Refah da barış da gelecek

HDP'li Temelli, AKP'nin halkı yoksullaştıran ekonomi modelinin devam etmesi halinde bunun Türkiye' de çok büyük sorunlara, yarılmalara ve parçalanmalara neden olacağını söyledi. Temelli "Savaş Türkiye'nin en yoksul bölgesinde. Kalıcı barış için refah artmalı" dedi.

23 Ekim 2015 Cuma, 23:02
Abone Ol google-news

HDP İstanbul Milletvekili Sezai Temelli'ye göre AKP'nin büyüme modeli bilimsel anlamda hiçbir karşılığı bulunmayan, ekonomide yapısal sorunları çözmeye yönelik olmayan ve ekolojik olarak da yıkım olan projeler üzerine kurulu. Üçüncü Havalimanı projesi de bunun en önemli örneklerinden biri. Diğer yandan toplumsal refah azalırken yoksul halk borçlandırılarak ve hayırsever politikalarla ekonomiye eklemleniyor. Ekonomideki yapısal sorunların temel nedeninin de bu anlayış olduğuna vurgu yapan Temelli, AKP'nin büyüme modelinin artık sonuna gelindiğine dikkat çekiyor. Soma katliamının ardında da insana değer vermeyen siyaset ve ekonomi anlayışının olduğunu söyleyen Temelli, HDP'nin güvenceli yaşam ekonomisi önerdiğini belirtiyor. Temelli, ekonominin terörün de en önemli faktörlerinden biri olduğunu vurgulayarak "Savaş Türkiye'nin en yoksul bölgesinde. Kalıcı barış için refah artmalı" diyor.

HDP'nin akademisyen milletvekillerinden Temelli, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki görevinden ayrılarak haziran seçimlerinde İstanbul milletvekili seçilmişti. Sezai Temelli ile son dönemde ekonomide derinleşen sorunlar ve HDP'nin çözüm önerileri üzerine konuştuk.

Sorunlar katılaştı

* Türkiye ekonomisinde çözülmesi gereken öncelikli konular sizce neler?

AKP'nin 13 yıl boyunca izlediği politikalar, ekonomide yapısal sorunların bırakın çözümünü daha da katılaşmasına neden oldu. Yeni sorunlar ekledi. AKP aslında taşıma suyuyla değirmen çevirmeye çalıştı. Bu değirmenin adı da inşaat sektörü oldu. İnşaat sektörüne, inanılmaz derecede fonlama yapıldı. Bu, hem sektörel çarpılmayı yarattı hem de kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını engelledi. Dikkat ederseniz. hala burda büyük bir ısrar var. Bugün bile 3. köprü, 3. havaalanı daha da ileriye giderek kanal projesi gibi hiçbir bilimsel anlamda karşılığı olmayan, ekoloji anlamında yıkım olan, ekonomik olarak da bu yapısal sorunları çözmeye yönelik bir hamle olmayan projelerin gündeme geldiğini görüyoruz. Bir beton çöplüğünden ileri gidemedik. Ekonominin en temel sorunu bu yapısal sorun, tabii bu yapısal soruna bağlı olarak sağlıklı bir büyüme modelini yaratmak mümkün olmuyor. Aşırı fonlamalara bağlı olarak bazen inanılmaz büyüme rakamları elde ediliyor fakat hemen arkasından büyümeme, daralma ya da düşük büyüme rakamları. Kredilerin, sermayenin sağlıklı bir şekilde dağılmadığını görüyoruz. Bu bir kere Türkiye'nin çok ciddi bir işsizlik problemini var ediyor. Sağlıklı bir büyüme modeli oluşturulmadığı için işsizlik problemi kronikleşmiştir. Türkiye'nin yüzde 11'lik işsizliği güvencesiz çalışma altında çok daha yüksek rakamlara çıkıyor. Genç işsizlik çok yüksek. Bu da hem içinde bulunduğumuz dönem açısından büyük bir sorun hem de gelecek kuşaklar açısından işsizliğin daha da yükselerek devam edeceğini gösteriyor. İkinci bir problem yine bütün bu gelişmelere bağlı olarak yoksulluk kalıcılaştı, derinleşti, genişledi.


Orta sınıf kalmadı

* Peki işsizliğin çözümü gelir adaletsizliğini de azaltır mı?

