları tanınmadan, iradesi muhatap alınmadan, diyalog ve uzlaşı süreci geliştirilmeden bu sorunun çözülmesi mümkün değildir. Şimdi karşımızda bu düzeyde köklü bir sorun varken, bazı idari düzenlemeler ve yönetmelik değişiklikleriyle çözüm mümkün müdür? Köy-kasaba isimlerinin geri verilmesi gibi ceviz kabuğunu bile dolduramayacak düzeyde bazı değişikliklerden bahsediliyor. Kaldı ki, halkımız zaten bu yerlerin Türkçe isimlerini kullanmıyor" dedi.
 

'Oldukça hassas ve dikkatli olunması gereken bir dönem'

"Oldukça hassas ve dikkatli olunması gereken bir dönemden geçildiğini" kaydeden Türk, "Özellikle siyasetçilerin, toplumun tüm hassasiyetlerini gözeterek, sorumlu ve ciddi yaklaşım göstermesi gerekir. Biz bu hassasiyeti ve dikkati en üst düzeyde göstermenin çabası içerisindeyiz. Oysa baktığımızda, yıllardan beri inkâr edilen bir halkın değerleri ve hassasiyetleri hiç yokmuş gibi bir yaklaşım sürdürülüyor" dedi. İktidarın başta olmak üzere muhalefet partileri ve tüm kesimlerin açılım sürecinde "oldukça özenli bir üsluba ve yaklaşıma sahip olmak zorunda" olduğunun altını çizen Türk, şöyle konuştu: "Bunun altını önemle çizmek istiyorum. Bu konulardaki duyarsızlık ve yok sayma yaklaşımı, çözüme değil tam tersine çözümsüzlüğe ve gerilimlere yol açmaktadır. Bu hassas konuların başında, İmralı'da on bir yıldan beri tutuklu bulunan Sayın Abdullah Öcalan'ın giderek ağırlaştırılan yaşam koşulları ve işkenceye dönüştürülen İmralı sistemi geliyor. Görüyoruz ki; ulusal ve uluslar arası hukuk-insan hakları sözleşmeleri ve toplumsal hassasiyetler adeta hiçe sayılıyor. Tecrit ve izolasyona dayalı İmralı sistemi üzerinden, halkı germe mantığı sürdürülüyor. AKP Hükümeti döneminde, İmralı'da uygulanan politikaların, şantaj ve tehdit unsuru haline getirildiğine dair, halkımızda çok ciddi kuşkular ve kaygılar oluşmuş durumdadır. Geçtiğimiz yıl yaşanan ve halkı oldukça geren, rencide edici kötü uygulamaların yarattığı tepkiler hala hepimizin hafızalarındadır. Zorla saç kazıma ve fiziki şiddet uygulama durumu hala aydınlatılmadı. Sorumlular yargı önüne çıkarılmadı. Şimdi ise, güya uluslar arası hukuka göre yapılan bir iyileştirme imiş gibi kamuoyuna sunulan yer değişikliğiyle birlikte, İmralı'daki koşullar daha da ağırlaştırılmıştır. Aslında toplumun ve demokratik kamuoyunun beklentisi, tutukluluk koşullarının düzeltilmesi yönündeyken, tam aksine bir yaklaşım görüyoruz.

Bizzat Sayın Öcalan'ın avukatlarına söylediği, "bir ölüm çukuruna atılmış gibiyim", "solunum cihazına bağlanmış bir hasta gibiyim" sözleri, yasam koşullarının ne derece zorlaştırıldığını açıkça ortaya koyuyor. Yaşanan bu son durumun, toplumsal barışı ciddi bir biçimde tehdit ettiğini, büyük gerilimlere yol açmaya başladığını, sorumlu herkesin görmesi gerekir. Normal bir cezaevinde bile uygulanması düşünülemeyen, mutlak tecrit ve izolasyon durumu, 11 yıldan beri İmralı'da uygulanıyor. Kaldı ki İmralı sıradan bir cezaevi, Öcalan da herhangi bir tutsak değildir. Öcalan'ın sağlık koşulları, yaşamı ve güvenliği Türkiye'deki gelişmeleri derinden etkileyecek düzeyde kilit bir öneme sahiptir. Bu realitenin görülmesi ve buna göre hareket edilmesi, içinden geçmekte olduğumuz hassas sürecin en stratejik noktasını oluşturmaktadır. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi-CPT'nin, 1999'dan şimdiye kadar İmralı'ya yaptığı dört ziyaret ve raporları ortadadır. Bu raporlara rağmen, iyileştirme adı altında tam tersi bir uygulama devreye konulmuştur. Sayın Öcalan kendi yaşamının tehlike içinde olduğunu, ölümle burun buruna olduğunu dile getiriyor. Bir an önce CPT'nin acil olarak İmralı'yı ziyaret ederek yerinde inceleme yapması ve gerekenleri yerine getirmesi şarttır. Ayrıca, ulusal sivil toplum örgütleri ve siyasetçilerden oluşan bir grubun, adaya giderek Öcalan'ın tutukluluk koşullarını yerinde görmesi ve denetlemesi zaruri bir hal almıştır."

