Mezopotamya’nın sahipsiz ve talihsiz halkı: Ezidiler

Irak Parlamentosu’nda KYB’nin Ezidi Milletvekili Feyyan Dahir’in ağlayarak haykırdığı “Dinimiz yeryüzünden siliniyor, size insanlık adına yalvarıyorum. Çocuklar ölüyor. Tarihte 79 kez kırıldık, bir yenisine engel olun” sözlerini kaçımız gözleri dolmadan izleyebildi. Kırılmak, sürülmek ve alay edilmek ya da magazin malzemesi olarak ele alınmak Mezopotamya’nın bu talihsiz halkının kaderi mi?

09 Ağustos 2014 Cumartesi, 22:14
Abone Ol google-news

IŞİD’in Musul’u işgalinin ardından Ezidilerin kutsal toprakları Şengal ve Sincar bölgesine saldırması sonucunda Telafer’deki Türkmenler gibi on binlerce Ezidi anayurtlarından edildi, Batılı kaynaklara göre bin, bazı Kürt kaynaklarına göre ise 3 bine yakın Ezidi katledildi. Şengal bölgesinde dağlara sığınan Ezidilerin Irak parlamentosundaki temsilcisi Feyyan Dahir’in gözyaşları içinde “Dinimiz yeryüzünden siliniyor, size insanlık adına yalvarıyorum” sözleri izleyenlerin yüreğini kanatmıştır.

Ezidi milletvekili Feyyan Dahir’in söylediği tehlike yeni değil belki ama en can yakıcı olanı. Tarih boyunca Hıristiyan ve Müslüman komşularınca dinsiz olarak görülen Ezidiler, pek çok kez kitlesel kırımlara ve saldırılara maruz kaldılar. Korunma içgüdüsüyle dışa kapalı bir topluma dönüşmeleri de bu tehlikeyi bertaraf edememiştir.

 

'Katli vacip topluluk'

Tanzimat ve Islahat hareketlerine kadar Ezidiler, ehli kitap dinlerden birine mensup olmadıklarından dolayı ne İslam hukuku ne de azınlık hukuku sistemi içine dahil edilmiştir.

Şeyhülislam fetvaları ile kanı helal, katli vacip topluluk olarak gösterilen Ezidilerin, ancak Musul’da Batılı misyonerlerle kurdukları iyi ilişkiler sayesinde sorunları az da olsa çözülmüştür. Özellikle İngiltere ve Fransa’nın Musul konsoluslukları aracılığıyla Ezidilerin sorunlarının hem payitahta hem de dış basına iletilmesiyle azınlıkların sahip olduğu haklardan yararlanmaya başlamıştır. Ancak kısmi olan bu haklar da ara ara kesintiye uğramış ve hiçbir zaman kalıcı olamamıştır.

Mezopotamya’nın bu kadim halkı, İslam tarihinde kötü şöhretiyle bilenen Muaviye oğlu Yezit’le ilişkilendirilmelerinin önüne geçmek için özellikle Avrupa’daki diyasporanın çabaları sonucu baştaki “y” harfi düşürülerek Ezidi olrak anılmaya başlanmıştır. Kürtçe konuşan ve etnik olarak Kürt oldukları bilinen Ezidiler, tarihte yoğun olarak Musul’un batısında Cebel Sincar’da yaşadılar.

Geri kalan Yezidi nüfus ise Halep, Diyarbakır, Kilis ve Gaziantep’te yoğunlaşmıştır. Türkiye’de Ezidiler Siirt, Batman, Mardin, Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa illerinde ve bu illere bağlı köylerde yaşamaktadır.

 

Nüfusları 2 binin altına düştü

Osmanlıların son zamanlarında 1912’de yapılan nüfus sayımında 37 bin, 1923’teki sayımda 18 bin olarak tespit edilen Ezidilerin sayısı, aynen Süryaniler gibi gördükleri baskılar nedeniyle 1980’den itaberen kitlesel göçler nedeniyle 2 binin altına düşmüştür. Dünya genelinde ise 1.5 milyon civarında oldukları tahmin ediliyor.

