Türkiye’nin önde gelen hukukçuları Cumhuriyet’e verilen cezaları değerlendiriyor-4

Neredeyse halkın haber alma hakkını engelleyici ve ifade özgürlüğünü/eleştiriyi tümden yasaklayıcı bir çizgi izleniyor. Üstelik ilan kesme süresi olarak da kesinlikle ayrımcı ve öldürücü davranılıyor.

27 Haziran 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Turgut Kazan

Eski İstanbul Barosu Başkanı

Bugün pek bilinmez ama Basın İlan Kurumu (BİK), kaynağını anayasadan alan (md.29) ve gerçek gazeteciliği desteklemek amacıyla oluşturulan bir kurumdur. Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 29.12.2011 günlü (2011/177) kararında aynen bu değerlendirme yapılıyor.

Önce sürekli yayınların devlet imkânlarından eşitlik ilkesine uygun yararlanmaları gerektiği vurgulanıyor. Ve devamında, BİK’e tanınan yetkilerin “yayın özgürlüğünü engelleyici olamayacağının” altı çiziliyor. Sonra, yine AYM’nin 16.01.2020 gün ve 2016/73997 başvuru sayılı kararında, “BİK’e verilen resmi ilanları kesme yetkisi kullanılırken dikkatli bir değerlendirme yapılması, basın özgürlüğü ile kamu düzeni arasında denge kurulması gerektiği dile getiriliyor.

AYM’nin 09.01.2020 gün ve 2016/5653 başvuru sayılı kararında da “basın özgürlüğünün tesisinde ekonomik imkânların bulunması/sağlanması koşuluna” vurgu yapılıyor. Ve BİK’e tanınan reklam kesme yetkisinin bir yaptırım değil, etik açıdan niteliği artırmaya yönelik düzenleme olduğu, bu nedenle denge kriterinin çok sıkı şekilde uygulanması, anılan müdahale biçiminin son çare olarak görülmesi hayati önem taşımaktadır deniliyor.

ASLOLAN KORUNMASINI SAĞLAMAK

Ayrıca, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin (Y4HD) “Yasa yararına bozma” başvurusu üzerine verdiği 03.07.2018 gün ve 2018/5254 sayılı kararında da aynı yaklaşımın paylaşıldığını görüyoruz. Cumhurbaşkanı’nın şikâyetçi olduğu, “İftar Yemeği” haberi nedeniyle Sözcü gazetesine verilen 5 gün ilan kesme kararına itiraz edilmiş.

Bu itirazı hakem sıfatıyla inceleyen asliye hukuk mahkemesi, “haberin basın özgürlüğü kapsamında kaldığı, eleştiri niteliği taşıdığı, hakaret kastı olmadığı” gerekçesiyle, “Sözcü gazetesine verilen resmi ilan ve reklamların 5 gün süreyle kesilmesi” kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Adalet Bakanlığı, bu kararın yasa yararına bozulmasını isteyince Yargıtay Başsavcılığı, sorunu Yargıtay’a taşımış. Ve Y4HD, AİHM’nin ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarına atıfla “bir siyasetçi özel şahıstan farklı olarak, her sözünü/eylemini halkın yakın denetimine açar” değerlendirmesi yaparak, ilan ve reklamların 5 gün süreyle kesilmesi kararının hukuka aykırı olduğu sonucuna vararak, yasa yararına bozma isteğini reddetmiştir. İşte BİK’e tanınan yetki konusundaki hukuksal durum budur.

Aslolan haber, düşünce, eleştiri ve görüşlerin yayımlanmasını engellemek değil, korunmasını sağlamaktır.

BÖYLE BİR YAPI BAĞIMSIZ DAVRANAMAZ

Oysa, özellikle son günlerdeki BİK kararlarında, bu hukuksal temele hiç uyulmadığı apaçık anlaşılıyor. Neredeyse halkın haber alma hakkını engelleyici ve ifade özgürlüğünü/eleştiriyi tümden yasaklayıcı bir çizgi izleniyor. Üstelik, ilan kesme süresi olarak da, kesinlikle ayrımcı ve öldürücü davranılıyor.

Örneğin, ağza alınmayacak kadar çirkin, düzeysiz, küfür dolu yayın için AKİT gazetesine 3 gün ilan kesme, o sözlerden yalnız birini başlık yapan Cumhuriyet gazetesine 17 gün ve “Boğaz’da Kaçak Var” haberi nedeniyle Fahrettin Altun’un şikâyetlerinden birine 35 gün, diğerine 17 gün ilan kesme kararı veriliyor. Basına yansıyan haberlere göre, SÖZCÜ gazetesi ve KORKUSUZ gazetesine 22 gün, 19 gün ilan kesme kararı verildiğini öğreniyoruz. Böyle bir uygulamanın bırakalım denge arayışını, belli bazı gazeteleri nefessiz bırakıp susturma/öldürme girişimi olduğu açıktır. Zaten BİK Genel Kurulu’nun oluşumuna baktığımız zaman, bu uygulamanın nedeni kolayca anlaşılıyor.

Bir kere büyük çoğunluğu Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Kurul üç gruptan oluşuyor. Örneğin, Hazine Bakanı’nın kardeşi Sabah gazetesi adına, RTÜK Başkanı hükümet adına orada. RTÜK Genel Müdür Yardımcısı yönetim kurulunda. Ayrıca ve asıl önemlisi, BİK, 2018 kararnamesiyle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlanmış. Yani, Fahrettin Altun BİK’i denetleyen kurumun başkanı. Ve dahası var BİK Yönetim Kurulu başkanı olarak, İlan kesme kararı verecek kurulun başkanı Doç. Dr. Mehmet Zahid Sobacı, İletişim Başkanlığı başkan yardımcısıdır.

Kendisi ilan kesme kararı verecek kurulun başkanıdır. Elbet, böyle bir yapının bağımsız davaranabilmesi ve halkın haber alma hakkıyla, ifade/eleştiri özgürlüğünü koruyucu olabilmesi mümkün değildir. Nitekim, Boğaz’da kaçak haberleri için, Fahrettin Altun’un şikâyeti üzerine 35 gün/17 gün ilan kesme kararı verilebilmesi, böyle bir yapının eseridir. Dolayısıyla halkın haber alma hakkını, ifade ve eleştiri özgürlüğünü yaşanır kılabilmek ve gazetelerle/gazetecileri koruyabilmek için bu yapının değiştirilmesi temel bir demokrasi sorunudur.