Kriz ağırlaşıyor

Gelirin çok çok üstünde borçlanılmasıyla başlayan ekonomik kriz, Obama yönetimini de zorlayacak gibi görünüyor. Türkiye ise krizi çözümleme ve önlem alma refleksini henüz gösteremiyor.

02 Ocak 2009 Cuma, 15:00
Abone Ol google-news

İkinci Dünya Savaşı’ndan günümüze küresel ekonomi 28 kat büyümüş. Ne var ki özellikle son yıllarda bu büyümedeki sorumsuzluk anlayışı da belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başlamış. Olmayan parayla spekülatif alımlar, satımlar yapılmış, petrol ve emtia fiyatları vadeli alımlarla yapay şekilde arttırılmış, insanlar mali güçlerinin ötesinde gayrimenkul ve tüketim malları alımına teşvik edilmiş. 1990’da dünyadaki toplam borç kişilerin toplam gelirlerinin üçte biriyken 2007’de toplam borç gelirin üç misli olmuş.

Bu denli zorlamalı borçlanma günün birinde geri ödenemeyen ipotekli ev alımlarının krizi şeklinde ortaya çıkmış. Dünya ekonomisinin üçte ikisine sahip çok uluslu şirketler de bundan etkilenerek sapır sapır dökülmeye başlamışlar. Bunlar arasında Fannie Mae, Freddie Mac ve Lehman Brothers gibi dünyanın en büyük finans ve sigorta şirketleri olanlar da var. ABD’de patlak veren, dalga dalga bütün dünyaya ve her şeyden önemlisi bize ucu dokunan krizin sorumlularının kimler olduğu, krizin engellenebilir olup olmadığı gibi bir dizi soru da ister istemez bu bağlamda aklımıza geliyor. Gerçek şu ki uzmanların belirttiği üzere krizin ayak sesleri ta 1999’larda duyulmaya başlamıştı. Gene uzmanlara göre kriz yönetimi ve işlerin bu hale gelmesinde çok çeşitli derecelerde sorumlu olan isimler var. Faizleri gereğinden fazla düşürdüğü iddia edilen FED(ABD Merkez Bankası) ve bu kurumun eski başkanı Alan Gereenspan, sistemde gedikler açan uygulamaları başlatan Demokrat Clinton yönetimi, 3 trilyon Dolar’a mal olduğu söylenen Irak Savaşı ve Cumhuriyetçi yönetim, kredi değerlendirme kurumları, kısıtlamalara ve kurallara boş veren pazar ekonomisinin hızlı destekçisi Margaret Thatcher, gerçek hisse değeri 80 dolar olan Bear Stearns’i JP Morgan’a FED tarafından 2 dolara satmaya mecbur edilen yöneticiler, spekülatif alımları satımları yapıp pazarı kızıştıran bütün borsacılar ve finans kuruluşları, elindeki büyük döviz rezervlerini düşük faizle dünya piyasasına sunup gayrimenkul piyasasının şişmesi ve balonun patlamasına neden olan Çin sorumlular arasında sayılabilir.

İşte bütün bunlar 1929 mali krizinden daha da büyük olacağı söylenen küresel krizin aktörleri. Kapitalist sistemin kötü yönleri, tarihsel bir ironik şekle bürünüp devletin yeniden ekonomiye el atması gereğini de ortaya çıkarmış durumda.

 

Yönetimsiz krizin boyutları

Çok insanın eziyet çekeceği, daha yoksul düşeceği anlaşılan bu krizle dünya ve krizin başladığı ABD açısından şanssız bir husus da şüphesiz ki bu ülkede aklı başında, yerinde karar alabilen bir yönetimin olmamasıdır. Uzmanlar önümüzdeki iki ayda krizin boyutlarının daha da artacağını ve dünyanın başka yerlerinde daha da etkili bir şekilde sonuçlar yaratacağını söylüyorlar. Kendisinden mucizeler beklenen Obama’nın ise krize ancak 20 Ocak’ta göreve gelmesinden sonra müdahale edebileceği hususu da önemli. Kriz daha da uzun sürerse Obama’nın işinin çok zor olacağı ileri sürülen görüşler arasında. Esasen Obama’nın beklendiği üzere kriz yarasına merhem olamayacağı da ortada. Zira Obama seçildikten sonra New York Borsası yükselmek bir yana, yüzde 20’den fazla değer kaybetmeyi sürdürmüştü. Özellikle hala çok büyük bazı Amerikan banka ve finans kuruluşlarının topun ağzında oldukları ve saplandıkları bataktan kurtarılamadıkları da biliniyor. Lehman Borthers gibi dünya klasmanında en üst noktada bulunan bir kurumu kurtarmaktan aciz bir siyasi yönetimin bundan sonra potansiyel tehdit altında olan öteki kuruluşların sorunlarına nasıl yaklaşacağı da merak konusu. Kurtarılması gereken bankalar, başta otomobil sektörü gibi sanayi kuruluşlarının hepsi bir ölçüde Obama’dan sihirli bir değnek ile mucize yaratmasını bekliyor. Obama’nın bunu başarıp başaramayacağı ise son derece muğlak. Ancak 1930’lardan bu yana edinilen deneyimler ile her ne olursa olsun Obama’nın kötünün iyisi olacağı ve şimdiki Amerikan yönetiminden bir ölçüde daha akılcı bir performans göstereceği düşünülüyor. Bu bağlamda bugünkü yönetimin Maliye Bakanı Henry Paulson’un hatalarından da ders alması gereği ortada. Çünkü Paulson’un sorunlara ancak bunlar ortaya çıktıktan sonra müdahil olduğu söyleniyor. Hatırlanacağı üzere Paulson problemler gelirken bunları sezememiş, kongreye önlem olarak bir plan götürememiş ve pek de işlevsel olmayan fikirler sunmuştu. Bu fikir de sıkıntılı olan kurumları satın almak şeklinde ortaya çıkmıştı. Halbuki sıkıntılı olan kurumlara iştirakin daha etkili olabileceğini sonradan kavranmış ve zaman yitirilmişti. Çöküntünün boyutları da böylece dalga dalga yayılmıştı.

