Üyelik için Norveç modeli

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ''Bugünlerde ileriye doğru hesap kitap yaparken tek bir senaryo, varsayımla hareket etmek etmek mümkün değil. Karşımıza çıkacak pekçok farklı senaryoya, birbirinden çok farklı muhtemel tabloya hazırlıklı olmamız lazım'' dedi. Babacan, AB üyeliği için ise ilk defa Norveç modeline vurgu yaptı.

21 Nisan 2011 Perşembe, 08:44
Abone Ol google-news

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Forum İstanbul 2011'in açılışında, Forum İstanbul'un ilk toplantısının 2023 hedefiyle 2002 yılında yapıldığını hatırlatarak, o dönem Türkiye'deki siyasi tablonun son derece karmaşık olduğunu, Türkiye ekonomisinin tarihinin en kötü dönemlerin yaşadığını, böyle bir dönemde 2023'ten bahsedebilmenin zor olduğunu söyledi.

Babacan, Türkiye'nin 2023 hedeflerini ele almadan önce şu andaki küresel ekonomik ortamın, bölgenin içinden geçtiği köklü siyasi sosyal dönüşümün dikkate alınması gerektiğinin altını çizerek, 2008 sonunda başlayan küresel ekonomik krizin, ''kriz öncesi'' ve ''kriz sonrası'' olarak dünyayı ikiye ayırabilecek kadar önemli olduğunu söyledi.
Kriz öncesi dünya ile sonrası dünyada ekonomik gücün dağılımının çok farklı olacağını belirten Babacan, 1995 yılında gelişmekte olan ekonomilerin dünya ekonomisi içindeki büyüklüğünün yüzde 18,4 iken, 2010'da bunun yüzde 34'e yükseldiğini, 2015'te yüzde 40'lara ulaşmasının öngörüldüğünü bildirdi.

Uzak olmayan bir tarihte E7 olarak adlandırılan gelişmekte olan ülkelerin G7 ülkelerinden daha büyük bir ekonomik büyüklüğe sahip olacağının beklendiğini anlatan Babacan, son krizin bu trendi daha da hızlandırdığını söyledi. Babacan, bugün artık dünyadaki ekonomik büyümenin üçte ikisinin gelişmekte olan ülkelerden geldiğini belirterek, yeni dünya düzeninin son krizin etkileri de dikkate alındığında son derece dikkatli olunması gereken bir döneme işaret ettiğini, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için ise fırsat pencereleri açan bir durumu gösterdiğinin altını çizdi. Bugün gelişmiş ülkelerin hala tam anlamıyla toparlanamadıklarını, sağlanan desteklerle ayakta durabildiklerini anımsatan Babacan, bu ülkelerde bütçe açıklarının tarihi yüksek seviyelerde olduğunu söyledi.

ABD'de bütün politikaların kamu borcunun artış hızının yavaşlatılması üzerine kurulduğunu, Japonya ve AB ülkelerinde de durumun farklı olmadığını anlatan Babacan, gelişmiş ekonomiler için sıkıntılı bir dönem olacağını tedbirler gerekeceğini ifade etti. ''Biz bütün riskleri, tehditleri dikkate alarak Türkiye olarak kendimize politikalar seçmemiz gerekiyor. Uygulamalarımızı dünyada olup bitenin farkında olarak gerçekleştirmemiz gerekiyor '' diyen Babacan, şöyle devam etti:

''Bugünlerde ileriye doğru hesap kitap yaparken tek bir senaryo, varsayımla hareket etmek etmek mümkün değil. Karşımıza çıkacak pekçok farklı senaryoya, birbirinden çok farklı muhtemel tabloya hazırlıklı olmamız lazım. Pekçok ülkedeki gelişmeler o ülkedeki siyasi iradenin alacağı kararlarla ilgilidir. Fakat pekçok ülkede gerektiği halde adım atılamadığını görüyoruz. Gelişmiş ekonomilerin pekçoğunun başında çok zayıf yönetimler işbaşında...''

Babacan, Forum İstanbul 2011'de, gelişmiş ülkelerle Yunanistan, İrlanda ve Portekiz'deki sorunlara değinerek, bu tabloda bir de gıda fiyatlarındaki artışla bölgedeki gerginlik nedeniyle petrol fiyatlarındaki artış dikkate alındığında önümüzdeki dönemin risklerinin oldukça yüksek olduğunu söyledi.

Gıda fiyatlarındaki artış ile son 6 ayda 44 milyon insanın daha dünyada açlık sınırının altına düştüğüne dikkati çeken Babacan, gıda fiyatlarındaki yükselişin pek çok az gelişmiş ülkede ciddi sosyal riskleri beraberinde getirdiğini belirtti.

