Türkiye-Mısır: Bir gergin bir barışık

Mısır – Türkiye ilişkilerinde tarih tekrarlanıyor. Menderes Osmanlı mirasını canlandırmaya çalışırken karşısında Nasır’ı, Erdoğan Pan İslamcılık yaparken karşısında Sisi’yi buldu. 2013’ten beri, Erdoğan’ın Mısır’da, adı geçen ülkenin iç işlerine karışır biçimde Müslüman Kardeşleri desteklemesiyle bozulan ilişkilerden sonra Mısır hem Libya’da hem de Doğu Akdeniz’de kurduğu ittifaklarla Türkiye’ye karşı önemli bir set oluşturmayı başardı. Bu Türkiye’nin dış politikada pan-İslamcı tutumunu sürdürmesini zorlaştıran bir olgu.

13 Mart 2021 Cumartesi, 13:51
Türkiye-Mısır: Bir gergin bir barışık
Abone Ol google-news

Türkiye’nin Mısır’la diplomatik ilişkileri başlattığı haberleri bu gelişmenin yeni olduğu izlenimini uyandırsa da gerçek öyle değil. İki ülke arasında ilişkilerin normalleşmesi konusunda özellikle Türkiye’nin, hem de uzun zamandan beri birçok diplomatik girişimde bulunduğunu belirtmek gerek. 

Hatırlatalım; var olduğu bilinen gizli kapaklı temasların dışında en açık yakınlaşma niyeti Eylül 2020'de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, bir röportaj sırasında "Mısır, denizcilik yetki alanları konusunda Yunanistan ve Kıbrıs ile yaptığı anlaşmada Türkiye'nin kıta sahanlığını hiçbir zaman ihlal etmemiştir" sözleriyle belli olmuştu. Bu, Mısır’ın, Türkiye karşıtı ittifaklar içinde olmasına rağmen “karşı cephede” görülmediğinin diplomatik dildeki ifadesiydi.

TEKRARLANAN TARİH

Kabak tadı vermiş bir klişedir ama tarih gerçekten de tekrardan ibaret. Mısır-Türkiye ilişkilerinde bu daha da bir gerçek. 1957’yi anımsatalım; dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile dönemin Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdül Nasır arasındaki gerginlik, Menderes’in Ortadoğu’da Osmanlı mirasını canlandırma adımlarına karşı Nasır’ın milliyetçi/laik çıkışından kaynaklanmıştı. 1950 ile 60’larda Mısır'da Nasır dönemi de dahil olmak üzere, iki ülke ilişkileri hep gergin oldu.  Menderes İslami söylem kullanırken Nasır Türkiye'nin laik cumhuriyetçiliğinden besleniyordu. Menderes’in yerine Recep Tayyip Erdoğan’ı, Nasır’ın yerine de Abdülfettah el Sisi’yi koyun. Fark olmadığını göreceksiniz. 

Erdoğan’ın Pan-İslamcı tutumu Mısır’la ilişkilerin bozulmasına yol açtı, malum. Oysa gerginlik dönemleri daha çok olmasına karşın iki ülke arasındaki ilişiler 70’lerin ortasından 2000’lern başına kadar sorunsuzdu denebilecek kadar iyiydi. Buna askeri/güvenlik işbirliklerini de eklemek gerek. Sadece Türkiye’nin değil Mısır’ın da bir İslami sentezi var. Türkiye’nin Pan- İslamcı Sentezi ile Mısır’ın Arapçılık - İslam sentezi iki ülkeyi zaman zaman farklı ittifaklarla buluşturdu. Türkiye’nin bölgedeki müttefikleri Filistin’de Hamas, Somali’de (ilk dönemlerinde) Eş Şebap, Tunus’ta Ennahda, Mısır’da Müslüman Kardeşler’ken ,Mısır diktatörü Sisi iç politikada katı devletçi, orducu, laik bir çizgi tutturdu. Türkiye Katar ile Mısır da Birleşik Arap Emirlikleriyle, Suudi Arabistan’la, Bahreyn’le aynı ittifak içinde yer aldı. Mısır’ın içinde bulunduğu ittifak İsrail ile de ortak çıkarlar üzerinde sıkı bir işbirliği geliştirdi. Mısır ile müttefikleri, Yunanistan’la, Güney Kıbrıs’la, Fransa’yla da ortak çıkarlar paylaşıyor.

Hatırlatalım, Türkiye karşıtı ittifak askeri işbirliği de gerçekleştirdi: MEDUSA 2020 ortak deniz, hava askeri tatbikatları Mısır’ın İskenderiye açıklarında yapılmıştı, Fransa ile BAE’nin de katılımıyla. Bu ittifak, yer alan ülke yetkililerinin ifadesiyle, “Türk tehdidine karşı” gelişmişti. 

SÜRDÜRÜLMESİ ZOR POLİTİKA

Fransa’nın bu Ortadoğu/Arap ittifakında yer almasının başlıca bahanesi Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler’e verdiği destek. Fransa’nın Lübnan’a da yoğun ilgisi bu tutumundan kaynaklandı biraz da.  Şu söylenebilir; 2013’ten beri, Erdoğan’ın Mısır’da, adı geçen ülkenin iç işlerine karışır biçimde Müslüman Kardeşleri desteklemesiyle bozulan ilişkilerden sonra Mısır hem Libya’da hem de Doğu Akdeniz’de kurduğu ittifaklarla Türkiye’ye karşı önemli bir set oluşturmayı başardı. Bu Türkiye’nin dış politikada pan-İslamcı tutumunu sürdürmesini zorlaştıran bir olgu. Bu nedenledir ki Çavuşoğlu’nun Mısır’ı Türkiye’nin çıkarlarına zarar verecek bir tutumda görmediğini açıklaması, diplomatik dilde “uzlaşma zemininin” kaybolmadığını düşünerek, anlaşma için çağrı yapması anlamına geliyor. 

Erdoğan’ın özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a (onların deyimiyle) “hakarete varan” değerlendirmelerinden sonra Fransa’yla da yumuşama içine girmesi (Fransa Dışişleri Bakanı’nın, ‘memnun olduk ama yeterli değil’ dediğini anımsayarak belirtelim) pan-İslamcı politikada artık tökezlediği anlamına geliyor.

Peki Türkiye-Mısır ilişkileri normalleşebilir mi gerçekten? Mutlaka normalleşecek ama sanıldığı kadar çabuk/hızlı olacağını beklemek fazla iyimserlik olur. Tabii Türkiye çok ciddi tavizler verirse süreç Umulandan da hızlı gelişebilir.

Mustafa K. ERDEMOL