Mine Söğüt: ‘İnsanlık kurduğu sistemle ölümüne yüzleşiyor!’

Alayına İsyan... Savaşa, devlete, düzene, sisteme, aileye, şiddete, ahlaka, mülkiyete karşı; kadına, hayvana, aşka, cinselliğe, sokağa, isyana dair, öfkeli, gözüpek, cüretkâr, kışkırtıcı, kafa karıştırıcı, yoldan çıkarıcı, sorgulatan ve aykırı düşünceler… Mine Söğüt’ün kaleminden...

09 Nisan 2020 Perşembe, 13:50
Abone Ol google-news

Fotoğraflar: VEDAT ARIK, KURTULUŞ ARI

- 2013 baharında, Cumhuriyet gazetesinde başlayan; biçemi ve okura sesleniş biçimiyle de özlenen kişisel ve toplumsal bir gelişimi, bir o kadar da kişisel ve toplumsal bir direnişi ortaya koyan yazılarınızın bu toplamına neler eklendi / eklemlendi?

Gazetede yazdığım yazılar genel olarak yazıldıkları günün gündemine odaklı. O yüzden o yazıların bütün metin olarak derlenmesi, dijital arşivlere çok kolay ulaşılan şu çağda, okur için de yazar için de pek fazla bir değer taşımıyor diye düşünüyorum. 

Dolayısıyla bu kitapta o yazılar yok ama yedi yıldır yazmakta olduğum o yazıların çekirdeğindeki temel meselelere dair cümleler var. O cümleler de bugün dünya çapında yaşadığımız olağanüstü olayla topyekûn fark ettiğimiz temel değerlerin sorgulanmasına dair. 

İnsanlık bugüne kadar tercih ettiği, suskunlukla onayladığı ve korkuyla katlandığı şeylerin bedelinin ne olduğu üzerine düşünmeye başlasa bambaşka bir dünyada yaşayabiliriz fikrinin etrafında dolaşan sorgulamalar. 

Evrensel sorulara ve karşı çıkışlara yönelik fikirlerin derlendiği bir kitap bu. Yıllar önce yazılmış olan cümlelerin içinden bugüne ve hatta yarına dair bir enerji taşıyanları seçtiğimde daha bu küresel salgın felaketinin fısıltısı dahi yoktu ortada. 

Bugün insanlığın eğer bu felaketten sağ çıkarsa sorgulayacağı temel meseleler, bir ifade birliği içinde kavramsal olarak sınıflandırılmış bir şekilde yerleşti kitabın içine. 

‘İSYANIN ÖNCELİKLİ HEDEFİ ŞİDDET!’

- İsyanın, isyanınızın merkez noktalarının ifadesini bulduğu öncelikli bağlamları açar mısınız?

Sadece bu kitapta değil, tüm yazdıklarımda hatta hayatımda da isyanın hedefinde öncelikli olarak şiddet var. İnsanın kendi iradesiyle dozunu ayarlayabildiğini birçok alanda tecrübe ettiğimiz şiddetle ilişkisinde, tercih ettiği konumu sorgulamasını öneren bir dilin peşindeyim. 

“Neden” sorusu etrafında hayata farklı yerlerden yaklaşmayı ve tabuların gözünün yaşına bakmamayı öneriyorum. Neden savaşırız? Vatan nedir? Kimlikler ne işe yarar? Aile gerçekten kutsal mıdır? Neden adaletsiz bir hayatı tercih ederiz? Neden asla uyamayacağımız kurallarla kendimize kafesler öreriz?... 

Bu sorgulamaları yaparken öncelikle hem kişisel hem de evrensel iktidar algısını sorgulamak gerekiyor, sonra da ahlakın tarifini en baştan bambaşka yerden yapmak...

TEKİNSİZ BİR SIÇRAMA, BÜYÜK BİR ÇARESİZLİK’

- İmlediğiniz gibi “Her şeyi satası, her şeyi aldırası” kapitalizm kemirdi, yedi bitirdi sistemi, bireyi bu net... Kapitalizmin seyrelttiği, esnettiği, askıya aldığı vicdanla kör dövüşünün isyandaki yerini nasıl yorumlarsınız?

