'Sel'in Psikolojik Sonuçları

13 Eylül 2009 Pazar, 06:00
Abone Ol google-news

Yaşadığımız sel felaketi nedeniyle gerek mallarını, gerek işini ve en önemlisi yakınlarını kaybeden yurttaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun önemli psikolojik sorunlar yaşamaları kaçınılmazdır. Devletin ilgili bütün kurumlarının ve ilintili bütün özel kuruluşların; oluşturulacak bir kriz yönetimi çerçevesinde işbirliği ile bölgedeki yurttaşlarımıza yönelik bir psikolojik sağlık taraması yapmasında yarar vardır. Sel felaketinde yakınlarını kaybedenler açısından bakıldığında, bu yurttaşlarımızın sırasıyla şu beş temel tepkisine hazır olunması ve bu tepkilerinin (özellikle öfkelerini sözel olarak ifade etmelerinin) hoşgörüyle, anlayışla karşılanması, sonrasında da yapılması gerekenleri uygulamaya koymak gerekir.

1) Şok, 2) Korku, 3) Öfke, 4) Suçluluk, 5) Elem, keder (veya çökkünlük).

Yapılması gerekenler:

Öncelikle bu tür travmalardan en çok etkilenenlerin çocuklar (özellikle 10/11 yaşından küçük çocuklar) olduğu unutulmamalıdır. Çünkü çocuklarda 10/11 yaşından önce soyut düşünce gelişmediği için bütün olup bitenler somut ve abartılı anlamlar yüklenerek hafızaya kaydedilir. Bu nedenle travma sonrası stres bozukluğunun temel belirtilerine en fazla ve en yoğun olarak çocuklarda rastlanır. Örneğin bu tür doğal afetlerde uyku bozukluklarını en fazla yaşayanların çocuklar olduğu görülmektedir. Uyku bozukluğunu da altını ıslatma, tiklerin oluşması, parmak emme (regresyon) davranışlarının izlediği görülmüştür. Dolayısıyla yapılacak psikolojik destek ve psikoterapi çalışmalarında çocuklara öncelik ve ağırlık verilmelidir.

Onlara, olup bitenler, onların anlayacağı bir dil ile profesyonelce aktarılmalıdır. Kendilerini (algılarını, düşüncelerini, duygularını) ifade etmelerine hatta duygusal tepkilerini ortaya koymalarına kontrollü bir şekilde izin verilmelidir. Onlara sıklıkla dokunulmalı, temas edilmeli ve bu yolla güvende oldukları duygusu yaşatılmalıdır. Bununla ilintili olarak gerekiyorsa çocukların ebeveynleri ile bir süre aynı yatakta yatmalarına izin verilmelidir. Sürekli aynı duygu durumunu yaşamaması için onlara duygusal boşalımlarını sağlayıcı etkinlikler (oyunlar, resim çalışmaları, akranlarıyla sık sık bir araya getirme gibi etkinlikler) düzenlemelidir.

Yetişkinlere gelince; afeti hangi düzeyde yaşamış olursa olsun bir “kayıp” yaşayan yurttaşların acılarını hafifletmek, kendisini güvende hissetmesini, bundan sonraki yaşantısını devam ettirebileceğine inanmasını sağlamak bakımından, öncelikle devlet yetkililerinin, fiziksel, duygusal ve ekonomik olarak onların yanında olduklarını hissettirmeleri gerekir.

Aynı zamanda işverenlerin de bu durumdaki işçilerine, ekonomik olanağı bulunan tüm özel kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin benzer tutum ve davranışlar içerisinde olmaları, afetlerin bireyler üzerindeki etkilerini daha kısa sürede gidermek bakımından büyük yararlar sağlayacaktır.

Ayrıca yetişkinlerin, acılarına neden olan durumu anımsatıcı öğelerden, mekânlardan uzaklaştırılmalarında, hayatın devam ettiği gerçeğinin hatırlatılması bağlamında da mümkün olan en kısa sürede varsa işlerine devamlarının sağlanmasında, işleri olmayan ve geçimini sağladığı olanakları kaybeden yurttaşlara ise yine yaşamını belli bir düzeyde sürdürebileceği ekonomik imkânların en kısa sürede sağlanmasında aynı nedenlerle önemli yararları olacaktır.

Bunlardan başka, özellikle afeti yaşayanlara ilişkin (zaten hedefi belirsiz öfke ve suçluluk duyguları içerisinde iken), yetkililerin onları suçlayıcı veya onları sorumlu tutan ifadeler kullanmalarında (haklı olsalar bile), tam aksine, acıları “paylaşmak” adına bu tür olaylarda herkesin hataları ve sorumlulukları olabileceği biçiminde ifadeler kullanılmasında yarar vardır.