Ölüm ve felsefe...

Rumen kökenli akademisyen Costica Bradatan’ın ‘Fikirler İçin Ölmek’ adlı kitabı Can Yayınları etiketiyle basıldı. Bir konferans için geldiği İstanbul’da Bradatan ile biz de ölüm ve felsefe konularına daldığımız bir söyleşi yaptık.

21 Mart 2018 Çarşamba, 22:55
Abone Ol google-news

 

-Kitabınız, “Fikirler İçin Ölmek”, felsefe hakkında olduğu kadar ölüm hakkında bir çalışma, ya da ölüm hakkında olduğu kadar felsefe hakkında... Hangisi daha önde sizce, felsefe mi ölüme bir anlam katıyor, yoksa ölüm mü felsefeye?

Bu iki kavramın birlikte ele alınması bir tesadüf değil elbette. Kitaptaki temel fikir felsefenin ölümle alakalı olduğu, daha doğrusu ölüme hazırlanmakla alakalı olduğu aslında. En azından Sokrates’ten ve Platon’dan gelen bir felsefe geleneğine göre böyle bu. Onlar için felsefe ölüme hazırlanmak demekti, bunu Platon’un yazdıklarından biliyoruz. Sokrates’in ölmeye hazırlandığı diyaloglar var elimizde. İşin tuhaf yanı, biyografik bir olay bu, Sokrates’in ölüme hazırlanması var evet ama bir noktada bu durum batı felsefesinin tanımına dönüşüyor. Sanki Platon bu olayı, yani Sokrates’in ölümünü çalmış ve batı felsefesinin tanımına dönüştürmüş.

-Montaigne’in ‘Felsefe yapmak nasıl ölüneceğini bilmektir’ önermesini bugün nasıl anlamalıyız?

Kitapta Montaigne ile bir bölüm var ve başlığı da ‘Felsefe yapmak nasıl ölüneceğini öğrenmektir’. Bu cümle aslında Çiçero’dan alıntı, ki o da Sokrates’ten ilham almış. Yani burada bir süreklilik görüyoruz, Sokrates’ten Çiçero’ya, ondan Montaigne’e Farklı varyasyonlarla da olsa ölümle felsefe arasındaki bu bağ uzun asırlar boyunca muhafaza edilmiş. Bugünse elbette ölmek büyük bir olaya dönüştü, ölmeyi öğrenmeniz de gerekmiyor, artık hastaneler var, sizi ölüme hazırlayan doktorlar var. Bu bir problem olabilir, yani ölmeyi unutmuş olabiliriz artık ve hayatın anlamını kaybetmiş olabiliriz. Ölüme hazırlanamıyoruz artık. Sokratik fikirleri yeniden benimsemekte yarar var, zira çok şey yitirmiş olabiliriz.

-Sokrates çok önemli bir yer tutuyor kitabınızda ama öte yandan tarihin yazdığı en büyük ‘dönek’lerden biri olan Galileo Galiei için ne diyeceğiz?

Galileo Galilei çok dramatik bir örnek. Benim kitabımda pek yer almıyor kendisi çünkü ben özellikle fikirleri uğruna ölmeyi seçenlere odaklandım, oysa Galileo yaşamayı tercih etti. Trajik bir figüre dönüşmesinin sebebi mahkemeyle yüzleşmiş olmasıdır. Aslına bakarsanız Giordano Bruno’yu da sorguya çeken engizisiyon hâkimi Bellarmino ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bellarmino bir kaç yıl arayla ikisini de sorguya çeken hakimdi. Bu anlamda Galileo Galilei ilginç bir karşı örnek. Hatta Galileo gibileri hakında başka bir kitap yazmalıyım diyebilirim. Çünkü bir pazarlık yaptı, hayatta kalmak, arada bir yerde tutunmak için bir şeylerden ödün verdi. Sonuçta vazgeçti, hayatta kalmak için ama fikirleri de ölmedi. Bunda bilimci olmasının payı büyük. Bilim ölmez. Galileo ödün vermek zorunda kalmış olabilir, yani insan olarak zayıftı belki ama bilimi çok güçlüydü. Bilim ödün vermez, er ya da geç hep kazanır.

-Arap Baharı denilen olaylar zinciri Tunuslu bir sokak satıcısının kendisini yakmasıyla başlamıştı. Bu olay bize felsefe hakkında ne söylüyor?

Bu olaya kitabımda kısaca da olsa değindim. Muhammed Buazizi adlı genç bir adam daha fazla katlanamayacağını anlıyor ve kendisini yakıyor. Yanan bedeni ile bir mesaj veriyor herkese, çok güçlü bir önermesi var ve bu da olayları tetikliyor, bir depreme yol açıyor. Bunun filozofların yaptığıyla bir paralelliği var, yani susturulduklarında, mahkûm edildiklerinde bedenleriyle konuşan filozoflardan bahsediyorum. Örneğin Hypatia... Birkaç farklı kaynaktan biliyoruz ki Hypatia tek kelime etmedi, ama yine de bedeniyle çok güçlü bir mesaj verdi. Biz bu sessiz kişiyi hâlâ hatırlıyoruz. Açlık grevi yapan kişilerde de aynı şey söz konusu.