Kavga zamanı değil

Bahadır Kaleağası: Uluslararası belirsizlik ortamı çok ciddi bir sorun. Siyasetin dar koridorlarında kaybolmamak gerekiyor. Ülkeyi ileriye götürecek tartışmalara odaklanılmalı.

09 Mart 2020 Pazartesi, 02:00
Kavga zamanı değil
Abone Ol google-news

Paris Bosphorus Enstitüsü Başkanı ve TÜSİAD’ın eski genel sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Bahadır Kaleağası, Türkiye’nin bugüne kadar göçmen sorunundan alnının akıyla çıktığını vurgulayarak “Ama basınç da giderek artıyor. Toplumda fay hatları oluşuyor, kırılmalar olabilir. Dikkatli olmamız gerekiyor” dedi.

Türkiye’de somut gündem maddelerinin büyük insani göç ya da savaş gibi dramlarla geri plana düştüğüne dikkat çeken Kaleağası, “Çözüm şu değil tabii: Bırakalım savaş meselelerini, göçü; iklim değişikliği, teknolojik dönüşüm ve sosyal ilerlemeye odaklanalım. Hepsi öncelik. 21. yüzyıl tüm bu konulara aynı anda odaklanmayı gerektiriyor. Mekanik değil, kuantum fiziği yaklaşımı gerek” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) yakın olduğu takdirde daha fazla yabancı yatırım çektiğini kaydeden Dr. Bahadır Kaleağası ile son günlerde yaşanan göçmen dramını, virüslerin ekonomiye etkisini ve Türkiye’nin AB sürecini konuştuk.

HUKUK DEVLETİ ŞART

- Dış politikada komşularla sıfır sorundan neredeyse sıfır komşu durumuna gelindi, burada hangi hatalar yapıldı?

Balkanların aksine Ortadoğu tarafında demokratik komşumuz yok ne yazık ki. Son olaylar hakkında ise berrak fikir sahibi olmak için erken. Çünkü tüm verileri bilmiyoruz, olaylar çok hızlı değişiyor. Ülke tarihine baktığımızda, tarihin laboratuvarından çıkan kesin bir test sonucu var: Türkiye hem Batı dünyası içinde etkin hem dünyanın diğer ülkelerine açık olduğu zaman her alanda güçleniyor.

 Burada Batı, en geniş anlamı ile Avrupa, Amerika, Japonya, G. Kore, Avusturalya, Meksika OECD ülkeleri. Yani bağımsız düzenleyici kurumlarıyla piyasa ekonomisi, hukuk devleti, özgürlükler ve demokrasi toplumu idealleri; çalışan hakları, işyeri güvenliği, toplumsal cinsiyet eşitliği, çevre gibi tüm konularıyla toplumsal kalkınma ideallerine sahip ülkeler... Bunlar olduğunda Türkiye ileriye gidiyor. Bu nedenle Türkiye, Batı dünyasında güçlenmeli. Aynı zamanda dünyanın diğer bölgelerine de açık olmalı. 30 yıldır dünyanın her bölgesinde uluslararası toplantılara katılmaktayım. Türkiye’ye karşı ortak yaklaşım her yerde benzer: Türkiye Batılı bir ülke olursa yükselecek. Bu olursa ekonomide, uluslararası siyasette, teknolojide, turizmde, akademide, ticarette her alanda daha cazip ve güçlü ülke oluyoruz.

- Fakat Türkiye, AB sürecinden son yıllarda ciddi şekilde uzaklaşmadı mı?

Dünyada yıldızı yükselen ülke olmak, enflasyonu düşüren ülke olmak, gelir dağılımı eşitsizliğini azaltan ülke olmak, AB’nin Kopenhag demokratik kriterlerine uyan ülke olmak... Türkiye bunları yakın geçmişte başardıysa şimdi de başarır; başaracak.

BELİRSİZLİK CİDDİ SORUN

- Acil çözülmesi gereken sorunlar neler?

