Merhaba, Emevi Camisi’nden geliyorum

Putin’in Türkiye ziyareti öncesindeki mesajı ve Ortadoğu’da boyutlanan dayatmalar...

09 Ocak 2020 Perşembe, 02:00
Merhaba, Emevi Camisi’nden geliyorum
Abone Ol google-news

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti, ansızın “Şam’da başladı.” Putin Şam’da, Beşşar Esad ile Suriye haritası üzerinden durumu müzakere ederken görüntülendi. Gece saatlerinde Putin Suriye’den İstanbul’a geçti. Birkaç saat sonra da İran, Irak’ta iki ABD üssünü vurduğunu, görüntü ve fotoğraflarıyla duyurdu.

Önce Putin’in ziyareti... Türkiye artık, Rus doğalgazı için vazgeçilmez ve en önemli güzergâh pozisyonunda. Çünkü yatırımlar işlemeye başladı. Rusya ise Türkiye için Suriye’de, en akla yatkın müzakere kanalı olarak görünüyor. Müttefik ABD ile yürütülemeyen ve sonuçlandırılamayan müzakereler, Rusya ile İdlib dışında karşılıklı sonuçlar verdi. Libya’da Moskova ve Ankara pozisyon değiştirmiş durumda. Bu sefer Türkiye Libya’da meşru hükümeti; Rusya örtülü olarak “darbeci Hafter”i destekliyor.

Putin, İstanbul ziyareti öncesinde Emevi Camisi’nde görüntü verdi. Daha önce de Suriye’deki Rus askerleri arasında yer alan Çeçen askerlerin Emevi Camisi’nde namaz kılarken çekilen fotoğrafları kamuoyuna yansımıştı. Putin’in ziyareti, “Emevi Camisi’nde namaz kılma hedefindeki” Türk dış politika söyleminde yaşanan hüsranı ortaya koyuyor. Putin, “Emevi Camisi’nden geliyorum” mesajıyla Türkiye’ye inerken, Suriye’de istikrarın sağlandığı iddiasını tüm dünyaya duyurmayı amaçlıyor. Tek sorun ise İdlib. İki gözlem noktası Esad güçlerinin kontrol bölgesinde kalan Türkiye, konuya Avrupalı devletleri dahil etmenin dışında bir şey yapamıyor. Esad güçlerinin kontrolü alanında kalan Türk gözlem güçleri hangi görevi yapacak? Artık uzlaşma işlemiyor.

Umarız, Libya’da yolun başında olan Türkiye, Suriye deneyimlerini önyargısız şekilde dikkate alır.

IRAK KAYBEDİLDİ

Küresel ölçekte sofistike şiddet üretme konusunda en üst sırada yer alan ülke şüphesiz ki ABD. 1990’lardan itibaren Irak’la savaştı, işgal etti. Son olarak Irak’taki Şiileri kendisine karşı örgütleyen İranlı general Kasım Süleymani’yi öldürdü. Şiilerin çoğunlukta olduğu Irak parlamentosunun, “Tüm yabancı askerlerin ülkeden gönderilmesi” yönünde karar alınmasının ardından, bu ülke ABD için artık kaybedilmiştir. Benzer yanlışların yapıldığı Suriye’de, benzer sonuçların oluşacağı da kehanet değil.

Süleymani’nin intikamı için Irak’taki iki ABD üssüne füze fırlatan İran, kapasitesinin sınırlarını zorlayan bir coğrafyaya yayılmış durumda. Daha ne kadar bu konulara kaynak ayırabilecek?

Çin’le mücadelesine yoğunlaşması gereken ABD’nin, İsrail’in korunması hedefi nedeniyle aklı Ortadoğu’ya takılı kalmış durumda. Büyüyen Asya sorununu daha ne kadar ihmal edebilir?

Türkiye, yanlış Suriye politikası nedeniyle varını yoğunu güvenliğe yönlendiriyor. Şimdi bir de Libya var. Umarız getirisi, götürüsü iyi düşünülmüştür.

Yeni bir yanlışın temelleri atılmasın da...

TÜRK ASKERİ LİBYA’DA NE YAPACAK?

Tezkerenin Meclis’ten geçmesinin ardından Türkiye’nin Libya’ya kaç asker göndereceği, asker göndermenin ne zaman tamamlanacağı, kara, deniz, hava unsurlarının olup olmayacağı konuları henüz netleşmiş değil. Cumhuriyet’in aldığı bilgilere göre olası gelişmeler şöyle sıralanıyor:

 Türkiye, Libya’daki askeri durumu tezkereden çok önce inceledi. Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) eksikleri, ihtiyaçları ve yapılması gerekenler ortaya kondu. Çalışmalar da buna göre planlandı; bir kısmı da örtülü olarak gerçekleştirildi.

İlk olarak UMH kontrolündeki en önemli güvenlik sorunu hava saldırıları olarak belirlendi. Bu hem bölgedeki halkın, hükümetin sorunu hem de görev yapacak Türk birliğinin sorunu olacak gibi görünüyor. Bu nedenle hava savunma unsurlarının ilk olarak bölgeye konuşlanması ve olası hava saldırılarına karşı caydırıcılığın sağlanması gerekiyor. Çalışmaların ilk aşamada bu noktada yoğunlaştığı biliniyor.

Uzak bir mesafe olması nedeniyle bir korgeneral komutasında oluşturulacak görev kuvvetinin iaşe, ibade, acil durum, sağlık tahliyeleri için lojistik desteğin sağlanması gerekiyor. Bu nedenle acil olmayan lojistiğin deniz yoluyla sağlanması bekleniyor. Ayrıca UMH’nin denizde kontrolünün artırılması, deniz birliğinin güvenliği nedeniyle deniz kuvvetler kapsamlı bir çalışma yapıyor.

Suriye benzeri bir coğrafyaya sahip olan Libya’da kara unsurlarının görevi ikinci aşamada kritik olarak öngörülüyor. Gönderilecek kara unsurlarının, özellikle de özel kuvvet birimlerinin UMH için hızla bir askeri yapılanma kurması hedefleniyor. Hafter milislerinin ilerleyişinin durdurulması için yeni bir askeri yapı kaçınılmaz olarak değerlendiriliyor.

Türk birliği Libya’ya muharip görevle gitmiyor. Ancak temel askerlik kuralı olan “Her birlik kendi güvenliğini kendisi sağlar” prensibi gereğince Türk birlikleri de olası saldırılara karşı kendisini koruma planıyla gidecek. Planlamada acil ve güvenli çıkış noktasının ise Tunus olacağı değerlendiriliyor.

Hafter güçlerinin en önemli ve acil hedefi olan Trablus Havaalanı Türkiye ile bu ülke arasında kurulacak hava köprüsü için önem taşıyacak. Bu havaalanının büyük oranda Türk birliği tarafından işletilmesi ve korunması da kaçınılmaz olarak görülüyor. Bir korgeneral komutasındaki karargâh da her unsura komuta edecek ve Türkiye ile eşgüdümü sağlayacak.