'Terörle mücadele hepimizin konusudur'

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, terörün bugün itibariyle Türkiye'nin yeniden en önemli gündem maddesi haline geldiğini söyledi.

21 Haziran 2010 Pazartesi, 10:21
Abone Ol google-news

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Ümit Boyner, TÜSİAD ve Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) tarafından Trabzon'da bir otelde düzenlenen ''Bölgesel Kalkınma ve İş Dünyasının Rolü'' konulu toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin üzüntü yaşadığı bugünlerde, güzel Trabzon'a gelmenin bir nebze de olsa insanı ferahlattığını belirtti. Şehit olan askerler için çok üzgün olduklarını ifade eden Boyner, ''Terör bugün itibariyle Türkiye'nin yeniden en önemli gündem maddesi haline gelmiştir. Bugün burada terörü artık lanetlemek, şiddeti kınamakla yetinemeyeceğim. Zaten sorunun artacağının önceden bilinmesinden, demokratikleşmeyi istemeyen gizli güçlerin varlığından, iç ve dış dengede hükümetin ayar problemlerinden, hiçbir fikrimiz olamayan istihbarat zafiyetinden, silahlı kuvvetlerin terörle mücadeledeki deneyiminden, Pensilvanya'dan terörle mücadele yorumu bekleyenlerden, sürekli İmralı referansı vermekten kendini kurtaramayan partiden, henüz adımları somutlaşmadan yok olmaya yüz tutmuş açılımlardan da sadece bahsedemeyeceğim'' dedi.

Boyner, artık bugün sözün bitmekte olduğu, herkesin sabrının son noktaya vardığı bir durumda olunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: ''Silkinip, terörü normalleştiren, 'zaten 30 yıldır var' diyerek toplumu, terörü ve terörün iniş çıkışlarını bir korku filmi gibi ürpertiyle, ancak kanıksatarak seyrettiren anlayışa hepimizin 'dur' demesi gerekiyor. Terörle mücadele tüm heceleriyle Türkiye'yi yatay kesen bir konudur, hepimizin konusudur. Hep birlikte üzerimize düşen sorumlukları almak durumundayız. Ancak kuşkusuzdur ki devlet, yöneticileriyle kurumlarıyla ve oluşturduğu altyapısıyla bu mücadelenin öncelikli sorumlusudur. Gelişmiş ülke olmanın en önemli ölçütlerinden biri vatandaşının yaşama hakkına verdiği değerdir. Devlet, vatandaşının yaşama hakkını korumak için gerekli tedbiri almakla sorumludur. Bu sorumluluğunu yerine getiremiyorsa, bunun hesabını vermekle de yükümlüdür.''

Hayatını kaybeden vatandaşların, gencecik askerlerin yakınlarının acısını paylaşmakla sorumlu olan yapının ''toplum'' olduğunu dile getiren Boyner, şöyle devam etti: ''Devletin sorumluluğu ise sadece acıları paylaşmanın ötesinde, bu acıların oluşmasını önlemek için gerekli tedbirleri almak, gerekli adımları atmaktır. Bugün tek yapılacak iş iktidar partisiyle muhalefet partileriyle kurumlarıyla tek bir söylemden oluşan partiler üstü bir anlayışla geri dönüşü olmayan bir yol haritasının süratle kamuoyu ile paylaşılması ve hemen uygulamaya konulmasıdır. Bunun dışındaki hiçbir söylemi değerlendirmenin artık hiçbir önemi kalmamıştır. Bu girişimi geciktirmenin faturası çok ağırdır ve herkesin kaybedeceği bir sürece ülkenin sürüklenmesidir. Türkiye'nin gelişmesine ve iyileşmesine sürekli zarar veren, bugün başka mecralara da taşınan terörle etkin mücadele gereği açıktır.''
 

'Terörün gündem dışı olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz'

Ümit Boyner, bugün şiddetten beslenen, şiddetten güç bulan her kim varsa onlarla mücadele etmenin şart olduğunu vurgulayarak, şunlardı söyledi: ''Bugün huzur ve barış içinde, demokratik bir refah toplumu olmamızın önünde kimler duruyorsa onlarla mücadele etmek şarttır. Türkiye'de yaşayan, bu ülke için üreten, yatırım yapan, istihdam yaratan, daha müreffeh ve yüksek standartlı bir demokrasi arayışı olan biz iş dünyası temsilcileri, tüm vatandaşlarımız gibi gündeminin birinci maddesi terör olan bir ülkede değil, terörün gündem dışı olduğu bir ülkede yaşamak istiyoruz ve huzur arıyoruz. İş dünyası olarak yukarıda yalın olarak talep ettiğimiz girişime her türlü katkıyı geçmişte olduğu gibi bugün de vermeye hazır olduğumuzu, ancak sürecin çok yakın takipçisi olacağımızı da belirtmek isterim.''

