Sadeleşme

Salı günü itibariyle 1,8 milyar insan evdeyiz. Alışveriş merkezleri buharlaşmaya başladı, ihtiyaçlarımız yeniden belirleniyor. Topuklu ayakkabı alma bir ihtiyacı yok, yeni bir çanta alma bir ihtiyacı kalmadı, yeni bir takım alma ihtiyacı yok. Evleri eşyalarla kalabalıklaştırma dönemi geçmeye başladı. Bir insan kaç bardağa, kaç tabağa ihtiyaç duyabilir ya da bir aile? Yemek davetleri yok…

04 Nisan 2020 Cumartesi, 15:40
Abone Ol google-news


İngiltere sosyal deneyi bir kenara bıraktı. “Sosyal Darvinizm” elbette kalıcı bir çözüm olamadı. Zorunlu market alışverişi ile eczaneler dışında hiçbir yer açık değil, sadece egzersiz için dışarı çıkma izni getirildi. Salgının Çin’den daha şiddetli yaşandığı Kuzey İtalya’da acil olmayan ihtiyaçlar dışında tüm üretimler durduruldu. ABD tarihinde ilk defa askeri önlemler alınmaya başladı. Salgının topluma yayılmasını önlemek için birçok ülkede sokağa çıkma yasağı geldi. İtalyan Belediye Başkanları, insanları evde tutmak için sosyal medya mesajları hazırlıyor, biri vatandaşların tüketim alışkanlıklarına kızıyor, diğeri kendinizi dünyayı kurtaran bir Will Smith mi sanıyorsunuz diyor; kültürel olarak hangi noktadan toplumu yakalayabilirse artık. Türkiye’de ise önce 65 yaş üstünün evde oturması salık verildi. Ancak her an hepimiz tecrite girebiliriz, elbette Saray yönetimi ile ekonomi yönetimi (TOBB) halkın tümünü riske atmayı bırakırsa.

Bir çoğumuz bu tecrit halini görece “alışmaya çalışarak” yaşıyoruz. Evdeki hayatı keşfediyoruz. Balkon sever bir birey olarak çiçeklerime bakıyorum, haberleri düzenli paylaşıyorum, bu belirsizlik sürecine bir anlam katmaya çalışıyorum. Evde 4 yaşını yeni geçmiş olan Uğur Deniz Bey’e durumu mümkün olduğunca onu ürkütmeden anlatmaya çalışıyorum. Birlikte çiçek suluyoruz, balıklara yemlerini veriyoruz; ev içinde oyunlar bulmaya çalışıyoruz. Bu yazıyı yazarken karşıma oturdu, bilgisayarın caps tuşuna basarak bir süre sabote edip güldü, baktı vazgeçmiyorum yazmaktan, babasının yanına gitti ama Kurabiye adındaki Koalası’nı bana emanet bıraktı.


Bir anda tüm hayat koşturmalarımız bitti. Evdeki eksikliklerin ne olduğunu net olarak biliyoruz artık, sağlıklı öğünler pişiriyoruz, bolca müzik dinliyor ve beraber zaman geçirmenin tadına bakıyoruz. Aile büyüklerimizin birçoğu 65 yaş üstü, her gün ihtiyaçlarını soruyor, eğer gerekirse onların ihtiyacı göre günlük bir planlama yapıyoruz. Bir arkadaşım evde yürüyüş videoları paylaşıyor, egzersizi ihmal etmemek için günü yeniden planlıyoruz. Ve tüm bu rutine uyum sağlamamız son on gün içinde oldu. İnsan neleri normalleştiriyor?


Sokakta çalışmak durumunda olanlar ise en önemli risk grubunda. Bir yandan tedarik zincirinin kırılmaması için eve su taşıyanlar, market alışverişimizi, kargomuzu kapımıza getirenler. Üç ayrı tedirginlikleri var: ilki iş yoğunluğunun artmasıyla gelen yorgunlukla baş etme, ikincisi işlerini kaybetme riski ve son olarak sağlıkları kaybetme ile virüsü taşıyor olma ihtimali. Ekonomimin durma ihtimali ise güvencesizlik duygusunu da büyütüyor. Tam da bu noktada, yani ülkelerin içe kapanması ile kendi ekonomilerine güvence alması bağlamında olasılıklar konuşulmaya başlanıyor. Tüm önlemler şimdilik geçici gibi görünse de, salgının kontrol altında tutulmamasıyla kalıcı hale gelebilir. Bu olasılık ise neo-kapitalist dönemin sonunun başlangıcı olarak ele alınabilir. Gelecek hafta bu konular üzerinde gezinen bir yazı yazacağım.


Salı günü itibariyle 1,8 milyar insan evdeyiz. Alışveriş merkezleri buharlaşmaya başladı, ihtiyaçlarımız yeniden belirleniyor. Topuklu ayakkabı alma bir ihtiyacı yok, yeni bir çanta alma bir ihtiyacı kalmadı, yeni bir takım alma ihtiyacı yok. Evleri eşyalarla kalabalıklaştırma dönemi geçmeye başladı. Bir insan kaç bardağa, kaç tabağa ihtiyaç duyabilir ya da bir aile? Yemek davetleri yok…

Kalabalıklar arasında kendimizi biricik göstereceğine inandığımız ve inandırıldığımız şeyler kaybolmaya başladı. Bilgisayar kameralarla insanlarla sosyalleştiğimiz, eğitimleri yine bilgisayar kameraları ve uygun programlarla almaya başladığımız yeni bir döneme girdik.


Tüm olumsuzlukları bir yana koyup, içlerimizi çoğaltan sadeleşmenin kıymetini bilelim. Bu dönemde, artık zarf değil mazruf önemli.

Not: Gündelik işimin önemli bir kısmında haberleri takip ediyordum. Bu süreçte haberleri takip etmek zor olmaya başladığından beri, düzenli şekilde haberleri derleyip bloğa ekliyorum. Bu dönem için hazırladığım bu bültenlere “Korona Günlükleri” adını koydum. Hem yaşadığımız günü özetlemek hem de kapsamlı bir arşiv olması adına yaptığım çalışmayı www.statikenerji.com adresinden takip edebilirsiniz.