Artık Türkiye'nin gelir adaletsizliği meselesi çok daha çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkıyor. Sınıflar arasında ciddi farklar oluştu ve ortada bir orta sınıf kalmadı. Bu sorunun çözümü de aslında ekonominin yeniden yapılandırılmasına bağlı olarak çözülebilir, daha toplumcu bir ekonomi anlayışıyla çözülebilir. Türkiye'de orta sınıfta yer alan insanların toplam nüfusa oranı yüzde 9,3’e gerilemiş, orta sınıfın altında kalan nüfussa yüzde 80'lere kadar çıkmış. Bu tabloyu düzeltmeden işsizlikte çözüm, sektörel gelişmenin planlanması, sağlıklı bir büyüme modeli yaratmak da mümkün değil. Finans sektörü açısından da çok iyi şeyler söylemek mümkün değil. Küresel sermaye hareketlerinin belirliyiciliğinde biçimlenen bir ekonomiyle karşı karşıyayız. Hem kendi içindeki problemler hem de küresel sermaye akımının ortaya çıkardığı problemler birleşince ekonomi çok daha sağlıksız bir zemine oturmuş oluyor.

AKP etikten yoksun

Orta Vadeli Plan ve İŞKUR'daki makyajı nasıl değerlendirirsiniz?

AKP’nin siyaset yapma biçimi son 3-4 yıldır iyice etik değerlerden yoksun hale geldi. Ahlaki hiçbir kaygı taşımaksızın, sadece siyasi iktidarını devam ettirmek adına, her türlü çarpıtmayı, yalanı, etik anlamda kabul edilemez her türlü davranışı sergiler halde. Her alanda yaptıkları bu şeyi ekonomi alanında da görmek mümkün.

Türkiyede kişi başına düşen geliri satın alma gücü paritesine göre açıklama ihtiyacı neden duydu devlet? "10 bin dolar diyordunuz şimdi neden 8 bin" sorusuna muhattap olmamak için. Ama gerçek şu ki Türkiye 10 bin dolar çıtasından hızla düşüyor.

10 bin dolar kişi başı geliri olan ülkelere orta gelir grubu ülkeler deniyor. Bu ülkelerin bundan bir adım öteye gidebilmeleri için stratejik ve yatırım politikaları olarak önemli hamleler yapması gerekir. Aynı şeyi tekrar ederek bu eşiği geçemezler Bu da ancak siyasetin kendisini yenilemesiyle olur. Oysa AKP uzun süredir iktidarda ve hala iktidarda kalmak istiyor. İktidarda kaldığı sürece kendi içinde siyasetini yenileyemez hale gelmesi sonucunda bunu başarma şansı yok.

Ekonominin de iyi gittiği kabul edilen yıllar 2002’den sonra 2003’ten 6ya 7ye gelen yıllarda neden iyi gitti, çünkü inanılmaz şekilde bir özelleştirme dalgası geldi. Bu ciddi bir kaynak yarattı. Dışarıdan gelen fonlar da küresel koşulların etkisiyle çok yüksekti. Bu fonların ekonominin yapısal sorununu çözmeye yönelik kullanılmaması nedeniyle bugün bu sorunları yaşıyoruz.

* Peki bu fonlar ne için kullanıldı?

AKP bu aşırı fonlardan kendi sermaye birikim modelini yaratarak kendi zenginlerini üretti. İnşaat sektörü de buna karşılık geliyor. Çünkü inşaat sektörü, teknolojik gelişimi, bilimsel çalışmayı esas alan, atılım yapacağınız, gelişmeyi sağlayacağınız bir alan değil. Bir başka alan da enerji alanıydı. Orada da HES projeleri gibi çevreyi doğayı katlederek, insani değerlere, etik değerlere kıymet vermeden yapılan hamleler yaptılar. Bu, enerji sektöründe büyük bir kabus yarattı. Mesala bunun en önemli göstergelerinden biri Soma katliamıdır. Soma’da 301 kişinin ölümünün arkasında bu insana değer vermeyen, insanı odağına oturtmayan siyaset anlayışı ve ekonomi anlayışı gelir. Tabii AKP ve yandaşları zenginleşirken ülkede çok ciddi bir yoksullaşma ve yoksulluğun kalıcılaşması söz konusu oldu. Yoksulların oylarını hayırsever politikalarla telafi ettiler. Bugün yapılan hesaplamalara göre 3 milyon aile yardım alıyor. Biz buna yoksulluğun yönetilmesi diyoruz. Yardımlarla o ailelerin refahında bir iyileşme sağlanmıyor. Ortak zenginlikten pay alması sağlanmıyor. Sadece tutunma dediğimiz, uzamayan genişlemeyen zenginleşemeyen ama yaşamını idame ettiren ölçüde kalıyor.  AKP bu anlamda yolun sonuna gelmiştir. Türkiye ekonomiside yolun sonuna gelmiştir.

