Orhan Koloğlu anısına, siyaset ile mesafe

Amcam bana hayatın bir ‘imtihanlar silsilesi’ olduğunu göstermişti. Düşündüğümde ‘hatıralar’ içinde durup durup anlattığım hikâyenin bu olduğunu gördüm.

20 Nisan 2020 Pazartesi, 06:00
Orhan Koloğlu anısına, siyaset ile mesafe
Abone Ol google-news

Sina Koloğlu

Konuk Yazar 

‘Amcan’ı yazar mısın?’ dediklerinde bir başka heyecanlandım. Mesleğe başladığım, en renkli yıllarına şahitlik ettiğim, acısı ve tatlısı ile ‘gazeteciliği’ öğrendiğim bir okuldu Cumhuriyet. Arkadaşlıklar bir başkaydı. Hani klasik olacak ama yıllardır birbirini tanıyan, çok eski arkadaşlar gibi olmak.

Muhabirlik günlerime gittim, masam aklıma geldi, daktilo, saman kâğıtlar haber yazdığımız, karanlık oda filmlerin yıkandığı, asma kat, en yukarıda Cumhuriyet gazetesi tarihinin resmi geçidi odalar. Sabahın ilk ışıklarında amcam Orhan Koloğlu’nun vefatı ile ilgili satırlar öncesi böylesi özel bir durum hasıl oldu.

Amcam bana hayatın bir ‘imtihanlar silsilesi’ olduğunu göstermişti. Düşündüğümde ‘hatıralar’ içinde durup durup anlattığım hikayenin bu olduğunu gördüm. ‘Her devrin adamı olmak’ dedikleri hikaye. Tüm bunların aslında bir anlık konuşma, bir karar en fazla bir gün düşündükten sonra verilen olduğunu amcamda yaşadım.

DEMİREL ‘GEL BENİMLE ÇALIŞ’ DEDİ

Hep anlattığı hikâyeydi. Bugüne kadar amcam ile çok sohbetlerimiz oldu. Milliyet’teki köşemde tarih ile ilgili bir ekran tartışması olduğunda bilgi için danıştığım isim olmuştur. Ama hiç kayıt altına almadım. Geçtiğimiz ocak ayının 16’sında kaldığı KASEV Vakfı’ndaki balkonlu odasında sohbeti kaydettim. Orada da anlattı bu hikâyeyi. Tarihçi kişiliği yanında bir de Ecevit’ in yurt dışı ilişkilerini yürüten isim olma özelliği vardı. Aynı zamanda Basın Yayın Genel Müdürlüğü yaptı. Şöyle anlattı: ‘Ecevit’e uzun süre hizmet verdim. Biz Ecevit ile neredeyse bütün dünyayı dolaştık. Şöyle bir şey var neden benle dolaşıyordu?

Çünkü özellikle yaptığım doktoram dolayısıyla kendime Avrupa’da geniş bir çevre edinmiştim. Bir şey söylediğim zaman bana inanıyorlardı. Ama politikacı söyleyince olmuyordu. Ecevit’e büyük katkım oldu. Ecevit ayrılınca ben de ayrıldım. Demirel başbakan oldu. O sırada papa ilk defa olarak Türkiye’yi ziyarete geliyor. Yanında da 500 gazeteci.

Demirel adam yolladı “Bunları idare edebilecek tek adam sensin’’. Dikkat et, şimdi istifa etmişim. Ama kabul ettim çünkü, devletin işi. Bu görev almak değil. Papa aşağı yukarı 2-3 hafta Türkiye’yi dolaştı. Bütün o gazetecileri ben idare ettim. Hepsi beni tanıyordu. Onun için beni dinliyorlardı. Papa’nın ziyareti nedeni ile Türkiye’nin aleyhine kampanya olmadı. Papa gitti. Demirel bakanı yolladı (Benim bildiğimi o zamanın Turizm Tanıtma Bakanı Barlas Küntay) görevde kalmam için. Yok dedim Demirel’in politikaları ayrı Ecevit’in ayrı. Demeye kalmadı, askeri darbe geldi. Bu sefer askeri darbe bana geldi. Avrupaya’ya anlatacağız darbeyi sen bilirsin bu işi dediler.

Askeri darbe Avrupa’ya anlatılmaz dedim. Derdemez, kardeşim beni 7- 8 derecemi (memurdu amcam, memuriet kademesi) düşürüp kenara attılar. Parasız kaldık, annem ile beraber’... Bu kadar ince bir çizgi olduğunu siyasette yükselmenin, koltuk kapmanın onun hayatındaki bu örneklerde gördüm. Bugünden o günlere bakınca belki çok sıradan gelebilir. Ama bir de o günlerin şartlarına bakmak lazım. Gayet güzel idare edebilirdi amcam. Hani bazı isimleri görüyoruz, bir orada bir burada olabiliyor. Onun bu kadar basit bu kadar çabuk bir hikâye sonucu gerçekleştiğini ailemin içinden bir örnekte yaşamış oldum. İsteseydi şahsen, milletvekili de olabilirdi diye düşünüyorum. İşte tüm bu anlattıklarından sonra siyaset ile arasına mesafeyi koydu.

O defteri kapattı. Gazetecilik onun ilk göz ağrısıydı. Tarihi araştırmalarında muhabir yaklaşımının farkını ve faydasını gördü. Belki de onu farklı kılan bu oldu. Basın ateşeliği görevlerini de bana göre hep ‘tarihi arşiv çalışmaları’ için yararlanabileceği şehirlerden seçti. Paris’te ataşeliği sırasında doktorası için gerekli araştırmaları yaptı mesela. ‘Fransız Basınında Türk’ kitabı onun doktora teziydi. Lübnan, Karaçi basın ataşelikleri bilinçli tercihlerdi. İslam dünyasının kalbi oradaki arşivlerde yatıyordu. Arşivinin bu kadar güçlü olması, soruları gazeteci gibi sorması ve oradan hareketle, hangi arşivde neyi bulacağının önsezisiydi. Orhan Koloğlu’nu da farklı kılan o olmuştur.