Mengü Ertel tasarımı

Yapı Kredi Kültür Merkezi'ne girince farklı bir hava alınıyor bugünlerde. Merdivenlerden çıkarken izlenen afişler, yukarıdan aşağıya sarkıtılmış büyültmeler... Girişte "Yüzler" dizisiyle fotoğraflardan oluşturulmuş büyük bir kompozisyon, derken hemen karşınızda Mengü Ertel'den şiirler.

07 Nisan 2011 Perşembe, 13:54
Abone Ol google-news

Sadece dört adet...
 Biraz da dalları toprakta
Kökleri dışarıda olsa ağaçların
Denizin üzerinde koşsak
Koca göbekli kısa bacaklı olsa sevdiğim kızlar
Yürürken kolları yerlere sinse
Sen, sen karşımda
 Bir gözün ağzının içinde
 Öbürü kulağının altında
 Burnun
Burnun yok

Büyük salona girildiğinde bölüm bölüm  Mengü Ertel eserleri.  Gruplar halinde sunulmuş.  Aktörlük Hakkında Aykırı Düşünceler, afişler, büyültmeler, logolar, kitap kapakları, bazı özel eşyalar ve özellikle kullandığı bir sürü cetvel, kalem, uç, kağıt. Duvarlardaki  açıklamalar hem sanatçının kendisini anlamamızı, hem de döneminin özelliklerini  öğretiyor.  Baskı, grafik, yazı için teknolojik yetersizliğe rağmen, insanların isteksiz, kayıtsız oluşlarıyla uğraşma ve kendini sürekli yenileyerek sanki savaş verircesine işinin peşinden koşmak budur, dedirtiyor.

Kolay değil,  Mengü Ertel elli yıl boyunca aralıksız iki yerde sürekli çalışmış. Evi ve Atölyesi. Birinde ailesi, diğerinde  grafikerler, piyasa.  Ama her ikisinde de arkadaşları ve dostları. Nasıl mı başarmış? Tasarım gücünü geçmiş, gün ve geleceğin koşullarına paralel tutabilecek  donanıma sahip oluşuyla destekleyerek ve tabii ki çok çalışarak, bir yandan da  entellektüel birikimini, özgünlüğünü  sürekli zenginleştirerek diye yanıtlayabiliriz. Mengü Ertel tablosunda kimler yok ki; C.  Irgat, M. Cevdet, O. Veli, M. Ertuğrul, S. F Abasıyanık, A. H. Tanpınar, T. Selçuk, İ. Selçuk, A. Nesin ve diğerleri. Kimiyle daha çok gençken tanışıyor usta. Sıra arkadaşı gibiler, birlikte gezip birlikte dinliyorlar edebiyatçıları.  Sohbetlerinde bulunuyorlar.  Kiminin çalışma ortamında sürekli varlar. Bu düşünce insanlarını, sanatçıları ve kendisinin oluşumunu hiç terk etmiyor Ertel. Yolunu belirlemiş bir sanatçı o. Türkiye’deki sanat ve tasarım alanını biçimlendirmeyi başarmış bir usta...

Mengü Ertel‘in “grafik” ve “grafikçi” kelimelerini özellikle kullanması boşuna değilmiş. Türkiye’ de resime, grafiye, özgün baskıya, halen heykele, hele de disiplinlerin  bütünlüğünde üretilen sanata ne denli yabancı kalınmıştır, biliriz. Bir sanatçının düşünsel yaşamını besleyen olgularla, ilgilerle uğraşmak yakın zamanımıza kadar pek dikkate alınmamıştır. Estetik seçkincilik, özgünlük sanki önemsenmemiştir. Mengü Ertel’ in sanatı bu çok önemli ayrıntıların farkında olunmasına yardım ediyor.

Mengü Ertel  ülkesindeki grafik sanatlarla, tasarımla ilgili eksikliği keşfettiğinde daha işinin çok başındaydı. Bu eksiğin aşılması gerekliliğini hep savunmuştur.  Atölye çalışmalarını yoğun sürdürdüğü dönemlerinde  de grafik sanatının tanınmasına öncülük etmiştir.   Tasarladığı afişleri yurt genelinde sergilemeye özen göstermesi  bu anlamda daha da önem kazanır. Sanatçı uluslararası platformda da Türk grafik sanatının tanınmasına uğraşmış, bunu da başarmıştır.  1974’de Uluslararası Cannes Film Afişleri Yarışması’ ndan jüri özel ödülü ile dönen Ertel,  1975’de Uluslararası Paris Sinema Afişleri Sergisi’nde büyük ödül, 1980 de Uluslarası Moskova Olimpiyat Oyunları Afiş Yarışması’nda üçüncülük ödülünü kazanır.

Halbuki o dönemde belki de bakıp geçilmişti bir çok afişe, grafik tasarıma.   Kitap kapaklarıyla ne kadar ilgilenmiştik ki? Grafik sanatlarla tanışmış mıydık? Hep denir ya, “şimdiki çocuklar şanslı.” Okullarınca bu sergiye getirildiklerinde afiş konusunda örnekler görebilecekler. Bir sanatçının farklı teknikleri nasıl kullandığını inceleyebilecekler.  Bir Deli Dumrul’, bir 1980 Moskova Olimpiyat Oyunları afişi, bir Keşanlı Ali Destanı afişi hangi şartlarda basılmış; sanatçı yaratıcı beyniyle zamanın en modern üretim anlayışını, düşünce alt yapısında nasıl geliştirmiş  öğrenebilecekler.  Sergiyi özenerek izleyecekler. Yeter ki; getirilsinler, sergiyi açıklamalarla gezsinler. Yeter ki, öğretmenler sergiyle ilgilensin, bir ders aracı olarak  kullanmaya girişsin, ayrıntıları çocuklara anlatsın. Onları bilgilendirsin. Yeter ki, okul idareleri, ders içerikleri ve ilgili üst katmanlar kültür sanata yönelik bir anlayış geliştirsin...