Bu soruyu bundan birkaç hafta önce sorsaydınız muhtemelen bambaşka şeyler söylerdim. Ama bugün, şu olağanüstü süreçte kapitalizm üzerine söylenecek şeyler hızla değişmekte. İnsanlık kurduğu sistemin tüm açıklarıyla “ölümüne” yüzleşiyor. Değerlerini ve ihtiyaçlarını yeniden gözden geçiriyor. 

İbadethanelerin neden kapatılması gerektiğini ve hastanelerin neden herkesin ücretsiz bir şekilde eşit olarak faydalanabildikleri, azami olanaklarla donatılmış, bilimsel çalışmalarla desteklenen yerler olması gerektiğini fark edebileceği çok sert bir deneyim yaşıyor. 

İsyana gerek kalmadan, isyanı atlayarak, tekinsiz bir sıçramayla, büyük bir çaresizlik içinde doğrudan fark etmek üzere: Kapitalizmin vahşeti ve acımasızlığı kelimelerle anlatılamayacak kadar serttir. 

“İyi” günlerinde başına gelenin ne olduğunu ancak “kötü” günlerinde idrak edebilen insanlık, virüs salgınının bu vahşeti ve acımasızlığı bir yandan körüklediğiyle, diğer yandan da ehlileştirdiğiyle yüzleşmek üzere. 

Bu dönemden bu tanıklıkla sağ çıkabilenler, neyi tercih edeceklerine her zaman olduğu gibi yine kendileri karar verecekler. Ve muhtemelen, her zaman olduğu gibi, yine yanlış yönü seçecekler. Ama bu arada çok önemli bir şey idrak edilecek. Bireysel tercihler insanlığın kaderini hem belirlerler hem de değiştirebilirler. 

‘BİREYSEL SİVİL İTAATSİZLİKTEN YANAYIM!’

- Emir kipleriyle barışık iyi susanların yanında ya susmayacak olanlar, toplumun örgütlü ve örgütsüz kesimleri sizce nereye koşuyor?

Örgütlülük geçerli iktidar değerlerini içinde barındırdığı için “emir” kiplerine bağışıklık içerir. O yüzden hep bireysel bir sivil itaatsizlikten yanayım ben. İsteklerimizi ve değerlerimizi değiştirdiğimiz anda dünya da değişir. 

Şu anda, şimdiye kadar kaybetmekten korktuğumuz şeyleri yeniden gözden geçirme fırsatımız var. İşte kaybettik hepsini. Ne gerçekten ne kadar önemliymiş anlama fırsatımız var. Sustuğumuzda başımıza gelenleri görme fırsatımız var. O yüzden bireysel olarak küçük devrimler yapma fırsatımız da var. 

Camilerin neden olduğunu düşünün ve birden neden olmadığını... Ya da okulların... Ya da orduların... Meclislerin... Alışveriş merkezlerinin... Seyahat şirketlerinin... Özel hastanelerin... Sağlık sigortalarının... Şimdi hiçbirinin eski hükmü yok. Sadece minimum standartta eşitlenmeye çalışılan kapasitesi kısıtlı birtakım hastaneler var elimizde. Örgütlü ve örgütsüz kesimlerin hep birlikte görmesi gereken şey şu anda en ışıklı haliyle gözümüzün önünde. 

İsyansa, nereden başlayacağı çok net. Savunmaya ve inanç kurumlarına ayrılan bütçe ağırlıklı olarak önce sağlığa sonra da eğitime aktarılmalı. Eğer birazcık aklı kalmışsa insanlığın, bu büyük felaket onu başına toplaması için belki de son fırsat. 

‘GENÇLER BAŞKA BİR EVRENDEN KÖKLENİYOR’

- Gençlik... Enerjisi, gücü maddi manevi sömürülen gençliğe ve isyanın elifbasındaki yerlerine ilişkin gözlemleriniz?

Gençliği anlayamayacak kadar yaşlıyım. Ve buna çok seviniyorum. Aramızda yıllar, nesiller değil dünyalar var. Gençlerle farklı dünyaların insanlarıyız ve bu çok umut verici. Onlar bizim değerlerimizle düşünmeyecek ve davranmayacaklar. 

Gençlik bizden değil başka bir evrenden kökleniyor. Bu da bizden daha iyi olmaları için bir umut. Çünkü köklerinde bizlerin değerleri ve algıları olursa daha iyi bir dünyada yaşamak yüzde yüz imkânsız. Ama aradaki kopukluk en azından insanlığa yüzde elli aklını başına getirme fırsatı tanır. 