 

Hem kendi kavimleriyle hem yönetimle çatıştılar

Şeref Han, “Şerefname”de Ezidilerin Musul ve Şam bölgesinde aşiretler halinde yaşadıklarını, bu aşiretlerin başlıcalarının da Besyani, Bohti, Mahmudi, Dunbıli ve Dasni aşiretleri olduğunu söyler. XV. yüzyılda Musul’dan Zap vadisine, Van’dan bugünkü İran sınırları içerisinde kalan Urumiye gölünün batısına ve Nahçevan’a kadar uzanan bir bölgeye kadar yayılmışlardır. XVI. yüzyılda Ezidilerin yaşadığı bölgeler Osmanlı İmparatorluğu ve Safevi devleti sınırları içerisinde kalmıştır.

Osmanlı-Safevi gerginliğinin tırmanması bölgedeki diğer etnik ve inanç toplulukları gibi Ezidileri de olumsuz yönde etkilemiştir. Ezidilerin tarafsız kalma ya da güç dengesine göre iki tarafı da idare etmeye dayanan politikaları, her iki devleti de memnun etmemiş ve sonuçta Ezidiler taraf olmadıkları için hem Safevi hem Osmanlı hanedanları tarafından bertaraf edilmişlerdir. Dunbıli aşireti Safevilerin, Mahmudi aşireti de Osmanlı’nın hışmına uğramıştır. Etnik olarak Kürt olsa da Müslüman Kürt aşiretleriyle araları tarih boyunca pek hoş olmamış, birbirleriyle kanlı mücadelelere girişmişlerdir. Özellikle Ezidi Dasni aşireti ile Müslüman Soran aşiretinin aralarındaki sorunlar hiç bitmemiştir. XVI. yüzyılda I. Selim (Yavuz) Ezidi Dasni aşireti reisi Hasan Bey’e Erbil ve çevresini tımar olarak verince Soran aşiretine mensup Erbil Valisi Mir Seyfettin, Safevilerin safına geçerek Dasni aşiretine savaş açar. Mir Seyfettin Ezidi Dasni aşiretinden 500 kişiyi öldürür.

 

Tanzimat döneminde de yok sayıldılar

XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde kalan Ezidi bölgeleri asayiş bakımından her dönemde başağırısı oldu. Erbil ve Musul bölgesinde, o dönemde pek çok Kürt ve Türkmen aşireti gibi çapul faaliyetlerine girişen Dasni aşiretine yönelik Sultan Ahmet, IV. Murat ve II. Mahmut döneminde birçok sefer yapılır. En büyük sefer 1655 yılında Melek Ahmet Paşa tarafından gerçekleştirilir. Evliya Çelebi’ye göre Sincar Dağı’ndaki mağaralara sığınan 9 bin Ezidi top ateşiyle öldürülür.

Tanzimat sonrasında Osmanlı tebasından Müslüman olmayanların yurttaşlık hakları yeniden düzenlenirken ne gayrimüslim ne de Müslüman tebaadan sayılan Ezidilerden, azınlıkların sahip oldukları haklar esirgenmiştir.

 

Bedirhan Bey Kurban Bayramı’nda 400 Ezidiyi kurban olarak kesti

Hiçbir hukuki güvenceleri bulunmayan korumasız Ezidiler, bölgedeki diğer toplulukların da hedefi olmaktan kurtulamamıştır. Müslüman Kürt aşiretleri, kâfir olarak gördükleri Ezidilere yönelik katliamlara girişmiştir. Ezidilere yönelik katliamların en kanlılarından biri, 1846 yılında Bedirhan Bey tarafından gerçekleştirilmiştir. Botan bölgesinde Osmanlı’ya karşı isyan çıkaran Bedirhan Bey, bir Kurban Bayramı’nda topladığı yüzlerce Ezidiyi din değiştirmeye zorlamış, kabul etmeyen 400 Ezidiyi bizzat kendi elleriyle keserek katletmişti. Ezidiler Bedirhan Bey’den intikamlarını, Bedirhanoğlu isyanını bastırmak isteyen Osmanlı birliklerine destek kuvvet vererek almışlardır. Bedirhan Bey teslim olmak zorunda kaldı ve Girit’e sürgün edildi.

