Primat davranışı ve cinsel baskı kültürü

Kadın haklarına ısrarla odaklanmak, kadınlar üzerinde cinsel şiddeti azaltabilir..

02 Eylül 2011 Cuma, 08:04
Abone Ol google-news

Kadın haklarına daha yoğun bir biçimde odaklanmak, yalnızca günümüzde yaşanan cinsel baskı düzeyini azaltmakla kalmayıp, toplumu da tümden değiştirebilir. Kadınlar, gerek siyasal gerekse ekonomik açıdan, daha büyük bir toplumsal güce sahip olurlarsa, toplumun sağladığı güçlü destek ağları sayesinde erkeklerin uyguladıkları cinsel baskıya da çok daha kolay karşı koyabilirler. Bu toplumsal güç erkek kültüründe genç erkeklerin cinsel yaklaşımlarında kadınlarla etkileşimlerini olumlu yönde etkileyecek bir değişimi de beraberinde getirecektir.

Elizabeth Wilde
’ın ağzına bezler tıkıştırılmış ve elleri arkadan bağlanmıştı. Efendisi John Lumbrozo kıza durmadan tecavüz ediyor ve karşı koyacak olursa onu öldüreceğini söylüyordu. Daha sonra 22 yaşındaki hizmetçi kızın gebe kaldığı anlaşılınca, tanıkların belirttiğine göre, Maryland’li saygın bir hekim olan Lumbrozo kıza çocuğu düşürmesini sağlayan bir kimyasal vermişti. Elizabeth Wilde 1663 yılının sıcak bir Haziran günü “pıhtılaşmış bir kan yumağı” dünyaya getirirken, tecavüzcüsü de baş ucundaydı ve cansız dölütün bedeninden atılması işlemini gerçekleştiriyordu.

Tarihçi Amanda Lea Miracle bu olayla ilgili denemesinde, “Doktor lazımlığın içindeki dölüt ve döleşini sokağa döktü. Komşuların da belirttiği gibi, yoldan geçen bir domuzun bunu bir çırpıda yiyip bitirecek olması genç kız için bir başka küçük düşürücü durumdu,” diye yazıyordu.

Lumbrozo daha önce iki başka hizmetçisine de cinsel baskı uygulamıştı. İlkinde kadının kocasının, cinsel saldırıdan ötürü değil de, dedikodular yüzünden kendi saygınlığını yitirdiği gerekçesiyle aleyhine dava açması üzerine Lumbrozo kadınla cinsel ilişkiye girdiğini kabul etmişti.

İkinci olayda da Lumbrozo kadına kocasının kendisine olan borcu yüzünden cinsel saldırı girişiminde bulunduğunu öne sürmüş, mahkemede verdiği ifadeye göre, “kadını yatağa itmiş, ancak çığlıkları karşısında gitmesine izin vermişti.” Ancak bu dava da cinsel birleşme söz konusu olmadığı için düşürülmüştü.

350 yıl değişmedi

Geçtiğimiz yüzyılda kadın hakları ve cinsel eşitlik gibi konularda kayda değer gelişmeler sağlanmış olsa bile, yukarıda örneği verilen ve yaklaşık 350 yıl önce yaşanan bu olaya benzer olaylara günümüzün gazete manşetlerinde sıklıkla tanık olunuyor. Daha birkaç ay önce IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn otel hizmetçisine cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

İstatistikler, dünyada kadınlar tarafından her yıl cinsel suçlardan on binlerce dava açıldığını ortaya koyuyor. Cinsel suçlara karşı giderek daha ciddi bir tavır takınılsa da, bu kapsamda açılan davalar yüzünden yine de çok büyük miktarlarda paralar ödenmek zorunda kalınıyor.

O halde, neler oluyor? Cinsiyetler arasında yaşanan bu türde bir eşitsizlik insanın doğasından kaynaklanan bir özellik midir, yoksa bu durum söz konusu olayların yinelenmesini önleme konusundaki başarısızlığımızın bir sonucu mudur?

Primat uzmanları ve evrimsel dirimbilimciler bu soruyu ciddi bir biçimde ele alarak konuya farklı biçimde yaklaşmamızı sağlayacak denli şaşırtıcı sonuçlar elde ettiler.