O yüzden isyan bizim lügatimizin kelimesi. Onların lügatinde belki olmayacak bile. İsyanla değil ortak kaygılarla ve ortak iradeyle kurabilecekleri bir dünyayı keşfetme şansları bizimkinden bin kat fazla.

‘UMUT, DEĞİŞME İSTEĞİNDE...’

- “Bu düzen değişmeden devam eder”... “Halklar zalimleri hep affeder ve tarih aynı vahşetle tekerrür eder”... Umut?

İşte umut insanın başına gelenleri doğru okuduğu anda içtenlikle sarılabileceği değişme isteğinde. Bizim nesil değil ama birkaç nesil sonranın gençleri bunu yapabilir diye umuyorum. Kökleriyle yani bizlerle bağlarını tamamen koparır ve hayata bambaşka bir yerden bakmayı başarabilirlerse, evet başka bir dünya mümkün. Ama mevcut değerlerle, inançlarla, tercihlerle ve korkularla imkânsız. 

‘KADINLIK DA GENEL İKTİDAR ALGISININ MAĞDURU’

- Kadınlar... Kutsal aile ile kutsal toplumun hedefindekiler... Kendisine biçilen kadim(!) kimliği benimseyişi... Ahlâk, toplum ve kader (!) şeytan üçgeninde maktul kadınlığa dair neler söylüyor Alayına İsyan?

Kadınlık da genel iktidar algısının mağduru. İktidar algısı kökten değişirse hatta yok olursa tüm cinsel yönelimler özgürleşebilir ve insanlık tarihinde bambaşka değerler olarak yeniden tanımlanabilir. 

İnsan kendisini doğayla eşitlemeyi akıl edebilir ve yapay değerler yerine varoluşun talep ettiği temel değerleri kendine baz alırsa kadın sorununu da arkaik bir sorun haline gelebilir. 

Yoksa, erkeklerle eşitlenme savaşından öteye gidemeyen bir günü kurtarma hengamesi içinde tüm diğer meseleler gibi küçük günlük kazanımlarla sonsuza kadar erkin gölgesinde kalır. Kadınlığın sorun olmaktan çıkması için tüm tabuları alaşağı ederek yeniden tanımlamak gerekiyor. 

‘TÜM KİMLİKLER SORUNLUDUR’

- Ya tam bir kısırdöngü, tam bir belâ olagelen kimlik sorunsalına, kimlik mücadelesi ve sorgulamasına dair tehlikeye nasıl dikkat çekiyorsunuz?

Cinsel kimlikler gibi, ırksal ya da dini ya da toplumsal kimlikler, hepsi bir öteki tarif ettiği için sorunlu tanımlar. Ben olabilmenin ve ben olmanın önemini anlamanın önünü kesiyorlar. 

Önce Türk, önce kadın, önce dindar, önce anne, önce vatanperver ya da önce herhangi bir “şey” olan insan, insan olma sorumluluğundan muaf olabiliyor. Ve savunması gereken bir alanın içinde sıkışıp kalıyor. O andan itibaren, dışarıdan gelen her şey onun varlığına ve değerlerine bir tehdit. 

Oysa doğada tüm canlılar sadece hayatta kalmak için geçici alanlarını geçici bir süre için korurlar. İnsan onlardan farklı olarak bilinçli bir canlı. Alanını mülkiyet ve mahremiyet gibi kutsallaştırdığı değerler çerçevesinde bilinçli olarak koruyor ve bilincini bir cehennem yaratmak için kullanıyor. O yüzden hiçbir haliyle diğer canlılar karşısında zerre kadar masum olamıyor. 

- Üzerinde çalıştığınız yeni tasarılarınızı sorarak bitirelim söyleşimizi.

Yeni bir romanı bitirme gayretindeyim. Bu arada İstanbul Şehir Tiyatroları için bir oyun yazdım ve bir diğeri üzerinde hala çalışıyorum. Bir gün hayat normale dönerse, şu anda yazmakta olduğum ikinci oyunu kendim sahneye koymayı hayal ediyorum. 

Alayına İsyan / Mine Söğüt / Can Yayınları / 264 s.