Ortadoğu artık tarihiyle yüzleşmeli

Lamia Ziade 'Bye Bye Babylon'la çocukluğuyla yüzleşiyor. İç savaşıyla kıvranan Beyrut'a bir bakış atıyor ve çizimleriyle savaşın acı anılarını gün yüzüne çıkarıyor. İçsavaşın ortasında geçen çocukluk yıllarındaki Beyrut'u çatışmanın kökenlerinden ve ideolojilerden bağımsız bir berraklıkla çizimlerine taşıyan Ziade, aynı zamanda ortadoğu'nun kendisiyle yüzleşmesi için bir eşik daha açıyor.

24 Haziran 2012 Pazar, 08:30
Abone Ol google-news

Lübnanlı sanatçı Lamia Ziade, Ortadoğu sanatının en aykırı isimlerinden biri. Dini motifleri çıplak kadın vücutlarında ya da pornografik içeriklerle resmedecek kadar cesareti var. Ancak bu cesareti onun çocukluğuyla yüzleşmesine uzun süre yetmemiş. Çocukluğunun Lübnan’ı iç savaşın şiddeti ve Batı tarzı süpermarketlerdeki şekerlemenin hazzı arasında geçen bir ayrışmayı yaşatmış. Ancak çizgisini bu yüzleşmeye taşıması için 2006’yı beklemesi gerekiyormuş. O yaz her zamanki gibi yaşadığı şehir Paris’ten kalkıp Beyrut’a ailesinin yanına gidecekmiş. Ancak haberleri açtığında karşısında çocukluğunun acı dolu anılarını bulmuş. O gün Beyrut’a gidememiş. Evde oturup çizmeye başlamış. Taa bugüne kadar. Ortaya Bye Bye Babylon: Beirut 1975-1979 çıkmış.

- Öncelikle Bye Bye Babylon’dan bahsedebilir misiniz?

- Bu proje yıllardır aklımın bir köşesinde duruyordu ama yapabilecek cesareti bir türlü bulamıyordum. Çok karmaşık, çok acılı olacak ve çok kabak tadı verecek gibi görünüyordu. En sonunda beni harekete geçirense Temmuz 2006’da İsrail’in Lübnan’a saldırması oldu. Tam anlamıyla bir şoktu. Yıllarca süren karşılıklı barıştan sonra, çok ani, acımasız ve haksızcaydı. Tatillerde her zaman Beyrut uçağı için bir biletim olurdu ama o yaz ilk defa gidememiştim, havaalanı yıkılmıştı. Paris’te sıkışmış bir şekilde, bir kez daha ülkemin bombalanmasını izlerken, bu kitaba başlayacak gücü kendimde buldum.

- Bu çalışma kariyerinizin ilk yıllarında illustrasyon yaptığınız döneme bir gönderme niteliği taşıyor mu?

- Ben bir ressam, görsel sanatçı ve illustratörüm. İlk başta amacım tamamen çizimlerden oluşan, hiç yazı içermeyen, savaşla ilgili objeleri, mekânları ve karakterleri bir araya getiren katalog ya da envanter benzeri kitap hazırlamaktı. Ancak çizimler geliştikçe daha çok söz söyleme ihtiyacı hissettim. Öncelikle çizimlerin altına kısa yazılar ekledim ama zamanla kendi tuzağıma düştüm ve iş bittiğinde konuşmalar da çizimler kadar önemli hale gelmişti.

- Bye Bye Babylon geçmişe dönüp çocukluğuyla hesaplaşan bir Ortadoğulu sanatçının ilk örneği değil. Sizce Ortadoğu'da sanatçıların doldurmaya çalıştığı kuşaklar arası bir boşluk söz konusu mu?

- Bence Ortadoğu toplumlarının buna ihtiyacı var. Tarihleriyle yüzleşmeye, nelerin yanlış gittiğini anlamaya ihtiyaçları var. Artık zamanı geldi. Bu mizah da olsa, nostalji de olsa fark etmez.

- Kitapta bahsettiğiniz olaylar Beyrut’u nasıl etkiledi?

- Savaş Beyrut’u yok etti. Öncelikle şehrin ruhunu, Beyrut'u şekillendiren tolerans ve açık fikirliliği yok etti. Çocukken haberlerde resmedilen Beyrut’u hatırlıyorum, devamlı roket saldırıları ve ateş altında kalan bir şehirdi. Anlaşmazlığın ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Sadece olan biten çözülemez ve sonu gelmeyecek gibi görünüyordu. Bunun sebebi biraz da Lübnan’daki iç savaşın ben çocukken başlaması ve neredeyse Paris’e gidene kadar devam etmesi olabilir. Bu kadar uzun bir iç karışıklıkta Beyrut’un bir zaman müreffeh ve cezp edici bir başkent olduğunu unutmak çok da zor değil.

- Savaşın ortasında yaşayan bir çocuk olarak sanat hayatınıza nasıl başladınız?

- Aslında kariyerim Paris’te, savaştan ve Ortadoğu'dan çok uzakta başladı. Ancak Ortadoğu’nun ve özellikle Beyrut’un ruhu beni asla terk etmedi. Bu konuda fazlasıyla melankoliğim, bu da işlerimde çok belli oluyor.

- Pop-art’ın ilham verdiği, Ortadoğu kökenli nadir sanatçılar arasında yer alıyorsunuz. Biraz size ilham veren şeylerden bahsedebilir misiniz?

- Evet pop-art beni fazlasıyla etkiledi. Wesselmann, Hockney, Oldenburg gibi... Ancak bir tas corn-flakes ya da Kleenex (ABD’de bilinen bir mendil markası) de benim için çok ilham verici olabilir. Marka isimleri, logolar, günlük hayatta kullanılan sıradan şeyler bile beni etkileyebilir. Şu sıralar efsaneleşmiş Arap müzisyenlerin ve meşhur otellerin portrelerini yapmaya başladım. İkonik imgeler benim için her zaman çekici olmuştur.

- Bacakları açık çıplak kadın imgesi işlerinizde önemli bir yer tutuyor...

- Bunun hakkında anlatacak özel bir hikâyem yok. Yüzyıllardır yapılan bir şey ve sanatta da artık klasik haline gelmiş bir poz.

- İslami açıdan bir hayli tartışmalı sergilerde yer aldınız. Bu yüzden herhangi bir rahatsızlık yaşadınız mı?

- Çok fazla negatif eleştiri aldığımı söyleyemem. Lübnan'da sergilerimi yaptığım yerlerdeki insanlar genelde açık fikirli. Zaten yaptığım işler sırf İslami açıdan değil, Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından da oldukça tartışmalı. Çok Katolik Fransız da çıplak kadınlarımı görünce şok yaşıyor.

- Paris’te yaşamaya ne zaman başladınız?

- Paris’e 18 yaşımda sanat atölyelerinde çalışmak için gittim. Beyrut’a yılda iki üç kez gidiyorum. Zaten bütün ailem orada yaşıyor.