 

'Sivil toplumun katılımcı demokrasi açısından oynadığı rol çok önemli'

Boyner, gelişmiş toplumun, bireylerin yurttaş olarak karar alma mekanizmalarına mümkün olduğunca dahil olduğu ve her bir bireyin kendi adına karar alması için yetki verdiği mercilerden hesap sorabildiği bir toplum olduğunu belirtti. Bu değerlendirmenin ulusal düzeyde siyaset, yerel yönetim düzeyinde ise sivil toplum kuruluşları için de geçerli olduğunu ifade eden Boyner, ''Modern toplumda vatandaş sadece bireysel hak ve özgürlüklere sahip olması açısından değil, toplumsal sorunların çözümünde aktif yer alması, demokratik sivil denetim mekanizmaları oluşturması açısından da önemlidir. Bireyin toplumsal sorunlarının çözümüne katkı sağlamasının en önemli araçlarından biri sivil toplum kuruluşlarıdır. Sivil toplumun katılımcı demokrasi açısından oynadığı bu rol çok önemlidir'' dedi.

Boyner, sivil toplum derken en geniş ifadeyle 'kamu erki dışında kalan bağımsız ve gönüllü örgütlenmelerin' akla geldiğini belirterek, ''Gelişmiş olmanın diğer bir göstergesiyse vatandaşın ekonomik, sosyal, toplumsal ihtiyaçlarını, kendine en yakın merciden çözebilme olanağına sahip olmasıdır. Bugün teknolojinin süratle geliştiği, değiştiği bir hız çağında yaşıyoruz. Trabzon'da bir çivi çakmamız gerektiğinde yerel düzeyde işimizi halledemiyorsak, mutlaka Ankara'dan onay almamız gerekiyorsa, bazen Ankara'dan cevap gelene kadar çivinin yeni modeli çıkabiliyorsa, böyle bir düzen için günümüzde ne gelişmiş bir toplumdan ne de dünya ile rekabet edebilir bir toplumdan söz edebiliriz'' diye konuştu.
 

'Kalkınma ajanslarının kamu ağırlıklı mevcut yapısını her fırsatta eleştiriyoruz'

Yereldeki sorunların salt merkezi yaklaşımlar ile çözülemediğinin açık olduğu gibi bölgedeki potansiyelin de yerel aktörlerin karar sürecine katılımı olmadan yeterince değerlendirilmesi, ortaya çıkarılmasının mümkün olmadığını vurgulayan Boyner, şöyle devam etti: ''Yerelin ihtiyacını ve potansiyelini en iyi değerlendirebilecek kişiler, örneğin Trabzon için havadaki deniz tuzunu koklamanın ötesinde yaşamış olanlar, yani yerel ve bölgesel aktörlerdir. Bu açıdan AB ülkelerinde de uzun yıllardır benimsenmiş ve başarılı sonuçlar doğurmuş bir model olarak ortaya çıkmış ve Türkiye'de de uygulamaya geçen kalkınma ajansları olgusunu çok önemsiyoruz. Bununla birlikte ülkemizde kalkınma ajanslarının kamu ağırlıklı mevcut yapısını her fırsatta eleştiriyoruz. Bu tür yerel örgütler kamu kurumlarının oluştuğu sürece evrensel değerlerde kabul görmüş sivil toplum kuruluşları bu yerel yapıların içinde olmadığı sürece kalkınma ajansları arzu ettiğimiz dinamizme kavuşamazlar. Devlet Planlama Teşkilatı ile konuya ilişkin pek çok kez görüşme imkanımız oldu. Kendilerinin bu konudaki yaklaşımlarını umut verici buluyoruz. Umarım en yakın zamanda hukuki zeminde de ajansların daha sivil bir yapıya kavuşması için gerekli değişiklikler yapılır. Aksi takdirde görünürde yerel olan kalkınma ajansları aslında yine merkezi otoritenin doğrultusunda hareket eder bir yapıya dönüşecektir.''

