'Türkiye ekonomisi bir çıkış trendinde'

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, imalat sanayinde kapasite kullanım oranını değerlendirirken, ''Rakamlar bize Türkiye ekonomisinin bir çıkış trendi içinde olduğunu gösteriyor'' dedi.

12 Ocak 2010 Salı, 10:33
Abone Ol google-news

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, NTV televizyonunda katıldığı programda, kapasite kullanım oranı, sanayi üretim endeksi, ihracat ve büyüme rakamları birlikte analiz edildiğinde, 2009 yılının mart ayından itibaren yukarı doğru bir çıkış trendinin başladığının görüldüğünü söyledi. Bu trendin dalgalı bir şekilde devam ettiğini, zaman zaman mevsim ve takvim etkisiyle aylık bazda bazı kırılmalar meydana gelebildiğini ifade eden Ergün, ''Toplamda baktığımız zaman 2009 mart ayından itibaren bu veriler yukarı istikamette devam eden verilerdir. Bugün de öyle olmuştur. Türkiye'de son 3 yılda en yüksek kapasite kullanım oranı 2007 haziran ayında hesaplandı. Bu ayda 83,5 gibi bir kapasite kullanım oranı var. Ondan sonraki aylarda düşme eğilimine girdiğini görüyoruz ve en düşük nokta ise yüzde 63,8'lik bir kapasite kullanımıyla 2009 yılının şubat ayında oldu. Şubattan itibaren dalgalı da olsa bir yükselme eğilimi içinde olduğumuzu görüyoruz'' diye konuştu.

Diğer verilerle birlikte düşünüldüğünde Türkiye'nin, üretim gücünü ve kabiliyetini, ihracat pazarlarını koruyan, bir miktar üretim, bir miktar ihracat kaybına uğramış olsa da bu kaybını telafi etmeye başlamış bir ülke pozisyonunda bulunduğunu söyleyen Ergün, bundan sonraki aylarda da baz etkisiyle de olsa hem sanayi üretim endeksinde hem de kapasite kullanım oranında daha yüksek rakamlara ulaşılacağını belirtti. Bakan Ergün, ''Rakamlar bize Türkiye ekonomisinin bir çıkış trendi içinde olduğunu gösteriyor'' dedi.
 

IMF ile ilişkiler

Bakan Ergün, ''IMF ile hükümet olarak nasıl bir noktadasınız?'' şeklindeki soruyu yanıtlarken de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan'ın açıklamalarını hatırlattı. ''Bu açıklamalar çerçevesinde kısa zaman içinde belki 1 hafta içinde IMF ile tam bir mutabakatın ortaya konulabileceğini ve yeni anlaşmanın şartlarının kamuoyu tarafından da bilineceğini görüyoruz'' diyen Ergün, Türkiye ile IMF ilişkilerinde eskiden olduğu gibi çok katı anlaşmaların gündeme gelmeyebileceğini, daha esnek anlaşmaların söz konusu olabileceğini söyledi.

Her zaman parasal yönü çok güçlü olan anlaşmaların beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Ergün, Türkiye ekonomisinin uluslararası sistemle bir bütün halinde yürüdüğünü, bu açıdan bakıldığında ''uluslararası ekonomi aktörlerinin Türkiye ekonomisiyle ilgili güven artırıcı bir önlem olarak görebileceği türde'' anlaşmaların da söz konusu olabileceğine işaret etti. Sanayi ve Ticaret Bakanı, ''O açıdan Türkiye IMF ilişkileri ve yeni anlaşmanın çerçevesini zannedersem 1 hafta 10 gün içinde görme imkanımız olacaktır'' diye konuştu.

 

'Yeni bir sistem oluşturmaya çalışıyoruz'

Bakan Ergün, halen alt komisyonda çalışmaları sürdürülen tasarının ''hal yasası'' olmadığını, hem tarlada çalışanların hem bu ürünlerin satışını yapanların hem de bunları sofrasında tüketenlerin hepsinin birlikte güven duyacağı yeni bir sistem oluşturmaya çalıştıklarını dile getirdi. Sanayi ve Ticaret Bakanı, ''yasa hayata geçtiğinde sebze meyve fiyatlarında ne kadarlık bir ucuzlama meydana gelecek'' şeklindeki soruya yanıt verirken, sebze meyve üretimi, ticareti ve fiyatlarının mevsimsel etkilere en açık alan olduğuna işaret etti. Kendilerinin, bu etkiler bir kenarda tutulduğunda, sistemin kendisinde sebze ve meyveyi pahalılaştıran unsurlar varsa bunları ortadan kaldırarak bir ucuzlama meydana getirebileceklerini ifade eden Ergün, mevcut sistemdeki en önemli sorunun ''rekabete açık olmaması'', yani ürünlerin mutlaka hale girmesi mecburiyeti olduğunu söyledi.

Yeni düzenlemede üretici örgütlerinin rüsum ödemeksizin ve hale girmeksizin doğrudan doğruya hem tüketicilere hem de satıcılara ürün pazarlayabileceklerine dikkat çeken Ergün, ''Rüsumun ortadan kalkmasıyla üreticiler açısından ve hallerde rüsumun yarı yarıya indirilmesiyle de sebze ve meyve ticaretinde kayıt dışılığın önlenmesi, pazara çıkmayan ürünlerin pazara çıkıp pazarlanması sayesinde yüzde 20-25 civarında bir ucuzlamanın süreç içinde ortaya çıkabileceğini düşünüyoruz. Yeni sistem sebze ve meyve ticaretinde bir ucuzluk ve tüketici açısından önemli bir avantaj meydana getirecektir. Bu oran da yaklaşık yüzde 20 olacaktır'' diye konuştu.