21. yüzyıl çok hızlı ilerliyor, toplumların ihtiyaçları değişiyor, yeni kuşakların seçmen, vergi mükellefi ve tüketici olarak beklentileri, devlet-vatandaş ilişkisi talepleri hızlı bir evrim içinde ve de küresel rekabet çetin. Buna uygun hukuksal reform, yapısal reformlar ve ayrıca gelir dağılımını iyileştirici politikalar önemli. Ülkeyi ileriye götürecek tartışmalarda uluslararası belirsizlik ortamı ciddi bir sorun. Çözüm şu değil tabii: Bırakalım savaş meselelerini, göçü, iklim değişikliği, dijital dönüşüm ve sosyal ilerlemeye odaklanalım. Hepsi öncelik. 21. yüzyıl tüm bu konulara aynı anda odaklanmayı gerektiriyor. Mekanik değil, kuantum fiziği yaklaşımı gerek.

DİKKAT, FAY HATTI GİBİ

- Yunanistan sınırında göçmen dramı varken AB ile ipler gerilmiyor mu?

Evet. Şu an ortalık çok karışık. Küreselleşmenin virüsleri dahil, Suriye’deki insanlık dramı... Türkiye bu konuda ciddi bir sınavdan geçti. Kolay değil arada kaç seçim yaşadık; hiçbir siyasi parti göçmen sorunu üzerinden prim yapmaya çalışmadı, ırkçılık yapmadı. Türkiye bugüne kadar göçmen sorununda takdir edilen bir özveri içinde oldu. Ama basınç da giderek artıyor. Nereye kadar gider bilemiyoruz. Bunlar birer fay hattı. Harekete geçmemiş olmaları fay hattını ortadan kaldırmıyor. Dikkatli olmamız gerek.

İnsani dram çok fazla. İşin içinden ancak uluslararası çok taraflı bir Suriye barış anlaşmasıyla çıkılabilir.

Bunlar yaşanırken de asıl konuları da kaçırmamamız gerek. Gelecek 5-10 yılı belirleyecek konular Birleşmiş Milletler’in “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları”dır. 17 hedef var. Tüm dünya kabul etmiş. Artık buradan yürüyelim. Böylece AB ile ilişkileri de hallederiz, orta gelir tuzağını da aşarız.

- AB tarafından göçmenlerin koz olarak kullanıldığına dair açıklamalar yapılıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

O olayın arkasında tam ne var bilmiyoruz. Türkiye resmi açıklamalarında “anlaşmaya sadık kalıyoruz” diyor. AB’nin de yerine getirmediği birtakım yükümlülükleri malum. Avrupa’daki temaslarımızda sürekli düzelttiğimiz bir konu var: Mülteciler için sözü edilen para Türkiye’ye verilmiyor, göç meselesi projelerine tahsis ediliyor. İkincisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gerekiyordu. Bu yapılmış olsaydı göç meselesi de çok daha iyi yönetiliyor olacaktı. Burada Avrupa’daki birçok iş dünyası kanaat önderleri Türkiye’ye hak veriyor. Haklı olduğumuz bir konu var, bunu iyi yönetmeliyiz. Üçüncü konu Türkiye’nin AB ile siyasi diyalogda daha fazla yer alması gerekiyor.

ÖNÜMÜZE BAKMALIYIZ

- Avrupa Birliği sürecinde hangi alanlarda geriye gidişler var?

Çok dikkat dağıtıcı konular oldu ama süreci koparmadık. Türk diplomasisinin hakkını vermek lazım. Ne var ki hem AB yeni siyasal yapı sürecinde bocaladı hem de Türkiye’nin meseleleri çok arttı. İçeride darbe girişimi de dahil çok ciddi sorunlar yaşandı. Şimdi bunları toparlamak, önümüze bakmak gerekiyor. Zaten AB yakında esnek çemberler içeren bir kurumsal kurguya dönüşecek. Bu Türkiye için iyi.