Kalkınma ajanslarının yerel sivil aktörlerin katılımına daha açık olması gerektiğini savunan Boyner, ''Ancak acaba yerel düzeyde sivil toplum kuruluşlarımız arzu ettiğimiz ölçütlere ulaşabildi mi? Yerel potansiyeli ortaya çıkaracak, devlet ile birlikte çalışacak, şeffaf, hesap verebilir sivil toplum kuruluşlarımız yeterince mevcut mu? TÜSİAD, Türkiye'nin ekonomik ve sosyal değişimi için iş dünyasının bağımsız ve gönüllü temsil kuruluşlarının ülkede karar alma, politika ve siyaset üretme süreçlerinde yer alması gerektiğine inanmakta'' dedi. Bu kuruluşların örgütlü, bilinçli ve katılımcı bir toplum oluşturmasında öncülük üstlendiğini düşündüklerini ifade eden Boyner, ''Bunun için ekonomik faaliyetlerin izleyicisi ve belirleyicisi olan örgütler ile daha yakın ve sürekli bir ilişkinin kurulması, etkili ve zamanında görüş alışverişi için gerekli kanalların oluşturulması, karşılıklı destek ve katkı yollarının açılması çalışmalarına destek vermekteyiz. Burada, idari ve mali yönden bağımsız, gönüllü, şeffaf, hesap verebilen yapılardan söz ediyoruz. Ancak bu yapıdaki bir sivil toplum örgütü gerçek bir temsil niteliği taşıyabilir, katılımcı demokrasi açısından etkili olabilir ve o ölçüde de özel amaç hedeflerine ulaşabilir'' diye konuştu.
 

TÜSİAD ve TÜRKONFED'in işbirliği

Boyner, hesap vermeyen, şeffaf olmayan, bir kamu dışı örgütün kayıt dışı faaliyet gösteren örgütten farkı kalmayacağını, toplumsal gelişime katkısının söz konusu olamayacağını ve aslında böyle bir yapının da sürdürülemeyeceğine dikkati çekerek, şöyle devam etti: ''İşte TÜSİAD'ın, TÜRKONFED ile işbirliğinin temelinde yatan da bu ortak anlayıştır. Bu çerçevede TÜRKONFED'in iş dünyasının karar alma süreçlerine katılımı açısından Türkiye'nin tüm bölgelerinde işbirliklerini güçlendirmesi, idari kapasitesini geliştirmesi ve bu süreçte yerel iş dünyası örgütlerini oluşturması ve geliştirmesi yönündeki çalışmasını çok önemsiyoruz ve destekliyoruz. TÜRKONFED katılımcı, katkı sağlayabilen genel dinamikler ve bölgesel kalkınma ajanslarıyla tutarlı, yeniden bir yapılanma amaçlamaktadır. Bu yapı katılımcılık ilkesinin genelde en etkin şekilde hayata geçmesi açısından da olumlu katkı sağlayacaktır. Bu kapsamda TR90 bölgesindeki yani Artvin, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize ve Trabzon'u içeren NAT 2 istatistiki bölgesindeki bağımsız ve gönüllü iş dünyası temsil örgütlerinin TÜRKONFED çatısı altında federasyonlar olarak örgütlenmelerinin, bölgenin gelişim politikalarına çok daha etkili, koordineli bir şekilde katkı sağlanması açısından büyük önem taşıdığını düşünüyoruz.''
 

Yatırım Danışma Konseyi'nin Türkiye değerlendirmesi

TÜSİAD Başkanı Boyner, geçen haftalarda Türk Hükümeti ile Dünya Bankası işbirliğinde dünyanın önde gelen çok uluslu şirket yöneticilerinin de katılımıyla oluşturulan ve 2004 yılından beri her sene bir araya gelerek değerlendirmelerini sunan Yatırım Danışma Konseyi'nin toplandığını anımsatarak, şunları kaydetti: ''Konsey, Türkiye'nin son krizde yaşanan küresel ekonomik dalgalanmaların oluşturduğu riskleri başarıyla yönettiğini dile getirmekle birlikte, verimliliğin, küresel piyasalardaki rekabet gücünün arttırılması ve güçlendirilmesi için önümüzdeki dönemde de yeni yatırım ortamı reformlarının hayata geçirilmesi gereğine vurgu yapmıştır. Altyapının geliştirilmesi, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, iş gücü maliyeti ve güvenceli ama esnek iş gücü piyasası, istihdam ihtiyacı ile uyumlu eğitimin geliştirilmesi, gereksiz regülasyon, bürokrasi ve kırtasiyenin azaltılması, kurumsal yönetim ve fikri haklar konularında atılması gereken adımlar maalesef 2004 yılından beri bütün sonuç bildirgelerinde dikkat çekilen konular olarak kalmaya devam etmektedir. TÜSİAD olarak biz de yatırım ve iş ortamının iyileştirilmesine yönelik önerilerimizi benzer konulara dikkat çekerek sunmuştuk. Krizden çıkışın iyi bir şekilde yönetilmesi, rehavete kapılmadan gerekli reformların hayata süratle geçirilmesi, ülkenin en önemli gündem maddelerinden biri olarak kalmaya devam etmelidir. Geleceğe güvenle bakan Türkiye özlemimizi burada tekrar yineliyorum. O Türkiye'yi konuşmak için birlikte yürüme ihtiyacımızın altını tekrar çiziyorum.''