Saadet Partisi'nden şehir hastaneleri raporu: Belli çevrelere rant mı sağlıyor?

Türkiye’de ilk defa bir siyasi parti, şehir hastanelerini başlı başına bir mesele olarak ele alıp rapor yazdı.

17 Ağustos 2017 Perşembe, 05:33
Abone Ol google-news

Türkiye’de ilk defa bir siyasi parti, “Şehir Hastaneleri Raporu” hazırladı. Saadet Partisi (SP) Sosyal İşler Başkanlığı, daha önce bilim insanları, siyasi temsilciler ve sivil toplum kuruluşu yöneticilerinin iştirakiyle düzenlediği çalıştaydan da yararlanarak hazırladığı raporu dün kamuoyuyla paylaştı. Devletin sağlık problemlerini çözmek için ‘Şehir Hastaneleri’ adı altında 22 ilde toplam 30 sağlık kampusunun planladığının anımsatıldığını raporda, devlet tarafından yürütülen sağlık hizmetlerinin belli bir süreyle özel sektöre devredilmesinin sakıncalarına da dikkat çekildi. Kamu Özel Ortaklığı Modeli (KÖO) ile tıbbi hizmet dışındaki yönetim, hizmet ve ticari alanların sözleşmeciye bırakıldığı anımsatılan raporda, devletin sağlık sektöründe bu alanlardan çekilmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

Doluluk garantisi

Sağlık Bakanlığı’nın yüklenici firmalara tüm yatakların ve cihazların kullanılmasının yüzde 70 oranında garanti etmesi eleştirilerek şöyle denildi: “Bu yüzde 70 oranında hastanın var olacağının garanti edilmesidir. Hastanedeki bu oran tutturulamazsa Sağlık Bakanlığı, ihaleyi alan şirketlere aradaki farkı da taahhüt etmektedir. Dolayısıyla doluluk oranını tutturmak için vatandaşların ‘daha çok hastalanması’ ve hastanelere başvurması gerekmektedir...”

‘Rant mı sağlanıyor?’

Kamu, özel işbirliği ile yapılan şehir hastaneleri projesinde devletin yüklenici firmaya projenin yapılacağı araziyi bedelsiz verdiği anımsatılan raporda, şu ifadeler yer aldı: “Firma projeyi bu araziye inşa etmekte ve bunların karşılığında devletten minimum 25 yıl süreyle yüzde 70 doluluk garantisi ile kira bedeli temin etmektedir. Kısacası devlet, kendisini üç ya da beş yılda amorti edecek bir proje için mi yüklenici firmalara 25 yıl süreyle kira ödemektedir? Bu durum akla ‘Acaba belli çevrelere rant mı sağlanıyor?’ şüphesini getirmektedir. Köprü, otoyol, tüp geçit, havaalanı ve sağlık kampusları tek tek bakıldığında geri ödemede zorlanılmayacak yatırımlar gibi gözükse de her biri için firmaların çektikleri kredi üzerinden ayrı ayrı borçlanan ülkemiz, ciddi bir borç yükünün altına girmektedir. Ülkeyi felakete sürükleyecek bir dış borç yapısı ortaya çıkarmaktadır.”