Korku Dağları Bekler mi?

10 Nisan 2012 Salı, 06:18
Abone Ol google-news

Çoğu beşeri olguları anlam karşıtlarıyla kavrayan ve çağrıştıran insanlar, “korku” denince hemen karşıtı olan cesareti, yiğitliği, korkusuz kahramanları anımsar; korkuyu küçümserken cesareti yüceltiriz. “Acaba öyle mi?” kuşkuculuğum ile düşünceler dünyasında biraz dolanınca, korku-cesaret karşıtlığının geçerli olmadığını gördüm.

Korku, gerçek, sanal veya kurgusal bir tehlike karşısında, bireysel ve somut bir kaygı duygusudur; yaşanıyor ama kolay açıklanamadığı gibi kolayca paylaşılamıyor. Cesaret ise daha karmaşık, bilinçli, amaçlı kişisel bir davranış.
 

Korku türleri

“Korku”nun; açıklık ve aydınlık, kapalılık ve karanlık, yalnızlık ve kalabalık, yaşam ve ölüm, başarı ve başarısızlık, savaş ve barış, dostluk ve düşmanlık, şeytan ve Tanrı vb. türleri var. Korku üzerine görüşler, yorumlar ve deyimler çok daha zengin.
 

Türkçe deyimler

“Korku dağları bekler”, “Korktuğu başına gelmek”, “Gerçek soylular korkmaz”, “Umut yoksa korku da yoktur”, “Tehlikeler korku yaratır”, “Umut korkuları gizler”, “Korku kişiyi hain bile yapabilir”, “Islanmış kişi yağmurdan korkmaz”, “Ölmüş kuzu kurttan korkmaz”, “Korkunun ecele faydası yoktur”, “Gölgesinden (kendinden) korkmak”, “Gözü korkmak”, “Birinin gözünü korkutmak” vb. gibi. Bu sınırlı derlemede, “Yiğit bir kez, korkak her gün ölür” dışındaki bir karşılaştırmaya rastlamadım.
 

Filozoflar neler diyor?

“Sanma ki korku salanlar korkusuzdur”, “Korkuyu giderip güveni sağlamak büyük sevaptır”, “Korkan kişi köledir”, “Korkma iste dilediğin olacaktır”, “Bireyler birbirine inanıp güvenmediği sürece zalimin korkması gerekmez” (Yönetimde “böl yönet” politikasının tersten söylenişi), “Sertlik korkuya, kaba kuvvet nefrete yol açar”, “Korku, batıl (boş) inancın ve zulmün ana kaynağıdır”, “Sevgiden korkmak hayattan korkmaktır”, “Korkusuz umut umutsuz korku yoktur”, “Zayıflıktan değil sınırsız güç ve güçlülerden korkarız” vb, vb...

Yazarlar ve şairler...

“Hayat, can sıkıntısıyla başlar korkuyla sürer”, “Ölüm Vadisi’nden geçerken şeytandan korkulmaz”, “Umut serapsa korku yalandır”, “Korkmayanın umudu da yoktur”, “Dâhiler, hayatın son perdesinde, kahramanların korkularını, korkakların saflığını oynar, ‘Büyük sözlerden korkarım’ diyerek bizi mutsuz ederler”, “Zamanla korkularımızdan utanır, kendimizden nefret ederiz” vb...

ABD başkanları

“Yönetilenler korktuğu sürece, nefret etmelerinden korkma”, “Devlet bize ne verdi ki değil biz devlete ne veriyoruz, diye sorun”, “Korkuyla konuşma ama tartışmaktan korkma”, “Korkunun yalnızca kendisinden korkmalıyız”, “Temel hak ve özgürlüklerin dördüncüsü ‘korkmamak hakkı ve özgürlüğü’dür.”
 

Bilgeler ve rahipler

“Ölümden değil, ölümün ne olduğunu, ne zaman geleceğini bilememekten, yani belirsizliklerden korkarız”, “Bilimden değil kendimizden korkarız”, “Tanrı’dan ve öteki bilmediklerimizden korkarız.” (Amerikalı çocuklar babalarından, Japon çocukları ise analarından korkarmış.) Samuray kodu şöyledir: Taşıdığın kılıcı çekersen kınına sokma, korkma kullan ama sakın kimseyi korkutma! En keskin kılıç hiç kullanılmayandır.
 

Ara yorumlar

Bir büyükbabamızla büyük amcamız Çanakkale’de şehit düşmüş. Savaştan 30 yıl sonra, hayatta kalmış bir eniştemizden, savaş kahramanlığının öyküsünü dinlemiştim: “Allah Allah sesleriyle düşman hatlarına saldırdık... Tek hatırladığım, bölüğümden ayakta kalan üç kişiyi ‘kahraman’ ilan ettiler. Kahraman olduk.”

Çıktığımız hızlı dünya turunda, korku karşısında umutla karşılaştık, cesarete rastlamadık. Son olarak izlediğim “Vahşi Batı” filminde, kasabayı hızlı tabancasıyla yöneten haydut, direnen çiftçiyi, “Diz çök ve yalvar, yoksa vuracağım” diye korkuttu ve ardından vurdu. Korkudan sinmiş kasaba halkı birden ayaklandı ve haydutu bir balina zıpkınıyla öldürdü.

Birey ve toplum hayatında, suskun korkunun cesaret ve kahramanlıktan daha büyük bir gizilgüç olduğu söylenir. Çoğu tarihçiler, kaba kuvvete ve ‘böl yönet’ ilkesine inanan yöneticilerin uzun ömürlü olmadığını belgeliyor. Darbe davasından olmasa bile tarihten alınacak dersler vardır: General Franco: “Düşman ölülerine saygılı olun, onlar da İspanya için öldü!”; Mussolini, heykelini dikmek isteyen yandaşlarına, “Benden sonra en az 10 yıl bekleyin!” sözleriyle ünlüdür. Emre Kongar uyarıyordu

egemen çoğunluğu:

“Milli irade söylemine pek güvenmeyin, yüzde 50

milli irade bugün

yüzde 90’ı yargılıyor.”
Ataol Behramoğlu, ‘Yunus Emre gibi’ sesleniyor sessiz çoğunluğa: “Korkun varsa konuşmaya / Anlam yükleyip susmaya / Gerek kalmadı korkmaya / Çünkü korkulan olmuştur.”