Türkiye'nin çevresindeki hareketliliğe de değinen Babacan, böyle bir tabloda Türkiye'nin yaptıkları, siyasi reformlarda geldiği nokta ve ekonomik başarısının bütün dünyada çok yakından izlendiğini, Türkiye'nin hiçbir zaman bir model ülke çabası içinde olmadığını, ancak ülkede olup bitenler ve işlerin doğal akışı içindeki gidişinin ülkelerin toplumlarına ilham kaynağı teşkil ettiğini söyledi.

Babacan, ''Pek çok ülkede şöyle söylem vardır; 'Herkesi çok serbest bırakırsanız kaos olur, bu iş yönetilemez, az çok bunun sınırı olsun ki istikrar, güvenlik için biz biraz temel hak ve özgürlüklerden taviz vereceğiz'... Biz Türkiye'de bunun böyle olmaması için çaba gösterdik. Böyle olmadan da başarıya ulaşabileceğimizi ortaya koyduk. Demokrasideki ilerlemeyle ekonomideki ilerlemenin beraber hareket etmesi, beraber ileriye koşması gerekiyor. Aksi halde sürdürülebilir uzun vadeli kalkınmanın gerçekleşmesi mümkün değil'' şeklinde konuştu.

"Arzu ettiğimiz, hayal ettiğimiz 2023 yılının istikrarlı, güçlü Türkiye'si için"

2010 yılının tüm dünyada kriz henüz etkisini ciddi şekilde hissettirmeye devam ederken, Türkiye'nin olumlu bir şekilde ayrıştığı yıl olduğunu dile getiren Babacan, şöyle devam etti:
''Yüksek büyüme ve kontrollü enflasyonun aynı anda gerçekleştiği bir yılı 2010'da tamamladık. Ancak 2011 ve ötesine baktığımızda bu büyümenin sürdürülebilir olması çok önemli. Bir yandan hızlı büyürken, bir yandan riskleri biriktirmemeye, ileriye doğru muhtemel sorun alanları oluşturmamaya da dikkat etmemiz gerekiyor. Ekim 2010'dan itibaren uygulamakta olduğumuz politikalarda aslında yüksek büyüme hızlarını kontrol altında tutabilmek ve yeni riskleri önlemek, şimdiden alacağımız tedbirlerle ciddi bir problemle ilerde karşılaşmamızın önüne geçmek... Pek çok tedbir aldık ama bunların hepsi Türkiye'nin uzun vadedeki selameti için. Arzu ettiğimiz, hayal ettiğimiz 2023 yılının istikrarlı, güçlü Türkiye'si için... Bu, 2011 yılı özelinde 'falanca kuruluşlara şöyle etkide bulunacakmış, şu kuruluşun karı biraz düşecekmiş ya da artmayacakmış...' Bunun derdine düşemeyiz. Uzun vadede Türkiye'nin başarısı ne gerekiyorsa bugünden o adımları atmamız şart.''
Türkiye'nin 2023 hedefleri ile dünyanın ilk 10 ülkesinden biri olma hedefine değinen Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''2008 ve 2009 krizi, bizim bu hedefimizi biraz daha kolaylaştırdı. Hangi ülkeleri sollamamız, hangi ülkeleri geçmemiz gerekiyor? Geçeceğimiz ülkeler ağırlıklı olarak gelişmiş ekonomiler... Gelişmiş ülkelerin ileriye doğru büyüme hızı artık eskiye göre daha düşük oranlarda öngörülüyor. Pek çok gelişmiş ülkenin potansiyel büyüme oranı bu krizde düştü. Dolayısıyla bu kriz, aslında ilk 10 hedefimizi biraz daha kolaylaştırmış görünüyor. Ama hangi şartla? Kendi içimizde istikrar ve güven ortamını korumamız ve reformlarımızı gerçekleştirmemiz şartıyla...'' şeklinde konuştu.

''Cari açığın en önemli sebeplerinden biri eğitim''

2023 hedeflerine ulaşmak için Türkiye'nin gerçekleştirmesi gereken reformlara da değinen Babacan, ''Önümüzde en önemli reform alanlarından biri eğitimle ilgili konular... Bizim Türkiye'de şu anda eğer cari açık diye bir sorunumuz varsa bunun en önemli sebeplerinden birisi eğitim... 'Ne alakası var' diyenler olabilir. Ama çok ilgili. Bir ülkenin toplam milli geliri, bir ülkenin üretimi, bir ülkenin rekabet gücü o ülkedeki insanların tek tek ürettiği katma değerin miktarıyla çok yakından alakalı'' şeklinde konuştu.

