Tekel İşçilerinin Direnişi

23 Aralık 2009 Çarşamba, 06:45
Abone Ol google-news

AKP’nin inatla sürdürdüğü özelleştirme sürecinde, 218 kuruluştaki kamu hissesi, değerinin çok altında yerli ve yabancı sermayeye, ekonomik yarar ve çalışanların çıkarları korunmadan satılmıştır. Özelleştirme sadece ülkemize özgü bir ekonomik fenomen değildir. Başka ülkeler de bu uygulamayı yapmakta, ama çok özel koşullar altında bu devir sağlanmaktadır. Örneğin Almanya, özelleştirilmek istenen kuruluşa talip şirkete bazı önkoşullar dayatmakta ve “Bu işyerinin devrini sana yaptığım zaman şu kadar milyon Avro işletmenin yenilenmesi için harcayacaksın, şu kadar sene bu işletmeyi devredemeyeceksin ve emeklilik hakkı kazananlar dışında hiçbir işçiyi işten çıkarmayacaksın. Eğer bu koşullara devirden sonra uymazsan devrettiğim işletmeyi geri alırım ve ödediğin bedeli de hazineye gelir kaydederim” demektedir. Özelleştirme bu koşullarla yapılırsa hem ekonomiye yarar hem de çalışanlara iş güvencesi sağlanmış olur. Bizde yapılan özelleştirmeler akıl almaz bir biçimde ne ülkenin ekonomik çıkarı ne de çalışanların kazanılmış hakları gözetilerek yapıldığından hem ekonomi hem de çalışanlar büyük zarar görmektedir. Tekel özelleştirmesinin topluma verdiği inanılmaz zarar, çalışanları ve toplumu bir patlamanın eşiğine kadar getirmiştir.

AKP hükümetinin izlediği yanlış özelleştirme politikaları, üretimi teşvik edecek yerde gerilemesine, yeni üretim tesisleri açılacak yerde mevcut tesislerin kapanmasına neden olmaktadır. 2008 yılına kadar yapılan özelleştirmeler sonunda 2000 öncesinde kamuda çalışan 650 bin işçinin sayısı 400 bine gerilemiştir. 2000 yılında 600 bin işçi adına toplu iş sözleşmesi imzalayan Türk-İş üyesi sendikalar, 2007 yılında ancak 320 bin işçiyi kapsayan toplusözleşme imzalayabilmiştir. Özelleştirmeyi düzenleyen 4046 sayılı yasa, bu işletmelerde çalışanlar arasında çok ciddi bir eşitsizlik yaratmıştır. Yasa özelleştirilen işletmelerde çalışan memur ve işçi statüsünde olmayan sözleşmeli personel için diğer kamu kuruluşlarına nakil olanağı tanımış, işçiler için kıdem-ihbar tazminatı dışında ek iş kaybı tazminatı ödenmesi öngörülmüştür. Yasanın 21. maddesi, işçilerin meslek geliştirmek için eğitim hizmetlerinden yararlandırılması ve yeni iş bulmak için verilen hizmetlerden faydalanması önerisinde bulunmaktadır. Tekel işçileri için bu madde hükmü hiç işletilmemiştir.

Tekel özelleştirmesi bir ekonomik ve sosyal faciadır. Tekel geçen yıl BAT’a (British-American Tobacco Company) satıldı. Bu şirket sigara üretmek için tütünü dışarıdan almaya başlayınca, 2000 yılında tütün üreticisi aileler 208 bin ton tütün üretirken 2009’da bu üretim 90 bin tona düşmüş ve tütün üreten 2 milyon kişi işsiz kalmıştır. Tekel tütünleri 56 yaprak tütün işleme merkezlerinde 12 bin işçi tarafından işleniyordu. Hükümet bu işçileri, hiçbir yeni meslek eğitimi vermeden, kamuda başka bir işe kazanılmış hakları ile nakletmeyi düşünmeden Ocak 2010’da işten çıkaracağını belirtmiştir. Hükümet bu işçiler için 657 sayılı yasanın 4-c maddesi gereği asgari ücret ödemeli 10 aylık geçici iş önermektedir. İşten çıkarılacak olan bu 12 bin işçi bugünlerde Ankara’da yaşadıkları eşitsizliği ve yaşayacakları sefaleti protesto etmek için, yapılan haksızlığa karşı çok haklı bir direnişi sergilemektedir.

Bu direniş aynı zamanda Türk-İş tarafından bir kış uykusuna yatırılan işçi hareketinin eylemsizliğine karşı bir çığlık olarak da algılanabilir. Tekel işçilerinin Ankara direnişi, son yıllarda yaşanan en önemli işçi eylemidir. Eğer haklı sorunlarına bir çözüm bulunamazsa bu eylem tüm ülkeye yayılabilir. İşsizlik, geçim sıkıntısı, egemen güçlerin sendika düşmanlığı üçgenine sıkışmış işçiler zincirlerini elbette kırmak isteyeceklerdir. İşçilerin yaşadığı bunalımın başlıca sorumlusu ise hükümetin dümen suyunda eylemsiz ve yansız bir duruş sergileyen Türk-İş yönetiminin etkili kişileridir.

Türk-İş Başkanlar Kurulu toplanıp AKP’nin işçiyi hor gören, sendikaları işlevsizleştiren politikalarına, toplusözleşme düzenini kilitleyecek olan Bakanlık tasarılarına karşı bir tavır sergileyemezse, TOLEYİS Sendikası Başkanlar Kurulu’nun çok haklı nedenlerle kamuoyuna açıkladığı bildiride dile getirildiği gibi, Türk-İş yeni bir bölünmeye doğru gidebilir. Bazı konfederasyon ve sendika yöneticilerinin milletvekili olmak umudu ile sergiledikleri AKP’ye uyum politikası nedeni ile Türk-İş ve işçi hareketimizde yeni bir bölünme yaşanırsa sendikacılığımızın bir darboğaza gireceği açıktır.

Anayasamızın 2. maddesi devletin sosyal bir devlet olduğunu söylüyor. Böyle bir devletin başbakanı bir tüccar gibi düşünemez ve yanlış özelleştirme politikalarının bedelini işçiye ödetemez. Bugün devlette 150 bin dolayında taşeron firma çalışmaktadır. Hükümet, devlet işini taşeronlaştıracağına, özelleştirme mağdurlarını bu işlerde rahatlıkla istihdam edebilir. Sadece Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’nde AKP’ye yakın Albayraklar, geçen yıl 10 bin taşeron işçisi çalıştırmakta idi. Bu kurumda geçmiş yıllarda 3800 sendikalı işçi çalışırken bugün bu sayı 60 sendikalı işçiye inmiştir. AKP’nin sendika karşıtı politikaları devam ederse sendikalar yakında kapılarına kilit vurabilir ve çalışanları koruyacak hiçbir kurum kalmayabilir.

Tekel işçilerinin direnişi Türk sendikacılığı için bir turnusol kâğıdı olacaktır. Bu direnişi başarıya ulaştırmak Türk-İş ve üyesi sendikalar için bir sınıfsal onur meselesidir.