 

Misyoner desteği

Bedirhan Bey isyanından sonra bölgedeki aşiretler üzerine otoritesini pekiştirmek isteyen Osmanlı idaresi, diğer aşiretler gibi orduya asker vermelerini istedi. Hiçbir vatandaşlık hakkından yararlanamayan Ezidilere, vergi ve asker verme zorunluluğu getirildi. Ancak Ezidilerle iyi ilişkiler kuran İngiltere’nin Musul konsolosu H. Layard’ın da girişimleriyle gerek Abdülmecit gerekse Abdülaziz döneminde Ezidiler diğer gayrimüslim teba gibi bedel ödeyerek askelikten muaf tutuldular.

 

Abdülhamit'ten 'Müslüman olun' baskısı

Sultan Abdülhamit bölgede otoritesini sağlamlaştırmak için Kürt süvarilerinden oluşan Hamidiye Alayları’nı kurmuştu. Kürt aşiretlerinden asker toplanırken Ezidilerin de asker vermesi istendi. Ezidiliğinden bedel ödemek suretiyle askerlikten muafiyetleri geçmişte kalmıştı. Abdülhamit 50 Osmanlı altını yanında üç ay zorunlu askerliğin gerekliliğine karar vermişti. Ezidilerin bölgedeki İngiliz, Amerikan ve Fransız konsolusluklarından yardım istemesi ve bu konsolosların devreye girmesi de sonucu değiştirmedi. Üstelik tam tersine Abdülhamit’i Ezidilere karşı daha da sert yaptırımlar uygulamaya yöneltti.

 

'Ya askere git ya din değiştir'

Ezidileri “dinsiz ve sapık” olarak gören Abdülhamit, Ezidiler eğer İslamiyeti kabul etmezlerse askerliğin yanında ayrıca ödenmemiş iki yıllık vergi borcunu peşin ödemelerini istedi. Bu sorunu görüşmek üzere 1891’de Ezidi aşiret reisleri hükümet tarafından Musul’a çağrıldı. Askerlik görevinden hiçbir şekilde muaf tutulmayacakları kendilerine bildirildi. O an kura çekimi yapılarak Kürt beylerinden 22’si askere seçildi. Bunlar arasında yaşı hayli ilerlemiş Ezidi beyleri de vardı. Bunlar hemen barakalara götürülerek dinen yasak olan mavi üniformalar kendilerine zorla giydirildi.

 

Kutsal tapınaklarına el konuldu

Bu olay Ezidiler üzerinde olumsuz etkiler yaptı. Askere gitmeme konusunda dirençlerini sürdürdüler. Abdülhamit, Ezidileri cezalandırmak için olağanüstü yetkilerle donattığı Ömer Vehbi Paşa’yı Musul’a gönderdi. Musul’a gelen Ömer Vehbi Paşa ilk iş olarak huzuruna çağırdığı Ezidi Seyhan beylerine vergilerini ödemeleri ve buna ek olarak da İslamiyeti kabul etmeleri dayatmasında bulundu. Laleş Dağı’ndaki kutsal tapınakları Şeyh Adil türbesini kapattı. Kutsal Melek Tavus heykellerine ve diğer eşyalarına el koydu. Şeyhan Emiri Mirza Bey ile bazı Ezidi ileri gelenleri Müslüman olmayı kabul ettiler. Direnenler ise Ömer Vehbi Paşa tarafından sert bir şekilde cezalandırıldı. Binlerce Ezidi öldürüldü.

 

İttihat Terakki döneminde yurttaş sayıldılar

Bu olay, Musul’daki Hıristiyan ahaliyi ve yabancı misyon şeflerini rahatsız etmişti. Bu durumu kendi ülkelerine ve İstanbul’daki elçilerine ileterek Sultan nezdinde girişimde bulunmalarını istdiler. Konunun dış basın tarafından da uzun süre işlenmesi Abdülhamit’i geri adım atmaya zorladı. Ömer Vehbi Paşa payitahta çağrıldı.

Tüm Osmanlı dönemi ile karşılaştırıldığında İttihat Terakki yönetimi, Ezidilerin ilk kez yurttaş muamelesi gördükleri, dinlerini özgürce yaşadıkları bir dönem olmuştur. Abdülhamit döneminde ellerinden alınan Laleş Tapınağı, gasp edilen kutsal eşyaları ve kutsal kitapları kendilerine geri verildi. Ezidilerin bundan böyle ayrı bir dini cemaat olarak kabul göreceği ve ibadetlerini yerine getirirken başka dinlere mensup olanlarca rahatsız edilmeyecekleri açıklandı.