Yeni düzenlemede ''ürün künyesi'' uygulamasını getirdiklerini de anlatan Ergün, şöyle devam etti: ''Ürünün cinsi, miktarı, üretim yeri gibi unsurları içeren künyeyle artık ürünlerin kaynağını bileceğiz. Bu bize güven verecek. İkincisi gıda güvenliği analizleri yaptırılmış ürünler için rüsumlar yüzde 50 daha az ödenecek. Bir diğer husus hallerde depolama, laboratuvar, ambalajlama, paketleme gibi üniteler olacak. Bunlar da gıdaya güvenli bir şekilde ulaşmayı temin edecekler. Pazar yerlerinde ise pazarcının kıyafetinden tutun da müşteriyle ilişkilerine, çöplerini nereye dökeceklerine kadar yeni bir takım standartlar getiriyoruz. Yeni kurallar ve yeni denetim mekanizmalarıyla tüketicinin daha güvenli daha daha sağlıklı ürünlere ulaşması temin edilmiş olacak.''

Bakan Ergün, ''bütün bunlar için bir geçiş süreci öngörülüp öngörülmediği'' yönündeki soruya karşılık olarak da ''Bazıları için bir geçiş süreci var. Bir kısmı ise hemen başlayacak. Mesela hallerin yeni kurallara uygulan hale gelmesi ve yeni hallerin yapımı için 5 yıllık bir süre öngörülüyor. 3 ay içinde ürün künyesi uygulamasıyla ilgili yönetmelik hazırlanacak. Rüsum uygulamalarının ucuzlaması ise hemen başlayacak'' dedi. Yeni sistemin getirdiği en önemli avantajın ''bildirim sistemi'' yani hale girme mecburiyetinin ortadan kalkması olduğunu yineleyen Ergün, böylece sistemin bir bütün halinde kayıt altına girmiş olacağını, rüsumlar yarı yarıya düşse de kayıt altına giren miktar artacağı için hem hal komisyoncusunun komisyon gelirlerinde hem de belediyelerin rüsum gelirlerinde toplamda bir artış meydana geleceğini söyledi. Ergün, ''Hem üreticinin hem satıcının hem de tüketicinin kazanacağı dengeli bir sistem inşa etmeye çalışıyoruz'' dedi.
 

İsrail ile ilişkiler

Sanayi ve Ticaret Bakanı, ''İsrail ile ilişkilerde gelinen nokta ve bundan sonraki olası gelişmelerin yönünün'' sorulması üzerine de Türkiye'nin İsrail halkına, İsrail devletine veya Yahudilik inancına karşı dünyada en rasyonel, en ılımlı yaklaşan, en makul değerlendirmeleri yapan ve en saygılı tutumu sergileyen ülkelerin başında geldiğini söyledi. Türkiye'nin ne İsrail devletine ne İsrail halkına ne de Yahudilik inancına yönelik her hangi bir tepki, her hangi bir tavır içinde olmadığını vurgulayan Ergün, ''Türkiye'nin tavrı İsrail hükümetinin uygulamalarına yönelik olmuştur. Bütün dünyanın tepki gösterdiği bir konuya Başbakanımız da Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de tepki göstermiştir'' dedi.

İsrail hükümetinin bu tutumu devam ederse, bu tutuma karşı uluslararası tepkilerin de devam edeceğini dile getiren Ergün, şunları kaydetti: ''İsrail hükümeti konulara duygusal yaklaşmaktadır. Bu yeni bir olay da değil. Geçen büyükelçiler toplantısında da İsrail'in Ankara Büyükelçisini de İsrail Dışişleri Bakanı aynı tavırla karşıladı. Büyükelçinin Bergama doğumlu olmasından kaynaklanan bir tepkiyi de ortaya koymuş oldu. Bu tepkiler İsrail hükümetinin bu olaylardan dolayı bir fikri sarsıntı içinde olduğunu da gösteriyor. Bu kadar duygusal tepki göstermeye lüzum yok. Bunun İsrail'e de bir katkısı yok uluslararası ilişkilere de bir katkısı yok. Dolayısıyla önce İsrail hükümetinin kendi uygulamalarını gözden geçirmesinde fayda var. Türkiye'nin İsrail devletine de İsrail hükümetine de Yahudilik inancına karşı da bir tutumu söz konusu değildir. Ortada bir yanlış varsa, bir yanlış uygulama varsa bunun yanlış olduğunu söyleyen bir Türkiye vardır. Bu sese kulak verseler çok daha doğru bir iş yapmış olacaklardır ve hataları en azından düzeltmiş olacaklar. Hem kendi ülkelerinin etrafından, Ortadoğu'da hem de dünyadaki barışa çok önemli katkı sağlayabileceklerdir. Katkı sağlayacak tutum bu değildir katkı sağlayacak tutum nerede bir yanlış var bunu nasıl düzeltebiliriz... Dünyadaki sağduyulu seslere kulak vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.''