Bu arada zamanı iyi değerlendirmeli ve hedef, AB olmaya devam etmeli. Yatırım ortamı, hukuk devleti, öngörülebilir mevzuatları, sosyal kalkınma hedefleri ve işleyen piyasa ekonomisiyle AB süreci Türkiye’yi Asya’dan Amerika’ya tüm  dünyada güçlendirir.  Bizim en önemli pazarımız, yatırım, finans, teknoloji ve turizm ortağımız Avrupa. 

AB’nin iklim değişikliği politikasına uymazsak mal ihraç edemez, finansmana erişemez duruma geliriz. Ayrıca ekonomi hukuk ilişkisi de çok bariz. Artık Gümrük Birliği zaman aşımına uğradı. Tam üyelik hedefinden vazgeçmeden yenilenmeli. 

YATIRIM MÜMKÜN

- Siz yabancı yatırımcılarla bir aradasınız, son dönemlerde Türkiye’den yabancı sermaye kaçıyor, bu süreci nasıl yorumlamak gerek?

E tabii Türkiye uluslararası ekonomik ve siyasal gelişmelerden ve iç sorunlardan kaynaklanan zor dönemler yaşadı. Yanı başımızda ciddi bir savaş var. Bazı yatırımcılar çekinebilir. Burada panik bir ayrılma yok ama Türkiye hak ettiğinin çok altında yatırım alıyor.

AB ile müzakere sürecinin iyi olduğu dönemde Türkiye’ye gelen yabancı sermaye ikiye, üçe katlandı. İstikamet, yılda 30 milyar Avro’ya gidiyordu. Şimdi tekrar iniyor. Bunu tekrar başarabilme potansiyeli var. Önemli olan ülkemizi “Avrupa’nın Avrasya açılım merkezi” olarak yükseltmek. İklim değişikliğinden yapay zekâya sadece yakın gelecek değil, bizzat bugünü şekillendiren her alanda ilerletmek...

VİRÜSLER DEMOKRASİLERİ ZORLUYOR

- Küreselleşen dünyada sorunlar artık daha hızlı yayılıyor, ortak çözümler üretiliyor mu?

Küreselleşme konusunu iyi anlamamak, güncel sorunları çözmemizi zorlaştırır. Daha insanca, daha uygar bir dünya arayışı ana eksen. Son 10-15 yılda insanlık bazı açılardan daha iyiye gidiyor. Daha fazla sayıda insan yoksulluktan kurtuluyor, sosyal haklar gelişiyor. Gezegen sathında malların, hizmetlerin, sermayenin, bilginin ve insanların dolaşımı daha serbest ve hızlı. Olumsuzluklar da çok hızlı yayılıyor. Koronavirüste olduğu gibi biyolojik virüsler de daha hızlı yayılıyor. Finansal virüsler de, dijital virüsler de daha küresel. Karbondioksit virüsü, terörizm virüsü, çok tehlikeli olan yanlış bilgi virüsü... Demokrasiler de zorlanıyor; 21. yüzyılda, dijital dönüşüm çağında kendilerini yenileme sancılarını yaşıyorlar. Sınırlar ötesi konuların, sınırlar ötesi karar sistemlerini gerektirdiği gerçeği kaçınılmaz olarak dikkate alınacak.

- Yurttaşın kendi sorunları varken bu saydıklarınızı nasıl düşünecek ki?

Haklısınız. Günlük yaşamın acil sorunları doğal olarak daha etkili. O zaman da her ülkede akademi, siyaset, özel sektör, sendikalar, sivil toplum ve medya küresel gelişmeler karşısında daha nitelikli analiz ve eylem içinde olmalı.

Görüş ayrılıklarımız olabilir, olmalı. Özgür tartışma ortamı ve paylaşmak önemli. Kısır kavgalar için ne zaman ne de mekân var. Çoğulcu bir toplumsal ortamın, özgürlüklerin serpilmesi milli menfaatımızdır.