 

'İmralı, hükümetin açılım olarak savunduğu sürecin adeta aynası'

Türk, "İmralı, Hükümetin açılım olarak savunduğu sürecin adeta bir aynası" olduğunu savundu ve "Bu sürecin gerçek bir demokrasi açılımına dönüşmesinin en önemli koşullarından biri İmralı'ya yaklaşımdır. Çünkü Kürtlerin gözü kulağı İmralı'dadır. Kürtler, İmralı'ya karşı geliştirilen olumlu ya da olumsuz bir tavrı kendisine karşı alınan bir tutum olarak saymakta ve görmektedir. Bu nedenle İmralı, Kürtlerin ve toplumsal barışın en hassas noktasıdır" dedi. Öcalan'ın, "ağır koşullara ve maruz bırakıldığı çağdışı uygulamalara rağmen" 11 yıldır barış için mücadele ettiği iddia eden Türk şöyle dedi: "Bu konuda somut adımlar atarak, barışın ve demokratik çözümüm önünü açmaktadır. Çözüm için yol haritası sunmaktadır. PKK'nın 13 Nisan'dan bu yana aldığı eylemsizlik kararı ve barış grubunun gelişi bu süreçte atılan en önemli adımlardır. Sayın Öcalan'ın uzattığı bu barış elinin tutulması gerekirken, sergilenen tam aksi yaklaşımları ne bizim, ne halkımızın ne de demokratik kamuoyunun kabul etmesi, meşru görmesi mümkün değildir. Öcalan'ın dikkate alınmadığı, onun yok sayıldığı, diyalog kanallarının kapatıldığı bir süreç; Kürt sorununun çözümüne hizmet etmez, aksine çözümsüzlüğü derinleştirir. Tecride ve yok etmeye dayalı İmralı sistemi, halen ortadayken ve bu sistem daha da ağırlaştırılırken, açılımdan söz etmenin inandırıcılığı olmaz, olamaz. Bu nedenle, toplumsal gerginliğin daha fazla tırmanmaması ve ülkemizin yeniden çatışmalı bir ortama dönmemesi için halkın hassasiyetlerinin dikkate alınması en temel zorunluluktur. İmralı sistemine biran önce son verilmesi gerekiyor. İmralı sistemi, bir tehdit ve şantaj unsuru olarak kullanılmamalıdır. Bu, ülkemizi çok tehlikeli noktalara sürükler. Bu tehlikenin farkında olunması gerekir. İmralı sistemi bir çatışma zemini olarak kullanılmaktan çıkarılmalıdır. Tam tersine İmralı çözüm için en etkili diyalog kapısı, barışın anahtarı olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir. Sayın Öcalan'ın barışa ve çözüme katkı sunabileceği koşullar yaratılmalıdır. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz: Hükümet ülkemizi yeniden çatışmalı bir ortama sürükleyecek olan bu politikalardan bir an önce vazgeçmelidir. Dış güçlerle tasfiye planı geliştireceğine, iç dinamiklerle çözümü geliştirmelidir."

'Gerilimler, toplumun tepkisidir'

Türk, konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türk, gazetecilerin Mersin'de İstanbul'da meydana gelen olayların hatırlatılması üzerine, "Gerilimler, toplumun tepkisidir. Biz tepkileirn demokratik biçimde olması için çalışıyoruz" yanıtını verdi.