Fed deprem yaratabilir

Fed'in faiz artırımı kriz için milat noktası olabilir mi?

Bugün hala Türkiye ekonomisi sallanıp da düşmüyorsa, daha derin bir krize sürüklenmiyorsa bunun sebebi küresel anlamda yaşanan gelişmelerdir. ABD Merkez Bankası Fed bu gün faizleri 1 puan artırsa veya yarım puan artıksa Türkiye ekonomisi çok ciddi bir deprem olabilir. Sadece kendi durdukları noktayı korumaya çalışan bir ekonomi izliyoruz ki bu çok riskli bir ekonomi demektir. Yani 1 Kasım seçimlerinden sonra AKP bu politikalarına devam etme olanağı yakalarsa ekonomideki kriz kaçınılmaz olarak gelir. Fed'in faiz artırımı kararı milat olmaya bilir ama bir sürecin başlangıç olacaktır.
Ekonomide bu kötü gidişatın vatandaşa yansımasını engeleyen en önemli araçlada biri vatandaşın kolay borçlanabilmesidir. Borçlanarak aslında reel kayıplarını telafi ediyor. Fed faiz artırdığında, Türkiye'ye gelen fonlar çıkmaya başladığında, siz de kolay borçlanamazsınız. Bu, kredi kartını kolay kullanamamak, tüketici kredisine kolay erişememek demek. Vatandaş sadece cebindeki paranın değil cebindeki borçlanma olanağının ortadan kalkmasıyla birlikte o krizi ve satın alma gücündeki düşüşü hızla yaşar.

Kriz derinleşir

* Peki sizce nasıl bir anlayış olmalı? HDP olarak politika önerileriniz neler?

Biz HDP olarak aynı ekonomi formülleriyle devam edersek iktisadi kriz derinleşir diyoruz. Zaten Türkiye gibi siyasi ve toplumsal krizin olduğu bir yerde, iktisadi krizin derinleşmesi çok büyük sorunlara, yarılmalara ve parçalanmalara neden olabilir. Bu nedenle ekonomi politikalarında radikal ve akılcı adımlar atılması gerek. Büyüme meselesinin yeniden yorumlanması gerek. Gelir dağılımındaki düzenlemeyle aslında orta gelir sıkışmasının da aşmanın mümkün olduğu söylüyoruz. Bunun adına biz güvenceli yaşam ekonomisi diyoruz.Yani insanların güvenceli yaşama kavuşturulması ve vatandaş olarak sosyal haklardan yararlanması sonucunda sadece üretim alanı değil sosyal üretim alanlarını da yeniden düzenlememiz gerekir. Sağlık, eğitim alanı gibi. Kamu hizmet alanında vatandaşın refah kayıplarını telafi edilebilecek bir modeli hayata geçirmek istiyoruz.

Fakat bu kamu hizmetlerini merkeziyetçi bir anlayışla değil, yerel demokrasi anlayışıyla hayata geçirmek istiyoruz. Merkezin vesayeti altında çalışan belediyelerle değil daha özerk, halkın doğrudan katıldığı, karar süreçelerinde yer aldığı, kooperatifler eliyle örgütlenebildiği, KOBİ'lerin eklemlenebildiği, büyük sermayenin boyunduruğundan kurtulduğu ve esnafın sürece üretici ile tüketici arasında aktarım mekanizmalarının odağında olduğu bir düzenlemeyi gerçekleştirmek istiyoruz. Buna da toplumcu ekonomi ya da halk ekonomisi diyebiliriz. Diyebilirsiniz ki ekonomideki gelişmeler, teknoloji alanındaki yenilikler, Ar-ge'ler ne olacak? Eğer siz iktisadi kaynakları tabanda sağlıklı ve insanı gören bir yerden yeniden dağıtıma tabi tutuyorsanız, orta gelir sıkışmasını aşar ve o zenginleşmeye bağlı olarak teknolojik gelişmeleri de destekleyebilir hala gelirsiniz. Ar-ge'lerin asıl merkezi üniversitelerdir. Bugün baktığımızda üniversiteler yoksuldur hem kaynak yoksulluğu hem bilimsel olarak yoksuldur. Oysa siz kamusal kaynaklarla üniversiteleri bu fon sıkışmasından kurtarırsanız özgür bilim, özerk demokratik üniversite bu arzuladığınız Ar-ge'lerin kendiliğinden merkezi olacaktır. O bilimsel gelişmeler ekonomi alanını zenginleştirebilir. Dolayısıyla bizim ekonomi politikamız bu anlamıyla yukarıdan kalkınmacı hala küresel sermayenin direktiflerine bağımlı olan bir anlayış değil bizatihi kendi üretkenliğini kendi iç dinamikleri ile var eden uluslararası ilişkileri bu anlamıyla kuran bir ilişki.