Başka bir reform alanının da iş gücü piyasasıyla ilgili reformlar olduğuna işaret eden Babacan, ''Eğer 2023 yılında Türkiye'nin işsizlikte yüzde 5 hedefine ulaşmasını istiyorsak, bu sadece hızlı büyümeyle mümkün değil. Türkiye ne kadar hızlı büyürse büyüsün, Türkiye'nin işsizliğinin yüzde 10'un altına indirmesi mümkün görünmüyor, eğer bazı alanlarda reform yapmazsa...'' dedi.

Bu konudaki reform alanlarından birinin eğitim, diğerinin de iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi olduğunu belirten Babacan, ''Türkiye'de ortalama haftalık çalışma süresi 49 saat. 49 saat çalışma yerine 45 saate inerse işveren 100 kişi değil, 105-106 kişi çalıştıracak ama bunu tercih etmiyor. Şimdi bizim ortalama süresini azaltabilmemiz, işverenlerin mevcut elemanlarını çok çalıştırma yerine yeni eleman almayı daha kolay hale getirmemiz, Türkiye'de işsizlikle mücadelede en önemli enstrümanlardan biri olacak. 49 saatten 45 saate inmesinin işsizlik üzerinde 3, 4, 5 puan bile etkisi olabilir, eğer doğru bir çizgi izlenirse'' değerlendirmesini yaptı.

''AB, bizim için çok önemli çaba''

2023'ün Türkiye'sinde bir başka alanın da vergi olduğunun altını çizen Babacan, bu konuda önümüzdeki dönemde çalışmaların yoğunlaşması gerektiğini vurguladı.
Enerjinin önemine de değinen Babacan, ''Bütün tartışmalara, bütün spekülasyonlara rağmen Türkiye'de nükleer enerji kullanımını yaygınlaştırmamız gerekiyor'' dedi.
Türkiye'nin AB üyelik süreciyle ilgili de Babacan, şunları kaydetti:
''AB hedefimiz, başarı için en önemli dış çıpadır. 2023'ün Türkiye'si deyince bugünlerde AB'yi ağızına almak, AB'yi savunmak Türkiye'de daha güç hale geldi. Bakıyorsunuz Sarkozy, Merkel bunca lafı ederken, siz gidip nasıl AB dersiniz diye sanki bundan sonra hayal, olmayacak gibi bir hava estirilmeye çalışılıyor. Bu tuzağa asla düşmemeliyiz. Ekonomik konularda AB'den öğreneceğimiz şeyler azaldı. Ancak bir demokraside, bir temel hak ve özgürlüklerde, bir yargı sisteminde henüz AB standartlarından uzağız. Bizim için dışsal bir çapa olmadan bu konularda reform yapmamızın ilerde daha da zorlaşacağını düşünüyorum. Her zaman için Türkiye şu hataya düşebilir, 'Biz Türkiye'yiz, en büyük biziz, ekonomide şunu başardık, demokraside de tamam işte bizim kendimize özel şartlarımız var, daha fazlası sakıncalı olur' diye bir hatanın içine düşebiliriz. 'Bu yargı bizim için özel ve iyi yargıdır' diye olduğumuz yerde saymaya, patinaj yapmaya başlayabiliriz. İşte bu alanlarda AB, bizim için çok önemli çıpa, çok önemli bir ölçüt. AB hedefi, kim ne derse desin mutlaka orada sapa sağlam durması gereken hedef. Hedef diyorum, çünkü üyelik olur olmaz ayrı mesele... Bizim AB hedefine ulaşmak için yapacağımız reformlar bizim için önemli. Belki Norveç gibi oluruz, dışarda kalırız, belki AB'nin aklı başına gelir, 'biz gittikçe küçülüyoruz, önemimiz azalıyor, bari Türkiye'yi alalım da yeniden güçlenelim' diyebilir.''

IMF'nin yönetiminde 7 gelişmiş Avrupa ülkesinin koltuğu bulunduğunu hatırlatan Babacan, G20'de alınan karar gereği 7 koltuğun 5 koltuğa ineceğini söyledi. Babacan, ''Şimdi boşalan o 2 koltuğun birisini inşallah biz alıyoruz. Onun için çalışıyoruz. Türkiye, AB içinde olsaydı 7 koltuğun 7'si de korunurdu. Ya bunlar kendi içlerine kapanacaklar, gittikçe önemsizleşecekler, yaşlanacaklar ya da büyümeye devam ederek AB, global aktör olma özelliğini koruyacak. AB üyeliği Türkiye'nin hakkıdır diyoruz. Bu hakkımızdan da birkaç tane Avrupalı gelip geçici politikacı 'şunu demiş, bunu demiş' diye de bu hakkımızdan vazgeçecek değiliz. 2023'ün hedefinde mutlaka AB üyeliği sapasağlam yerinde durmalıdır'' diye konuştu.