Memet Ali Alabora içti, ben ağladım

Geçen hafta Galler’in S4C kanalında yayınlanan Fflam’ı izlemek büyük keyifti bu anlamda. Bir süredir Galler’de yaşayan ve dizinin başkarakterlerinden birini canlandıran Memet Ali Alabora ve dünya güzeli karısı Pınar Öğün için değer miydi, değerdi

27 Şubat 2021 Cumartesi, 16:03
Abone Ol google-news

Elif Aktuğ, Cumhuriyet Cumartesi eki için yazdı.

Bilmediğim ve hatta aşina olmadığım dillerde film izlemişliğim vardır, altyazısız hem de. Ancak benim gibi “sinefili”lerin anlayacağı bir manyaklık olsa gerek. Geçen hafta Galler’in S4C kanalında yayınlanan Fflam’ı izlemek büyük keyifti bu anlamda. Altı bölümün sadece 3’ü İngilizce altyazılıydı, diğer üçünü Galce izledim. Anladın mı diye soracaksınız, orası meçhul, en kritik bölümler Galce idi, sevdin mi diye soracaksınız eğer, bayıldım. 

Absürtlüğün ölçüsüyle bile açıklanamayacak sebeplerden ötürü bir süredir Galler’de yaşayan ve dizinin başkarakterlerinden birini canlandıran Memet Ali Alabora ve dünya güzeli karısı Pınar Öğün için değer miydi, değerdi. Ama onlar oynamasa da izlerdim, dedim ya hem kulağımın aşina olmadığı dillerdeki yapımlar seviyorum hem de insan hikayelerinin anlatıldığı, ağır, ağdalı ve kimilerinin “sıkıcı” dediği işlere karşı büyük bir sempatim var. Ha bu arada dizi sıkıcı değil, beş-altı kişilik bir kastı var ve aşkı anlatıyor aslında.

Fflam, İngilizce “flame” demek, yani ateş, alev anlamına geliyor. Alevsiz aşk olur mu, olmaz tabi. Kimi yanar o alevde, kimi alevin peşinden gider, kimi ancak uzaktan izler, sıcaklığını bile hissedemez. 

Filmin başrol oyuncularından biri Gwyneth Keyworth, Noni karakterini canlandırıyor. Noni, siyasi sebeplerle ülkesine dönemeyen (yok ben bir şey demiyorum, o topa girmiyorum, konumuz Fflam), Memet Ali’nin canlandırdığı Deniz ile yeni aldıkları ve tadilatıyla uğraştıkları çiftliklerinde mutlu mesut yaşamakta. Noni bir şef aynı zamanda ve üç yıl önce bir yangında kaybettiği eski kocasının yasını tutmakta. 

Gwyneth Keyworth, Black Mirror, The Crown ve Game of Thrones gibi çok ses getiren yapımlardan hatırlayacağınız bir oyuncu, en son Hidden adlı polisiyede izlemiştim. Noni’de çok başarılı, ölen kocasının yerine koyduğu karakteri Richard Harrington oynamış, onu da en son Hinterland ve Gangs of London’da izlemiştim. 

Fflam’da Memet Ali ve Pınar Öğün kardeş oynuyorlar, Deniz ülkesine dönemeyen ve mutluluğu Noni’de ve yeni hayatında bulmaya çalışan genç bir adam ve Ekin ise lezbiyen olduğu için ailesinin dışladığı ve dolayısıyla ülkesine gidemeyen bir veteriner. Ekin, Noni’nin çalıştığı restoranın sahibi ile evli ve çocuk sahibi olmak istiyorlar, eh iki kadın nasıl çocuk yapsın; Deniz onlara sperm donörü olursa ancak… 

Diziyi izlerken, daha doğrusu izlemeden hemen önce acaba senaristler arasında Memet Ali var mı diye baktım, dizi bir hikayeden uyarlamaymış, dizinin yönetmeni Judith Dine; İngiltere’nin en çok izlenen popüler dizilerini (Hollyoaks, Emmerdale, Coronation Street)  yönetmiş başarılı bir isim. Elbette Memet Ali için sahneler eklenmiştir diye tahminde bulundum ve yanılmadığımı gördüm. Şahane bir iki sahne var ki, keşke yönetmen o sahneleri uzatsaydı, izleyiciyi iyice bir ağlatsaydı dedim kendi kendime. Dedim ama bizim diziler gibi seyirciyi ajite etme alışkanlıkları yok, hikayeyi öyle saf ve öyle nahif anlatıyorlar ki, kanırtmaya gerek duymuyorlar. 

Bahsettiğim sahnelerden biri Deniz’in birkaç kadeh rakıdan sonra hafif sarhoş bir vaziyette Ahmet Kaya’nın “Kum gibi” şarkısını söylemesiydi. Bu sahnede Memet Ali’yi gördüm ben, Deniz’i değil; işte belki yönetmen de o yüzden uzatmamıştır, çünkü şarkıyı söyleyip ağlayan Deniz karakteri, izleyiciye “Bakın Memet Ali nasıl da ağlıyor, ülkesinin hasretinden” dedirtmiyor. Ben o on saniyede ağladım ama, o da benim “başka bir dünyanın var olabileceği ihtimaline karşı kalplerimizin aynı noktada attığına inandığım” ve hiç tanımadığım Memet Ali’ye olan sevgimdendir, kim bilebilir…

DURU OLMAK YA DA OLMAMAK

Nükhet Duru belgeselini benim kadar büyük heyecanla ancak Nünü beklemiştir. Netflix’te yayınlanmaya başlayan Duru Olmak’ı çok önemsiyordum; popüler müziğe türlü katkısından dolayı özelikle Nükhet Duru belgeseli çekmek çok iyi fikirdi çünkü. Duru’nun sesini, eserlerini, konserlerini, güzelliğini, benzersiz karakterini, hiçbir şeyini tartışacak değilim ama arkadaş bir hikayesi olmaz mı belgeselin? Arkaya İstanbul görüntüleri ekleyip (onlar da sıkıcıydı, konuyla örtüşmüyordu) işin içinden sıyrılınır mı? Nükhet’in sesi ve şarkılarına güvenmeyi anlarım ama bir metin olmaz mı hikayede, yapım sadece Türkler ve Nükhet Duru’yu sevenler için yapılmış dahi olsa (ki, bu büyük bir ziyan, dünya çapında bir iş çıkardı çalışılsaydı) bitmemiş, amatör bir işten öte değil. Hah iyi yanı, arşivi, kaydı olmayan bir ülkeye, bakın böyle de bir şarkıcı vardı demek adına, en azından bir hatırlatma olacak. Koskoca Nükhet Duru bu,10’ar bölümden 5 sezon hikaye çıkar hayatından, ağlamalı gülmeli; bir albüm tanıtımı tadında ve onu da layıkıyla anlatamayan bir kayıt olmuş. Olsun varsın, bundan sonrakileri daha iyi çekerler belki. Niyeti olan varsa, gönüllü yazarım senaryoyu, yeter ki evrensel anlamda bir hikaye örgüsü olsun artık yapılan işlerin…