Seul’un kedi kafeleri

Seul’un kedi kafeleri

02 Şubat 2020 Pazar, 09:27
Abone Ol google-news

Güney Kore’nin başkenti Seul’da başta saraylar olmak üzere gezilecek birçok müze var. Bizim gibi kış ayında giderseniz saray ziyaretlerine dikkat çekmek isterim. Zira saraylar deyince iç mekan gezeceğiz diye aldanıp soğuktan donmak söz konusu. Saraylar büyük yerleşim alanları, bahçesinde dolaşıp tarihi binalara dışarıdan bakılıyor, yürü yürü bitmiyor.

Kore Milli Müzesi, Kore Dili Müzesi olmak üzere başka birçok müzeye girişin ücretsiz olduğunu belirtmek isterim. Saray, müze gezmekten bıkan 13 yaşındaki oğlum ablasından duymuş ve gitmeden önce sözünü de almıştı. Onun da istediği olsun eve alamıyoruz bari çok istediği kedi kafeye gidelim de hevesini alsın dedik. Epey yol teptik, kızımın en sevdiği kedi kafenin olduğu, sokak yemekleri cenneti, şaşaalı Myeongdong’a gitmek için metroda birkaç hat değiştirdik.. Bu arada metro sistemi muhteşem, dünyanın en uzun hattına sahi. Metrodaki trenlerde ve otobüslerde yaşlılara, engelli, hamile ve hastalara ayrılan yerlere toplu taşım araçları tıklım tıklım dolu da olsa kimsenin oturmadığını görmek de şaşırttı!

Hani boş ise bir yaşlı gelene kadar oturayım şuracığa bari diyemiyorsunuz, oralar sahibi gelinceye kadar boş duruyor, nasıl bir disiplin, inanılmaz! Ayrıca sohbet edenlere ya da telefonla konuşanada pek rastlanmıyor, hoş karşılanmıyor.

Sonunda vardık meşhur Myeongdong’a. O civarda birkaç tane varmış kedi kafe, zira sokaklarda kedi kılığına girmiş olanlar kendi adreslerini işaret ediyor. Ama biz biliyoruz gideceğimizi, daha önce denenmiş olana doğru rehberimi zi izliyoruz... Asansörle 2. kata çıktık. Cam bölmeden içeriyi ve ortada dolaşan sevimli kedicikleri görebiliyoruz.

Ayakkabıları çıkarıp terlik giymek gerekiyormuş. Bu uygulama Seul’da birçok yerde mevcut, bazı restoran ve kafelere girerken bile ayakkabılar çıkarılıyor. Ayakkabı çıkarırken kızım buraya giriş 10 bin won dedi! “Nasıl yani kafeye giriş ücretli mi!” dedim, “Evett şeyy unutmuşum söylemeyi” dedi! Ayrıca içecek de almak gerekiyor! Haydii! Ben her şeyi TL’ye çevirdiğim için iflas ediyor duygusuna kapılıyorum her an. On bin won dediği 50 TL civarında bir giriş ücreti. Koskoca, kaç yüzyıllık saraylara giriş ücreti bile bu kadar değildi, üstelik hamama da aynı giriş ücretini verdik ama 24 saat kalıp göbek taşında uyuma ihtimalimiz bile vardı!

Her neyse kedilere sevgim sonsuz ama o sınırlı zamanda, üstüne giriş masrafını da ekleyince Myeongdong’un renkli, ışıltılı sokaklarında dolaşmak, kozmetik dükkânlarına girip çıkmanın daha cazip geldiğini itiraf etmeliyim! Çocukları kafedeki kedilerle sarmaş dolaş olmaya bırakıp kendimizi soğuk, yemek kokusu dolu sokakların ortasına attık.

Bizim kedi kafe 2009 kasım ayında açılmış, Seul’daki ilklerden biriymiş. İçerde farklı türden toplam 19 kedi vardı. Sokak kedilerine alışkın ben hiç görmediğim birçok özel türü orada gördüm. Ayaküstü ka fe sahibiyle tanıştım. Kedi kafe fikri bu kafenin sahibinden çıkmış. Kedileri çok seven ve evinde birçok kedisi olan kadın, kedi sayısı arttıkça onlara bakmakta zorlanmaya başlamış. Arkadaşında da aynı sorun baş gösterince ikisi kafa kafaya verip çözümü Kedi Kafe açmakta bulmuşlar. Günde yaklaşık 100 geleni oluyormuş mekanın. İçerde kalış için bir zaman sınırı yok, ama akşam 10 gibi kapanıyor. Yerlerde battaniyeler, örtüler var. Oralara uzanıp kedilerle sarmaş dolaş oyunlar oynanabiliyor ya da size ısınan bir kediyi kucağınızda saatlerce okşayabiliyorsunuz kahvenizi yudumlarken...

52 ÜLKEDE VAR

Giriş ücretinin pahalı olmasını kedilerin bakımı ve yiyecekleri için yapılan masrafın yüksek oluşundan diye açıklıyorlar.

Seul’da kedi kafeler bir hayli popüler, habire yenileri de açılıyormuş. Kedi severler için evde kedi beslemekten daha kolay, daha az sorumluluk. Diğer şehirler hariç, yalnız Seul’da 16-20 civarında varmış. Yazıyı hazırlarken başka nerelerde var acaba diye şöyle bir internette gezinirken Komşu nun Kedisi (theneighborscat.com) adında bir web sitesi buldum ve oradan 52 ülkede kedi kafe olduğunu öğrendim. Blog yazarı Paula LaBine kendini resmen dünyadaki kedi kafeleri gezmeye adamış bir genç kadın! Hikâyesi ise Behiç Ak’ın Kedilerin Kaybolma Mevsimi adlı hikayesine şaşırtıcı derecede benzerlik gösteriyor. Kedi severlerin bildiği üzere bu benzerlik kedilerin doğasından kaynaklanmakta.

Paula, bloguna adına verdiği, her gün kapısına gelen, beslediği kedisinin bir yıl sonra aslında komşusunun kedisi olduğunu öğreniyor. O kediden ayrıldıktan sonra iflah olmayan Paula, ülke ülke gezip kedi kafelerde başka kedilerle avunup kedisini unutmaya çalışıyormuş. Komşunun Kedisi sitesinde 52 ülke, şehir şehir kedi kafelerin adreslerine varana kadar dökümünü çıkarmış. Ayrıca bizzat gezdiği 29 ülkedeki 233 kedi kafeyi tek tek anlatmış. Meğer Paula bizden önce Seul’a sırf bu kafeleri gezmek için gitmiş!

İstanbul’un sokak kedilerini Ceyda Torun’un kedi belgeselinden izlemiştik ancak bir kedi kafesi olduğunu kedi dostu Paula’dan öğreniyoruz. Türkiye’de başka da yok galiba! Böylece kedi kafe için Seul’a gitmeye gerek kalmasa da yine de gitmek için pek çok sebep var diyoruz.

Mumbarı bırakın bir kenara, masanızın üstünde gözünüzün önünde yapılan Kore mangalı ve bizim lahana turşusuyla farklı baharatları itibarıyla uzaktan akraba olan, lokantalarda yemeğin yanında ücretsiz ve sınırsız miktarda sunulan dünyaya ün salmış özel lahana turşusu Kimchi yemek için bile gitmeye değer.

[email protected]