 

Obama'dan beklentiler

Krizin çıkış noktası olan ve aynı zamanda dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin yeni yönetimden bundan sonrasına ilişkin bir dizi beklenti var. Her şeyden önce uzmanlar, merkezi hükümetin eyalet ve büyük şehirlere ciddi ölçüde yardım yaparak mali altyapıyı düzeltmesini öneriyorlar. Bir program dahilinde yapılacak bu yardımın da 300 ila 600 milyar dolara mal olacağı söyleniyor. Yine uzmanlar esasen şimdiden devletin ekonomiye destek olmaya ve hatta müdahaleye devam etmesini şiddetle öneriyorlar. Şayet uzmanlara kulak verilirse ABD artık eskisi gibi liberal ekonominin bir kalesi olmayacak gibi görünüyor.

Yaraya sürülecek olası merhemin bir diğeri ise özellikle fakir kesimi hedefleyen vergi indirimlerinin sağlanması. Doğal olarak vergilerin böyle ciddi oranlarda düşürülmesinin bütçe açıklarına yol açması kaçınılmaz ise de resesyon zamanlarında bütçe açıklarının bir ölçüde kabul edilebilirliği de söz konusu. Ancak bunun uzun sürdürülmemesi de önemli. Aksi takdirde, devletin olmayan gelirleri nedeniyle faizlerin yeniden ve sorunlu olarak yükselmesi söz konusu olabilir. Bu da toplumun bütün kesimlerini olumsuz etkileyecek bir durum ortaya çıkarabilir. Yine bundan sonra alınması gereken bir diğer önlem de finans piyasalarının ciddi şekilde düzenleyici kurallara ve kontrole tabi tutulmasıdır. Bilhassa spekülatörlerin kontrol altına alınması ve dünya çapındaki spekülasyonun engellenmesi sözü edilen ve gereken bir başka husus. Aynı şekilde borç para ile dönen ve spekülasyonu kızıştıran Hedge Fonlar’ın kontrolü de kaçınılmaz görünüyor.

Bütün bu sebep ve sonuçlar dizisinin belli ölçülerde Türkiye’de de izdüşümlerinin varlığı söz konusu. Her ne kadar halen ülkemizde krizin “hamdolsun” dış dünyadaki gibi baş göstermediği söyleniyor ise de, krizin gün be gün ayak seslerinin çok daha fazla ve başka şekillerde ortaya çıkacağı da açık seçik ortada. Her şeyden önce, Türkiye son 6 yıldır üretmeden, başkasının parasıyla iş yapmaya alışmış bir ülke haline geldi. Başkasının parasıyla iş yapan dünya devi finans kuruluşlarının durumu bugün ortadayken bundan ders alma gereğimiz de ayrıca ortada. Çünkü ABD gibi karşılıksız para basma olanağımız da yok. Açıktan gelen para gitmeye başladı, ihracat düştü, ithalat da üretim azalmasından dolayı düştü ama iş yerleri de buna paralel olarak süratle kapanıyor. Dünya ekonomi krizine karşı durumun ciddiyetini anlayan ülkeler önlemlerini aldılar bile. Biz ise giderek daha derin bir bataklığa saplanıyor olmamıza rağmen olayın ciddiyetini hala görmek istemiyoruz. Ekonomik dengeler mikro ve makro açıdan bu denli bozulursa ülkemizin geleceğini emanet ettiğimiz siyasilerin vebali de onların hesabını veremeyecekleri bir günaha dönüşecektir.

 

Ali Külebi

TUSAM Ulusal Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi Başkanvekili

[email protected]