Martin Muller ile Richard Wrangham kısa bir süre önce yayına hazırladıkları “Primatlar ve İnsanlarda Cinsel Baskı” adlı kitabın giriş bölümünde, kimi primat türlerinde erkeklerin kendileriyle cinsel ilişkiye girmek istemeyen dişileri birleşmeye zorlamak amacıyla güce başvurduklarına dikkat çekiyorlar. Böyle bir eğilimin işe yarayıp yaramadığı tartışılır, ancak cinsel baskının çiftleşme eğiliminin son derece önemli bir düzeneğini oluşturduğu su götürmez bir gerçek.

3 farklı cinsel baskı

Araştırmacılara göre gerek insanlar, gerekse insan dışındaki primatlar için geçerli olan üç farklı cinsel baskı biçimi söz konusu: taciz, yıldırma ve cinsel birleşmeye zorlama.

Bunlardan en yaygın olanı, erkeklerin sürekli olarak birleşme girişiminde bulunup bedelini dişilerin ödemek zorunda kaldıkları, taciz.

Yıldırma, erkeklerin birleşme istemine karşı koyan dişilere uygulanan fiziksel şiddet eylemlerini içeriyor.

Cinsel baskının en az tanık olunan biçimi ise, zorla birleşme. Araştırmacılar zorla birleşme dışındaki iki cinsel baskı biçiminin Japon makakları, habeş maymunu olarak da bilinen babunlar ve en yakın akrabalarımız şempanzeler arasında uzun erimde üremeyi olumlu yönde etkilediğini gösteren son derece inandırıcı kanıtlar elde ettiler.

Bu da, en azından söz konusu üç canlı türü için, cinsel baskının erkeklerin cinsel davranışlarında uyarlayıcı bir taktik olarak seçilmiş olduğuna işaret ediyor.

Peki insana ne oluyor?

Peki, ya insanlar için ne demeli? Özel yaşamın gizliliği ilkesinden ötürü araştırmacılar bu soruya kesin bir yanıt getirilmesinin son derece güç olduğuna dikkat çekiyorlar. Ancak kayda geçen aşırı düzeyde yıldırma biçimleriyle ilgili istatistiklerin bizlere çağdaş toplumlarda cinsel baskının ne denli yaygın olduğu konusunda en azından bir fikir verebileceğine inanıyorlar.

Evrimsel ruhbilim uzmanı Martin Daly 1996 yılında merhum eşi Margo Williams ile birlikte yaptığı ve bu soruyu yanıtlamak amacıyla 1965-1990 yılları arasında Britanya, Kanada ve ABD’de karısını öldüren erkeklerle ilgili istatistikleri incelediği bir araştırmanın verilerini yeniden gözden geçirip yayımladı.

Daly ve Williams da, tıpkı insan dışındaki primatları inceleyen araştırmacılar gibi, “üretkenlik değeri” yüksek olan kadınların cinsel baskıya daha çok tanık oldukları varsayımından yola çıktılar. Bir başka deyişle, doğurganlık olasılığı daha uzun erimli olan genç kadınlar karşısında erkeklerin korkutma ve şiddet uygulama eğilimi de daha fazla olmalıydı.

İstatistiklerin de gözler önüne serdiği gibi, araştırmacıların elde ettikleri sonuçlar bu savı destekliyordu. Kocaları tarafından öldürülen kadınların çoğunluğu ergenlik dönemi ile 24 yaş arasındaki kadınlardan oluşmaktaydı. Bunu 25-34 yaşlar arasındaki kadınlar izlerken, en düşük öldürülme oranına menopoz dönemine yakın ya da menopoz sonrası kadınlar (50 yaş ve üzeri) arasında tanık olunmaktaydı.

Söz konusu eğilimin gerek evli, gerek evli olmayan kadınlar için eşit düzeyde geçerli olması bu tür cinayetlerin bir olasılıkla öteki cinsel şiddet suçlarıyla benzer dürtülerle işlendiğine işaret etmekteydi.

Yaşlı erkeklerin şiddeti

Wilson ve Daly, genç erkeklerin şiddete daha eğilimli olacakları ve bu yüzden de eşlerine daha çok cinsel saldırıda bulunacakları inancına karşın, genç kadınlarla birlikte olan yaşlı erkeklerin gerçekte genç erkeklere kıyasla çok daha sıklıkla yıldırma eylemlerine başvurduklarına da tanık oldular.

Bu sonuçlar insan dışındaki primat türlerinin erkekleriyle bire bir örtüşse de, kültür ve çevresel koşulların yarattığı farklılıklardan kaynaklanan olası eğilimlerin giderilmesi için, elde edilen sonuçların Batılı olmayan toplumlardan elde edilen sonuçlarla karşılaştırılması gerekiyor.

