‘Savrulma hakkı’nı düşünmek

Asıl kabul edilmemesi gereken düşündüklerin gizlenmesi olmalı. İkiyüzlülük eleştirilmeli, açık sözlülük değil...

24 Aralık 2019 Salı, 16:59
‘Savrulma hakkı’nı düşünmek
Abone Ol google-news

Hayatta ilerlemenin belki de tek yolu iflah olmaz bir arayışçı olmaktan geçiyor. Bu, insanlar için de böyle, toplumlar ve ülkeler için de. Zira insan, bilgi kabul ettiği yanılgılarını merkeze alıp yaşamaktan öteye gidemediği sürece aslında labirentteki bir fareden farkı kalmıyor. 

Arayışçı olmayı kendi yanılgılarını aramak olarak özetleyebiliriz. Bilim dahil aslında hiçbir bilginin mutlak olamayacağını, her bilginin bir ömrü olduğunu, her an yenilerinin eski bilgileri hükümsüz kılabileceğini ve her fırsatta bir yanılgımız ile yüzleşmemiz gerektiğini anlamak. Dolaylı olarak bu, ego esiri olmamayı, bazı insanların kendisinden daha “haklı” olabileceğini baştan kabul etmeyi ve yeni bakış açılarının peşinden koşmayı gerektiriyor.

ÜÇÜNCÜ İHTİMAL

Belki de bu ülkede hiçbir şeyi bir türlü ilerletemiyor olmamızın sebepleri üstünde bu anlamda hiç düşünmüyoruz. İki zıt uçta yaşıyoruz. Bunların arasında olmamız, iki uçtan da uzak, yalnızca kendimize ait bir köşemiz olması acayip karşılanıyor. İlerleme ancak üçüncü görüşten çıkabilecek ama buna alan açmıyoruz, sonra da neden yerimizde saydığımıza hayıflanıyoruz.

Geçenlerde gittiğim Almanya’da sıradan bir köşe markete girdiğimde gördüğüm dergi reyonu yine aklımı başımdan aldı. Bu kadar çok örgü, sudoku, moda, gezi, psikoloji, tarih, bilim dergisinin yaşayabilmesi yalnızca gelir düzeyi ile açıklanabilecek bir şey değil. İnsanların farklı konulara merak duyduklarını, yeni bilgiye ve ihtimallere açık olduğunu anlatıyor bana manzara. Bizde bu gibi ufak köşe marketlerde en çok yer alanlar loto ve altılı kuponu.

Bir süredir iki kutup arasında gidip gelen, haklı haksız, suçlu suçsuz, bizden sizden diye yalnızca ikiye ayrılan, hiçbir üçüncü ihtimale açık olmayan düşünsel evrenimizde yaşayıp gidiyoruz. Politika dışında bir merkez de kalmadı artık. Bu, yakın sandığımız insanlarla bile aramıza büyük mesafeler koyuyor.

ARKADAŞLAR BİLE...

Bir süre önce eski arkadaşlarımdan birinin beni Twitter’da engellediğini görünce şaşırdım. Mesaj atıp neden olduğunu sorduğumda “Tam hatırlamıyorum ama politik konularda çok savrulduğunu düşünüyorum” dedi. Birkaç gün önce karşılaştığımızda beni hâlâ engelde tuttuğunu söyledim ama hatırlayamadı. Yok canım açmışımdır deyip kontrol ettiğinde durumu gördü ama beni neden engellemiş olduğunu yine hatırlayamadı. Muhtemelen tamamen farklı düşündüğümüz konu aslında kendisinin sandığı kadar önemli de değil, değerli de.

İnsanın savrulması doğal sayılmalı, yalpalaması, hatta fikir ya da duruş değiştirmesi. Asıl kabul edilmemesi gereken düşündüklerin gizlenmesi olmalı. İkiyüzlülük eleştirilmeli, açık sözlülük değil, tepkileri göze alıp doğru bildiğini söylemek değil, “mış gibi” yapmak yadırganmalı. Oysa ülkemiz insana “ne düşündüğünü” söyleme hakkı vermeyen özgürlükçülerle dolu. İnsan arkadaşına bile savrulma hakkını vermeden nasıl özgürlükçü sanabilir ki kendini. 

Tanpınar’ın diliyle “kendisinden başka hiçbir şeyle meşgul olmamamıza izin vermeyen” bu ülkede savrulma hakkımız da olmayacaksa labirentten başka bir şey kalmıyor elimizde.