Beton değil insan

Sağlık politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlıktaki gelişme size neyi anlatıyor? Evet, gittiğimizde hastaneler daha düzgün. Yani beton meselesi orada da halledilmiş. Hastane inşaatları yapılmış, otelcilik hizmeti gelmiş tamam. Ama sağlıkta, tedavide baktığınızda bir iyileşme var yok. Hala daha çok insan hasta oluyor, hala daha çok insanı hastalıktan dolayı kaybedebiliyoruz. Kanser vakaları bunun örneği. Eğer sağlıkta iyi yatırımlar yapmış olsaydık bu gün hastalıklarda gerileme sağlardık. Hastalıklarda gerilemeyi sağlamanın yolu, tıp fakültelerinde bununla ilgili araştırma yapılabilirliğini sağlamak. Bu fonlar nereden gelecek? Bu fonlar eğer biraz önce bahsettiğim toplumsal üretkenliğe bağlı bir yerden geliyorsa kanserle mücadele etme şansınız artar. Yok ilaç firmalarından geliyorsa sadece yeni ilaçlar üreterek hastaları müşterileştirirsiniz.

Savaş en yoksul bölgede

* HDP'nin ekonomi politikası kırsal kalınmayla birlikte Kürt meselesinin çözümünde de etkili olacak diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Bildiğiniz gibi bugünkü savaşın birçok nedeni var. Bu nedenler alt alta sayıldığında bunların içinde en önemli faktörlerden biri de ekonomi. Bugün Türkiye’nin en yoksul alanında savaş var. Bugün Türkiye’nin iktisadi olarak da sosyal olarak da en adaletsiz alanında savaş var. Evet sivil haklar önemli bunun savaşı da var. Kültürel haklar önemli bunun savaşı da var. Ama iktisadi, sosyal haklar da var. Bunlar hepsi bir bütün. Dolayısıyla bu savaşın bitmesi aslında bu bizim söylediğimiz bir iktisadi anlayışla mümkün olabilir ya da bu anlayış savaşın bitmesine katkı yapabilir. Neden diyeceksiniz? Bakın bugün bölge çok yoksul dedik. Bu insanlar yoksulluktan dolayı batıya çalışmaya geliyorlar. Batıya çalışmaya geldiklerinde bu inşaatlarda çalışanların neredeyse tamamı Kürt işçiler. Bugün turizm alanında çalışanların tamamı Kürt işçiler.

İşçi sınıfı Kürtleşti

Mevsimlik tarım işçileri Kürt işçiler ve bunlar inanılmaz düşük ücretlerle çalıştırılıyorlar. Böyle bir sömürü mekanizmasının olduğu bir yer aslında neden devletin savaşı bitirmediğinin de cevabını içinde saklıyor. Neden çözüm süreci bu kadar yavaş ilerliyor? Çözüm süreci neden şeffaf değil? Neden bir gün kalkıyor buzdolabına konuluyor, bir gün kalkıyor masa dağıtılıyor? Bunun arkasındaki iktisadi nedenlere de bakmak gerekiyor. Dolayısıyla Türkiye işçi sınıfının bu kadar Kürtleştiği bir noktada Kürt işçilerine, emekçilerine yönelik sömürünün bu kadar yükseldiği bir yerde çözüm süreci dolayısıyla iktisadi bir meseleyi de gündemine alarak yürümek zorundadır. Çünkü biz baktığımızda bunu bütünlüklü olarak ele alıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hepsinin ortak refahın, ortak zenginliğin hakça adaletlice paylaşıldığı düzene kavuşmadan Türkiye’ye kalıcı bir barışın gelmesinin mümkün olmadığını söylüyoruz.

Artık Babacan da çarpıtıyor

* Peki asgari ücrette kaynak tartışmalarının sona ermesi hakkında görüşleriniz neler?

