İstanbul Atatürk Kültür Merkezi

08 Nisan 2011 Cuma, 06:08
Abone Ol google-news

Kişiler aynı toplumda yaşamalarına rağmen ayrı diller kullanarak konuşma yerine, anlamadan, hissetmeden ve sevgisiz gürültü üretiyorlar. Atatürk Kültür Merkezi bugün dünyada konuşulan ve asırlardır konuşulup tek bir kökene indirgenmiş gerçek anlamdaki evrensel sanatla ve sanatçılarla her zaman iç içe olmuştur. Yıllarca sahnesinde sergilenen uyumlu, dengeli ve estetik güzelliklerle insanlarımızın şekillenmesi, kültürlenmesi beraberliğinde entelektüel bir kimlik de vermiştir. Atatürk Kültür Merkezi, Türkiye’nin Batılı anlamda tek opera binasıdır. Bu sahneyle ve sanatçılarıyla, sanat ürünlerini ülkenin insanlarına ve dünya insanlarına sağlıklı bir şekilde sunmuş ve medeniyet yolunda Türkiye Cumhuriyeti’ne büyük katkı sağlayarak bu alanda dev adımlar attırmıştır. Görünüm türü ne olursa olsun Ankara’daki Devlet Konservatuvarı gibi yokluk ve sıkıntı ortamında binbir zorlukla yapılmış Atatürk ilkelerinin bir devamıdır.

Ankara Devlet Konservatuvarı

Atatürk Kültür Merkezi’ni yıkıp daha sonra çok amaçlı sanat ve kültür merkezi yapma düşüncesi hemen akıllara Ankara Devlet Konservatuvarı’nı getiriyor.

Yüce Atatürk demok-ratik ve laik bir toplumun oluşmasında büyük katkısı nedeniyle Ankara Devlet Konservatuvarı’nı yıllar önce yaptırmıştır. O mucizevi Cumhuriyetin hemen sonrasında bu güzellikleri süsleyen insanlara erdem ve tedbir aşılayan, rezillikten uzaklaştıran, topluma ahlaki değerleri sunan Türkiye’nin bu güzel yüzlü sanatçıları yıllar önce apar topar çıkarılmıştı. Buranın tarihsel yüzüne yakışır bir yapıya dönüştürüleceğini söyleyen zihniyet daha sonra sanatçıları ve sanatseverlerin sonsuz üzüntüsüne neden olmuşlardı.

O güzel okulum Türkiye’nin çağdaş ve modern oluşumundaki nitelikleri sayesinde zamanımızda bile kısıtlama ve üzüntülere rağmen ürünleri Türkiye’nin dört bir yanında ve dünyada gurur kaynaklarıdır.

Bugün Mamak Belediyesi tarafından işgal edilen bu tarihi bina tamamen tarumar edilmiştir. Batı anlayışıyla yapılan enstrümantal çalışma odaları, konser, orkestra ve bale salonları, yemek ve yatakhaneler köfteci, kokoreççi ve düğün salonlarına dönüştürülerek karamizah haline getirilmiştir.

Türkiye’nin büyük ayıbı olan yerin eski güzelliğine ve yüceliğine getirilme duygularının var olduğuna, bu çalışmaların bitmediğine inanıyorum.

Bu duygular ve karamsar düşünceler doğrultusunda Atatürk Kültür Merkezi’nin artık trajik hale gelmiş yıkma isteğinin karşılığında Atatürk’e yakışır, onun ilkelerinde bir opera yapma isteği tavana vurduysa ne mutlu biz sanatçılara ve sanatseverlere.

On dört milyonluk bu dünya güzeli tarihi metropole ikinci bir opera binası yapılması bile devede kulak misali olur. Bu olmasa bile bu arzulu fırsat kaçmaz deyip 1995’te devletin açtığı opera binası yarışma sonrası 2001’de projesi bitirilen ve inşaat ihalesi hazır olan Ankara Opera Binası planlandığı gibi hipod-rom alanında yapılır.

Artık minyatür hale gelmiş seyirci ve sanatçı mekânlarının yüzölçümünün küçüklüğünden seyirci ve sanatçının birbirine karıştığı sanat ortamı nedeniyle senelerce nice yabancı rejisör ve koreog-rafın eserlerini koymadan gitmesi başkente yakışmayan bir olaydır. Bu tarihi ve şirin opera binası ve İstanbul’daki Atatürk Kültür Merkezi’nin yerlerini muhafaza ederek restore edilmesi ve gündemlere konu olan opera gerçeği ümit ederiz sanatçı ve sanatseverleri ve küçümsenmeyecek çoğunlukta bir toplumu şaşırtan bir sürprizle sona erer.

Dünyanın en yoksul, suyu, elektriği olmayan Afrika’nın doğusunda Burkina Faso, başkenti Ouagadougou’da bu işi başarıyor. Sanatçısı, seyircisi yok ama orada bir opera binası var. O bizim opera binamız deyip onunla gurur duyuyorlar. Hukuksal olarak bu havayı iyi koklayan ilgili kurum ve kuruluşlar, sanatçılar ve sanatseverler defalarca bu tarihi ve ilk gözağrısı gerçek opera binasının yıkılmaması için yazdılar ve çizdiler, kim bilir 27 Kasım 1970 tarihinde saat 21.30’da Atatürk Kültür Merkezi yanarken gözleri yaşlı insanların o kahreden üzüntüsünü, yıkılırken tekrar yaşamasını istemiyorlardır.

Sanatçının görevi

Sanatın ve sanatçının bu ülkede görevini yerine gerirebilmesi için yeşerdiği ve boy attığı ortamın özgür olması gereklidir. İnsanı diğer canlılardan ayıran temel özellikler sorumluluk duygularıdır. Bu kültürü almış insanın sanatın bir lüks, boş zaman değerlendirmesi olmadığını ve bilhassa sanatçının, bilgili, duyarlı, kişilikli ve sorumluluk duygusuna sahip demok-rat ve laik bir toplumun kültürünün oluşumundaki katkılarını anlatmak yüklendiği önemli bir gö-revidir.

Ankara Devlet Konservatuvarı’ndan mezun olmuş, senelerce okulun ekmeğini yemiş, daha sonra Atatürk Kültür Merkezi’nde “oh dünya varmış” diyerek o güzel sahnesinde söyleyen, çalan ve dans eden o unvanlı sanatçıların böyle bir değerin yıkılma aşamasında sessiz kalmaları üzücüdür.

Diğer bir üzüntü defalarca gelip çeşitli eserleri keyifle seyrettikleri ve dinledikleri burası hakkında anlı şanlı köşe yazarlarının (bir ikisi dışında) müspet veya menfi net bir şey yazmamaları anlamlıdır. Bu anlamlılık artık eğriyi doğruyu ve güzeli ayırt etmeden Atatürk Kültür Merkezi hakkında ahkâm kesenlere de gün doğmuştur.

Halbuki bu zor anlarda sanatçısıyla, sanatçıya olan sevgiyle duygularımızı bir rüzgâr misali yelkenlere doldursak, büyük Atatürk’ün estirdiği rüzgârlara pupa yelken destek versek olmaz mı?