Ne var ki, insan evrimiyle ilgili çıkarımları değerlendirirken dirimsel özelliklerin bir yazgı olmadığını da unutmamak gerekiyor.

İnsan dışındaki primatlarla ilgili araştırmalar kendi türümüzü daha iyi kavramamıza olanak sağladığı gibi, birtakım sorunlara çözümler de sunabiliyor.

Primatlarda cinsel baskı konusunda göz ardı edilmemesi gereken son derece önemli bir özellik, cinsel baskının nerelerde ve neden görülmediğidir.

Dört ile altı milyon yıl önce her ikisiyle de ortak bir atayı paylaştığımızdan, bonobolar da bizlere en az şempanzeler denli yakındırlar. Bu iki türün yolları yaklaşık bir milyon yıl önce ayrıldı. Erkeklerin günümüzde de dişilerden az daha büyük olmaları gerçeğine karşın, erkek bonoboların cinsel baskı uyguladıkları tek bir olaya henüz tanık olunmadı.
 

Dişi dayanışması

Bonobo toplumuna özgü eşşiz bir özellik, bunların dişilerin birbirlerine verdikleri destek sayesinde dişi-egemen bir tür olmalarıdır. Şempanzelerde dişiler birbirlerinden soyutlanmış olmalarına karşın, dişi bonobolar sürekli birbirlerine destek olurlar. Bonoboların cinsel baskıdan yoksun olmalarında genetik farklılıklar rol oynasa bile, ortaklaşa ağları destekleyen ve erkek baskısının yararlılığını kısıtlayan farklı ortamların da son derece önemli bir unsur oluşturmaktadır.

Erkek bonobolar, şempanzelerde tanık olunan cinsel baskı girişimlerine başvurmak yerine, bu dişi yardımlaşma ağından aldıkları destekle çok daha sık çiftleşirler. Erkekler bu “kültürle” büyürler ve saldırganlık yerine koruyup gözeten bir davranış biçimini yeğleyen daha yaşlı erkekleri örnek alırlar.

Ancak bu yalnızca bonobolar için geçerli bir durum değil. Stanford Üniversitesi primatoloji uzmanlarından Robert Sapolsky cinsel baskı uygulamasının en uç örneklerini sergileyen savanlık babunları üzerinde yaptığı bir araştırma sonucunda, babun topluluğu içindeki en iri ve en saldırgan erkeklerin ölmesinin ardından giderek sevecenliğin ödüllendirildiği bir kültürün geliştiğine ve topluluğa katılan ergen erkeklerin de bu kültürü benimsediklerine tanık oldu.

Bir başka deyişle, başka bir yerde doğup ergenlik döneminde topluluğa göç eden erkekler o toplulukta geçerli olan davranış biçimini benimsiyorlardı. İnsanbilim ve hayvan davranışbilim uzmanlarının da tanımladıkları gibi, “kültür”, genetik ve ekolojik olmayan nedenlere bağlı olarak meydana gelen ve onları yaratanların ardından da uzun yıllar kalıcılığını sürdüren yerel davranış farklılıklarını içerir.
 

Kadın haklarını savunmak

Kurtarıcı

İnsan dışındaki primatların sergiledikleri bu örnekler, kadın haklarına daha yoğun bir biçimde odaklanmanın yalnızca günümüzde yaşanan cinsel baskı düzeyini azaltmakla kalmayıp, toplumu da tümden değiştirebileceğini ortaya koyuyor.

Kadınlar, gerek siyasal gerekse ekonomik açıdan, daha büyük bir toplumsal güce sahip olurlarsa, toplumun sağladığı güçlü destek ağları sayesinde erkeklerin uyguladıkları cinsel baskıya da çok daha kolay karşı koyabilirler. Bu toplumsal güç erkek kültüründe genç erkeklerin cinsel yaklaşımlarında kadınlarla etkileşimlerini olumlu yönde etkileyecek bir değişimi de beraberinde getirecektir.

Kısacası, kadınları cinsel baskı ve tacizden koruyacak siyasal önlemler önemli olmakla birlikte, asıl hedeflenen yalnızca erkekler için değil aynı zamanda bu konuda çifte standart uygulayan kadınlar için de geçerli olacak toplumsal bir değişimdir. Belki de böyle bir toplumsal değişimin sonucunda cinsel baskının geçmişe gömüldüğü bir ortam yaratabiliriz.

Rita Urgan, Kaynak: Scientific American, 20 Temmuz 2011; Eric Michael Johnson