Önce kadınlar ayağa kalkıyor

Ağaların bütün gayretine rağmen Kaymakam yerinden kalkıyor

15 Nisan 2020 Çarşamba, 02:01
Önce kadınlar ayağa kalkıyor
Abone Ol google-news

Kaymakamı nereye tâyin ediyorlar biliyor musunuz? Tam kışın ortasında Vanın Muradiye ilçesine. Yollar, beller kapalı. Kaymakam uçakla bile gidemez. Kin bu. Yolda fukaracağızı dondurup da öldürecekler. Mademki bu kaymakam işe yaramaz, mademki Muradiyeye tâyin ettirmek elinizde bari bahar gelsin de öyle.

İş büyüyor, çatallaşıyor. Milli Birlik Komitesi de duyuyor. Milli Birlik Komitesi kasabaya gelince kıyametler kopuyor. Halk sokaklara dökülmüş, bağırıyor: “Ağaları istemiyoruz. Kaymakamı istiyoruz.” Milli Birlik Komitesi üyeleri düşünüyorlar... Bakıyorlar ki, karanlıklardan yol açan birisiyle karşı karşıyalar.

Tam kış ortası, ulu, acı poyrazlar Torostan Çukura delicesine inerken, işte böyle soğuk, güneşli bir günde kasabayı bir kara haber sarıyor. Kaymakamı atmışlar. Bu haber en kuytu köşedeki, en yaşlı, yatalak kadınlara kadar bile ulaşıyor.

Önce kadınlar ayağa kalkıyor. “Bize bunca iyiliği eden Kaymakamı nasıl atarsınız? Bizi çamurdan, susuzluktan kurtaran bu insanı ne demeye atarsınız?” Toplantılar, kaynaşmalar.. Kadınlar hazırlanıyorlar, Kaymakamı attırtıklarını sandıkları kimselerin evlerinin önünde teneke çalarak gösteri yapacaklar...

Klakson nümayişi...

Şoförler de klâkson nümayişi yapacaklar.. Sabahtan akşama kadar klâkson çalacaklar...

Kaymakam adına, gitmesin, istifa etmesin diye, hemen halk arasından para toplanıp 5000 lira yatırılıyor bankaya.

Memurlar, Kaymakam gidiyorsa biz de gidiyoruz, diyorlar, dayatıyorlar.

Bütün şoförler karar veriyorlar: Üç gün hiç bir araç, hiç bir yere işlemiyecek. Bütün makinalı araçların motorları bozuk.

Otuz tane öğretmen istifaya karar veriyor...

Elhasılı kelâm, kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla bütün kasaba bir ayağa kalkıyor ki, ayağa kalkma derim sana...

Eğreti olarak...

Kaymakamı nereye tâyin ediyorlar biliyor musunuz? Tam kışın ortasında Vanın Muradiye ilçesine.. Yollar, beller kapalı.. Kaymakam uçakla bile gidemez. Kin bu. Yolda fukaracağızı dondurup da öldürecekler.. Mademki bu kaymakam işe yaramaz, mademki Muradiyeye tâyin ettirmek elinizde bari bahar gelsin de öyle tâyin ettirin.

Kasabadaki kaynaşma ilgililerce duyuluyor. Kaymakamın gitmesi durduruluyor. Hiç olmazsa yaza kadar kalsın da öyle gitsin, yollar kapalı... Donar, ölür, diyorlar.. Ne diyorlarsa diyorlar, Kaymakam da eğreti olarak kalıyor... Ama Ağalar durur mu, ille de şimdi gidecek... Mademki bu kadar kötülüğü etti şu kasabamızda... Burada bir dakika bile kalamaz. Olamaz böyle şey...

İki üye Kadirli’de

İş büyüyor, çatallaşıyor. Bu işi Milli Birlik Komitesi de duyuyor. Hele ne imiş, şu Kadirlideki dönenler diye. Milli Birlik Komitesi bu işlerin tetkikine, Kadirliye iki üyesini, Sami Küçük’le Suphi Gürsoytrak’ı yolluyor.

Milli Birlik Komitesi kasabaya gelince kıyametler kopuyor. Ağalar bir yandan üyelere adamları eliyle arzuhaller yolluyorlar. Halk sokaklara dökülmüş, bağırıyor: “Ağaları istemiyoruz. Kaymakamı istiyoruz.”

Ağaları tutan bir şikâyetçi geliyor, üyelere: 

“Bu Kaymakam” diyor, “şu kış ortasında benim evimi yıkmağa karar verdi. Ev yıkılırsa çoluk çocuğum açıkta kalacak.”

İki şikâyet de acayip...

“Bu ev sizin mi?”

“Kiracıyım.”

“Niçin yıkacak?”

“Yol geçiyor da...”

Bu bir şikâyet. Kaymakama soruyor üyeler.

Kaymakam diyor ki:

“Gerçekten bu evi istimlâke karar verdik. Bu kişiye evden çıkmasını söyledik, bir türlü çıkmıyor... Bir kaç aydır çıkmasını bekliyoruz.”

