Kendi ağzından Yaşar Kemal

Yaşar Kemal, 1992 yılında gazetemiz sayfalarında tam 10 gün boyunca "Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor" başlıklı bir söyleşi yayınladı.

27 Şubat 2018 Salı, 23:14
Abone Ol google-news

“Yaşar Kemal gözlerini Kilikya’nın Hemite Köyü’nde dünyaya açar, tarih muhtemelen 1923’tür.” Tırnak içine aldığımız bu tümce 1992 yılında gazetemiz sayfalarında yayımlanmış ve tam 10 gün boyunca sürmüş Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor başlıklı devasa söyleşinin ilk bölümünde üst başlık olarak kullanılmış. Söyleşiyi yapan kişi ise Rus asıllı Fransız şair, romancı, denemeci ve akademisyen Alain Bosquet (1931 - 1998). Yaşar Kemal’in hem hayatının detaylı bir anlatısının hem de edebiyatına dair kapsamlı bir analizinin yapıldığı bu söyleşiden kimi pasajlar seçtik sizin için.

‘Doğum tarihim 1923’

Ben Kilikya’nın bir köyünde doğdum. Burası eski çağlarda çok önemli bir bölgeydi. (...) Ben, bu köyde (Hemite) 1923’te doğduğumu sanıyorum. Bana nüfus cüzdanı ilkokulu bitirdikten sonra verildi. Nüfus kâğıdımda 1926’da doğduğum yazılı. Yanlış olduğunu biliyorum. Sonradan uğraşarak doğum tarihimin 1923 olduğunu saptadım. Bir de köylüler yayladan geldiklerinde doğmuşum. Bizim Çukurovalılar o zamanlar yayladan ekim sonlarında dönerlerdi. Bu kesin. Ben dört buçuk yaşındayken, babam camide namaz kılarken, onu, Van’dan gelirken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adındaki oğulluğu yüreğinden bıçakladı. (...) Ben babamın camide, o, namaz kılarken yanındaydım, hançerlendiği akşamdan sonra sabaha kadar yüreğim yanıyor, diye ağladım. Ardından da kekeme oldum ve on iki yaşıma kadar zor konuştum. Yalnız türkü söylerken kekemeliğim geçiyordu. Kitap okurken de, okur yazar olduktan sonra, hiç kekelemedim. Nasıl, ne zaman geçti hiç anımsamıyorum. Burhanlı köyü öğretmeni Akli Rıza Bey’di. Mehmet’le huzuruna çıktık. “Ben” dedim, “Okumaya geldim.” “Olur” dedi öğretmen, “Ama senin ayakkabın, kafa kâğıdın var mı?” Yok. Kalem defter?.. O da yok. Giyitler yırtık pırtık... “Ben” dedim, “Üç ayda okur yazar olur, sana fazla zahmet vermem.” Yemini billah ettim ki, “Üç aydan çok başına bela olmayacağım.”

‘İlk şiirim kötüydü’

İlk şiirim ben on altı yaşındayken yayınlandı. Bu, kötü bir şiirdi. Çünkü geleneksel şiiri bırakmış, o sıralarda şiir yazan yavan şairleri öykünmeye başlamıştım. İlk hikâyemi (adı Pis Hikâye’dir, en iyi yazılarım içinde sayarım onu) 23 yaşında yazdım. O zaman çok şey biliyordum. (...) Benim yazma isteğim ne fizik gereksinme ne delilikti. Bu işe bilinçle hazırlanıyordum. Hazır olduğumu anladığım gün de işe koyuldum.

‘Hepsini ben yarattım’

Ömrümde çok insanla karşılaştım, romanlarımda çok çok insanlardan örnek aldım. Ama bütün insanlarımı ben yarattım. Bunu bilinçli olarak yaratmaya çalıştım. Bir düş dünyası, bir anlatma dünyası kurmak, başka bir şeyler yapmak, bu dünyayı sözle gerçekleştirmek. Ben sözle dünyalar kuranların ne ilkiyim ne de sonuncusuyum.

‘Cumhuriyet bir dönüm noktasıydı’

Cumhuriyet gazetesine girmem hayatımın en büyük dönüm noktasıydı. Cumhuriyet gazetesinde 12 yıl çalıştım. Türkiye’nin en demokratik gazetesiydi. O dönemde polisin beni yakalamaması için ismimi değiştirdim. Kemal Sadık Göğceli olan ismimi Yaşar Kemal olarak değiştirdim. Polis beni yakaladığında yıllarca beni saklayan gazetenin Yazıişleri Müdürü’nün de işten atılacağından korktum. 1951-1963 yılları arasında üç kitap yazdım. 1963 yılında beni gazeteden kovdular. 1963 - 1973 yılları arasında ise 14 kitap yazdım. (Ağustos 1996)

‘Savaşlar birer soykırımdır’

Savaşlar birer soykırımdır. Bu, yalnız Birinci, İkinci Dünya Savaşları için geçerli değil. “Üçüncü Dünya Savaşı”nda da böyleydi. “Soğuk Savaş” denen Üçüncü Dünya Savaşı da insanları ikiye, üçe, dörde ayırdı. Bitmiş de değil. Bir yerde bitiyor, başka yerde başlıyor. Silah üreticileri devletler, ülkeler üzerinde çok etkili. Canlarını koymuşlar silah üretimine. Herhalde çok kazanıyorlar. Bu gidişle savaşlar hiç durmayacak. (Kitap Eki - 30 Mayıs 2002 Söyleşi: Alpay Kabacalı)