AKP 7 haziran öncesinde bu kaynağı nereden bulacak diye konuşuyordu. Şimdi kaynak bulmuşlar. Babacan ki belki AKP içindeki sermaye açısından en rasyonel insan bile aynı etik değerlerden yaklaşarak, o da deyim yerinde ise çarpıtma sürecine katılmış. Kaynakları nereden bulacağız? Kaynak millettir. 19 milyar lira gibi afaki bir rakam söyleyebiliyor. Kaynak dediğim gibi tam da ekonominin kendi ürettiği yerde. Dedik ki biz herkese 180 Kw saat elektrik bedava vereceğiz. Bu bedavacılık değil, enerjideki israfı önlemedir. 180 KW saatin üzeride elektrik kullanımının önüne bir tasarruf tedbiridir. Yani ekonomiye böyle baktığınızda çözüm üretirsiniz. Yoksa bir paket makarna, bir torba kömür ekonomisi hayırseverdir. Asgari ücreti 2 bin liraya çıkardık. Neden? 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı 4 bin lira ise en azından bir kişinin 2 bin lira geliri olmalı ki yoksulluk eşiğini aşabilmeliyiz. Sosyal yaşamı zenginleştirdiğiniz andan itibaren ekonomi de hareketlenmeye başlayacak. Bugün tarım sektörü Türkiye’de inanılmaz derecede gerilemiştir. Tarım alanları verimsizleştirildi. Gıda bankası, kooperatifleşme ve KOBİ'lerin yeniden örgütlenmesiyle bir tarım ülkesi olmanın gücü ile hareketlenebiliriz.

* Yani HDP büyümeden çok iktisadi gelişmeye mi odaklı?

HDP sağlıklı bir büyümeyi ama bu büyümeyi gerçekleştirirken sosyal adalet, gelir dağılımının düzelmesi gibi meseleyi birlikte ele alıyor. Önce büyüyelim kalkınalım, sonra diğer işleri hallederiz değil, bütün sorunlarımızı o büyüme modelinin içinde halletmeyi öneriyor. Dolayısıyla illa ki her yıl yüzde 7 büyüyelim, on sene boyunca ülkenin kaynaklarını çarçur edelim sonra da ne doğa kalsın, ne tarım kalsın, ne emekçinin sağlıklı bir bedeni kalsın deyip dönüp ondan sonra meseleye bakarız demiyoruz.

CHP'nin projesi aceleye gelmiş

* CHP'nin de Merkez Türkiye projesi var. O da kalkınmaya odaklı bir büyümeden bahsediyor. Benzer bir anlayış diyebilir miyiz?

Şimdi CHP’nin Merkez Türkiye projesi bence çok aceleye getirilmiş. Her şeyden önce üzerinde çok düşünülmemiş diye bir iktisatçı olarak iktisatçı kimliğimle yorumlayabilirim. Çünkü artık ekonomilerin, teknolojinin, bilimsel çalışmaların geldiği yer merkezleşmiş ekonomik entegrasyonlara bağlı çalışmalar yok. Almanya’daki, AB çerçevesindeki bilimsel gelişmelere bakarsanız üretimin geldiği yeni aşama böyle birşey değil. Merkez Türkiye projesi bir lojistik proje anlamına geliyor. Bu da bize göre çok verimli değil. Neoliberal politikalarda ısrar etmek Türkiye’nin yapısal sorunlarının çözümü için birşey ifade etmez. Bütün dünya bunu tartışıp yeniden düzenlemelere gidiyor. Aynı politikaları güler yüzlü hale getirmenizin bir karşılığı yok. Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlar açısından kaybedecek vakti de yok. Bir hamle yapmanız gerekiyor. Biz HDP olarak buna talibiz. Türkiye siyasi meseleleri ile çok boğuşuyor. Türkiye savaşla çok boğuşuyor, birbirini kırmakla çok boğuşuyor. Oysa Türkiye’nin en önemli hamle yapacağı alanlardan biri iktisadi alandır ve bu potansiyeli vardır. Bunun bir an önce hayata geçmesi için bütün gücümüzle parlementoda yer almak, hükümet olmak, hükümet ortağı olmak, olamıyorsak bile parlementoda bunun hayata geçmesi için mücadele etmeyi arzuluyoruz.

Vergiler adaletsiz

Güçlü bir bütçesi var ama bunu çok kötü kullanan bir Türkiye var. Çok önemli vergi potansiyeli var. Bu vergi potansiyelini çok adaletsiz kullanan bir Türkiye var. Buradaki çok basit değişiklikleri hayata geçirdiğinizde hem daha adaletli bir toplum yaratma konusunda bir adım atmış olacaksınız hem de ekonomiyi beklenmediği kadar canlandırabileceksiniz. Bunu az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alacağız diye ifade ettik biz. Servet vergisini kademeli hale getirip biraz arttırmak. Tabi bütün bunların yanında finansal alandaki başı boşluğa son vererek, Stiglitz'in dediği gibi, kumarhaneci kapitalizmi terbiye edici bir yaklaşıma ihtiyacımız var.