Tam bu sırada bir şikâyetçi daha geliyor..

“Ben” diyor, “hani az önce gelen şikâyetçi var ya, evimi yıkıyorlar, diyen şikâyetçi var ya, onun evinin sahibiyim. Ve de ben Kaymakamdan şikâyetçiyim... Gittim Kaymakama başvurdum. Dedim ki, evimi size bedelsiz veriyorum. Yıkmanızı istiyorum. Bu Kaymakam aylardır bedelsiz verdiğim evimi yıkmıyor.” 

İş çatallaşıyor. İki şikâyet de bir acayip.. 

Halk bağırıyor... Millî Birlik Komitesi üyeleri düşünüyorlar... Kaymakamın yaptıklarını bir bir gözden geçiriyorlar. Gözleri fal taşı gibi açılıyor. Bakıyorlar ki, karanlıklardan yol açan birisiyle karşı karşıyalar.

Sami Küçük orada kürsüye çıkıyor: 

“Biz hükümet olarak, insan olarak şu sizin yakındığınız ağalara karşıyız. Bundan böyle Ağalığa paydos. Biz hükümet olarak kaldıkça sizin bu çalışkan, sizin bu kadar sevdiğiniz Kaymakamınız da sizinle birlikte kalacaktır.”

Köylüde bir sevinç, bir kıyamet. Ama Kaymakamda da şevk kalmıyor... Ha gittim, ha gideceğim. Bir zaman öylecene duruyor..

Ağalar seçimi bekliyorlar. Hele bir seçim olsun. Bu askerlerle başa çıkılmıyor. Bu askerler de Kaymakam soyundan kişiler. Politikacılar ele alınca hükümeti, hangi parti olursa olsun, bir kolları içinde olacak.. O zaman Kaymakamın suyu ılıyacak.. 

Derken seçimler oluyor... Artık bu Devrim Hükümeti Kaymakamının yeri yok .. Ağalarca yine telgraflar, iftiralar... Neler de neler..  

Seçimlerden sonra karma hükümet kuruluyor. Karma hükümet kurulunca Ahmet Topaloğlu İçişleri Bakanı oluyor mu sana... Ahmet Topaloğlu Kadirlinin Sıtır köyündendir. Ağalara gün doğuyor. Bir sevinç, bir sevinç, etekleri zil çalıyor. Ahmet Topaloğlu A.P. den. Seçimde de onu bir kaç, Kaymakam düşmanı Ağa desteklemiş. Bir gazetede de çıktı daha önce. Ağalar, diyorlar ki Ahmet Topaloğlu borcunu ödesin... Ben iyi kötü yanlariyle Ahmet Topaloğlunu bilirim. Borcu ne olursa olsun, var mıdır, yok mudur onu da bilmiyorum ya, kasabamıza bu kadar iyiliği dokunan adamı kolundan tutup da atamaz. Yanlış anlaşılmasın, mânevî borçtan söz ediyorum.

Bu adama kasabamızın daha ihtiyacı var.. Diyeceksiniz ki, gitsin de Türkiyenin başka yerine de senin kasabanda yaptığını yapsın.. Burada işini sen tamamlatma da, o gitsin gene hiç bir zaman tamamlıyamıyacağını bildiği bir işe başlasın öyle mi? 

Hiç bir kıpırtı yok...

Topaloğlu da ağaların tazyikine dayanamıyor olacak. Kaymakam için kasabaya iki müfettiş gönderiyor. Müfettişler arıyorlar, tarıyorlar Ankaraya geri dönüyorlar. Müfettişlerden ses sada yok. İyi mi dedi müfettişler, kötü mü, dedi.. Hiç bir kıpırtı yok... 

Müfettiş raporlarının sonucunu bekle ha bekle... Bu, insanda çalışma gücü bırakır mı?

Müfettiş raporu Demoklesin kılıcı gibi tepende asılı dururken...

İnsanlara böyle bir işkenceyi yapmağa kimsenin hakkı yok... Suçun var, çekil git... Suçun yok, başım üstünde yerin var... Açık açık... 

Size bir şey daha söyliyeyim mi, belki de aldanıyorum, bu bizim kasabalı Ahmet Topaloğlu Ağaların içyüzünü iyi bilir. Kaymakamlık da yapmıştır. Hileli telgrafları iyi bilir. Onun İçişleri Bakanlığında bulunması belki de Kadirli için talih olmuştur. 

Belki o da Ağaların safına değil de, Kadirli idealistlerinin safına geçip bizimle birlikte Kaymakamın kasabada bir kaç yıl kalması için uğraşır.

Şimdilik, bu macerayı ben kısa kısacık gözünüzün önüne serdim. Bu maceranın sonucunu gerçekten merakla bekliyorum. Ne olacak? 

Sayın okurlarım sonucu da size belki bir hafta, belki bir yıl sonra ve belki de beş yıl sonra, sağ kalırsak bildireceğim...