'Mabetsiz Üniversite Kalmasın!'

23 Kasım 2012 Cuma, 07:14
Abone Ol google-news

Cami, İslam dininin ibadet yeri; dini bir kurumdur. Din dogmalardan oluşur, önermeleri tartışılmaz, şüpheci ve sorgulayıcı bakış açısına sahip değildir. Din bu yönüyle bilimden ayrılır. İnanç düzeyinde kaldığı sürece din ile bilim çatışmaz/bir arada olmasında sakınca yoktur.

Üniversitelerimizde yeni bir kampanya başlatıldı: “Mabetsiz (cami) üniversite kalmasın!” Dünyanın saygın üniversitelerinde bölüm kapılarının mabetlere açıldığı, en güzel yerlerinde mabetlerin bulunması gerekçe gösterilerek üniversitelerimizde cami inşaatları başlatıldı. Üniversitelerin dinsel eğilimlerin çalışma alanı olması uğraşı cami yapımı ile sınırlı değildir. Dini eğitim almış gençlerin alan sınırı konmaksızın üniversiteye girişi, türbanın serbestleştirilmesi, dini liderler adına konferanslar düzenlenmesi, dualar ile üniversite açmalar öncü çalışmaları oluşturmaktaydı.

Üniversitelerde cami açılımı

Üniversitelerin geldiği durumu simgelemesi bakımından “üniversitelerde cami açılımı” söyleminin ayrı bir önemi vardır. Yapılan girişim ile cemaatler, yerel dini figürler bilimsel verileri sorgular, öğrencileri, akademisyenleri üniversite içinden yönlendirir duruma gelecektir. Çünkü başlatılan cami yapımlarının üniversitelere yük getirmediğini, yerel hayırsever (cemaatler) ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın katkıları ile yapıldığının özellikle belirtilmesi girişimin üniversite ile sınırlı kalmayacağını gösteriyor.

Üniversite (Darülfünun); 1933 yılı üniversite reformundan önce, kurumsal olarak dogmaların içinde boğulmuş, yeniliklere kapalı, şüpheci/sorgulayıcı olmaktan çıkmıştı. Başlatılan reform ile üniversiteyi “evrensel ilkeler” kazandırma uğraşına girişildi. 1933-1980 yılları arasında yürütülen reform çalışmaları sürecinde üniversiteler demokratiklik, çağdaşlık, özerklik alanında önemli kazanımlar elde etmişlerdir.

Aynı dönemde üniversitelerin demokratik, çağdaş ve özerk yapısından hoşnut olmayan sivil güçler ve siyasal iktidarlar da üniversiteleri kontrol altına almak, 1933 üniversite reformunun gerisine çekmek uğraşını sürdürdüler. Üniversitelerden bilim insanları uzaklaştırıldı, gerici örgütlenmeler desteklendi ve bilimin saygınlığının azaltılması için bilimsel veriler tartışmaya açıldı.

Çağdaşlık karşıtları istemlerine 1981 yılında çıkartılan 2547 sayılı Yükseköğretim Yasası ile kavuştular. Üniversitelerin o güne kadar elde ettikleri demokratik, çağdaş, özerk yapı alanındaki kazanımları yok edilerek siyasal iktidarların denetimi/gözetimi içine alınmaları sağlandı. Bugün siyasal iktidarın çıkardığı yasalar ve uygulamaları ile bilim kurumları/bilim insanları taraf olmayı zorlanmaktadır. Türkiye Bilimler Akademisi’nde (TÜBA) yapılan uygulamalar ve üniversitelerdeki rektör atamalarını örnek gösterebiliriz. Bunun son aşamasını da “üniversitelerde cami açılımı” oluşturmaktadır.

Üniversitelerin görevi

Üniversiteler ve cami kurumsal olarak birlikte olabilir mi?

Üniversitenin Türkçe sözcük anlamı “evrenkent”tir. Üniversiteler; evrensel anlamda ortak değerleri olan kurumlardır. Bu değerlerin başında bilimsel işlevsellik (bilim üretme, aktarma, yayma), bilimsel anlayış üstünlüğü, akademik yaşamın yoğun olduğu ortamlar olmasıdır. Üniversitelerin görevi dünyaya geniş açıdan bakan, özgüveni olan, özgürlüğünü kazanmasını, korumasını bilen insan yetiştirmektir. Amaç üst düzeyde öğretim ve araştırma yaptırarak topluma bilimsel düşünme yeteneği ve beceriye sahip bireyler kazandırmaktır.

Özgür düşünceyle doğrunun arandığı, soru sormanın, tartışma yapmanın öğretildiği/özendirildiği, aklın dogmaya üstünlüğünün kanıtlandığı ve topluma bu doğrultuda katkıda bulunacak sorumluluk bilincine sahip bireylerin yetiştirilmesinin hedeflendiği bir yapıdır. Kısaca bakış açısı şüpheci, sorgulayıcıdır.

Cami, İslam dininin ibadet yeri; dini bir kurumdur. Din dogmalardan oluşur, önermeleri tartışılmaz, şüpheci ve sorgulayıcı bakış açısına sahip değildir. Din bu yönüyle bilimden ayrılır. İnanç düzeyinde kaldığı sürece din ile bilim çatışmaz/bir arada olmasında sakınca yoktur. Fakat ülkemizde din hiçbir dönemde olmadığı kadar siyasallaşmış ve metalaşmıştır.

Siyasallaşan din

Siyasallaşan ve metalaşan din; inancı yoğun olan insanları bölmüştür. Cemaatler, tarikatlar arasında yaşanan görüş ayrılığı nedeniyle camiler ayrılmış, dini ritüellerde ve yorumlarda farklılıklar ortaya çıkmış bulunuyor. Din; Tanrı ile kul arasından çıkmış, hoşgörü ve birleştirici özelliğini kaybetmiştir. Metalaşma sonucu çıkan ranttan daha fazla yararlanmak için gruplar arasında kavga başlamıştır. Ekonomik, siyasi olarak güçlenen cemaatler/tarikatlar halkın yaşam biçimine, devletin temel değerlerine müdahale eder duruma gelmiştir.

Bugün üniversitelerde başlatılmış olan “mabetsiz üniversite kalmasın” kampanyası üniversitelerde ayrışmalara neden olacaktır.

Ülkemizde oluşan din anlayışı ile akademik yaşamın birlikte olması mümkün değildir. Çünkü din anlayışı bilimin temel ilkelerine müdahale eder noktasına gelmiştir. Üniversite üst yönetimi ve diğer atamalar “dini kimlik” bakılarak yapılmaktadır. Özellikle taşra üniversiteleri cemaatlerin/tarikatların kontrolüne girmiş, bölgelerinde yaşayan dini figürlerin yönlendirmesi altındadırlar.

Cemaat/tarikatların kontrolüne giren üniversiteler şüpheci ve sorgulayıcı özelliklerini kaybedip, dogmalara boğulmuş durumdadır.

Üniversitelerde cami açılımının önünü alamazsak rektörler arasında kim daha büyük cami külliyesi yapacak yarışı da başlayacaktır.