Yalnızlık kutsanmıştır...

Basit sorular bazen cevaplanması en zor olanlar, ben kimim, neye inanıyorum, nereden geldim, nereye gidiyorum. Hepsi birer kavşak gibi farklı yerlere çıkabilecek bu sorulardan birinde takılıp kaldığında yapılabilecek en iyi şey geldiğin mesafenin birazını geri dönmek.

17 Ocak 2020 Cuma, 16:50
Abone Ol google-news

Hatalar kıymetlidir ancak insan sırf özgüveni kırılmasın diye bilinçsiz bir biçimde hatasını kendisine bile itiraf edemez ve yanlışlarında ısrar eder. Böylece kendi eliyle kendi hayatını sabote eder. Bu tür bir kısırdöngüden çıkmak her zaman kolay değil. 

İnsan hayatı zor bulur, her fırsatta “hayat hiç de kolay değil” deyip durur. Pek çok kişinin sandığının aksine hayat zaten kolay olmak gibi bir iddia taşımaz.  Kişinin kendisinden daha şanslı gördüğü başkalarının hayatının daha kolay olmasından pek de hoşlanmaz. “Bütün bu zorluklar bana düştü, şanslı tarafları ise başkalarına” diye düşünür. Kısa çöpü çekenin kendisi olduğuna inanmıştır ve bu şans-ızlığın önünde hiç aşamayacağı bir duvar gibi durduğu düşüncesinden bir türlü kurtulamaz.

SUÇLU YOK OYSA

Bir şeyi gerçekleştirmenin en iyi yolu önce onu hayal etmektir. Fakat hayal etmek hiçbir zaman gerçekleştirme garantisi vermez. Hele her hayal kurduğunda iç ses “asla başaramayacaksın, yine hata yapacaksın, zaten şanslı biri değilsin ve hayal ettiğin şeyi hak etmiyorsun” diye sürekli tekrarlıyorsa en basit bir hayali bile gerçekleştiremez insan.

Çocuklukta eksik kaldığımız ne varsa ömrün geri kalanı onları aramakla geçer, insan farkında bile olmadan tüm seçimlerini aradıkları üstünden yapar ve çoğu zaman hep aynı döngüye hapseder kendini. Çoğu kişi hayatın ona özgürleşmek için verdiği her fırsatta kendi çocukluğunun labirentlerine geri döner. 

Bütün bunlar insanda hayatın attığı tokatlara dönüşür, canı yanan insan sürekli bu tokatların kimden geldiğini arar durur, bir yerlerde birilerinin bir suçu olmalıdır ve hesabı da onlardan sormalıdır. Oysa suçlu yok, hepimizin içinde suçlanmış bir çocuk var. Etrafına kabuklar ördüğümüz, bazen çok şey başarıp uzun bir yolu katettiği halde geldiği yerde saçını hiç okşamadığımız, şefkate değer bulmadığımız bir çocuk. 

EN ZOR SORULAR

Şu günlerde kişisel gelişim neredeyse bir patlama yapmış durumda. Tüm raflar insanın huzur arayışına formül ürettiklerini söyleyenlerin kitaplarıyla dolu. Instagram hikâyelerinde büyük sözlerden, sponsorlu reklamlarda eğitim, kurs, seminer davetlerinden geçilmiyor. İnsanın zaten elinin altında duran kendisiyle, böyle baş etmesi de pek mümkün görünmüyor. Çünkü dışarıdan gelen her yanıt o an elimizde olan bir soruyu yanıtlasa da bir sonraki soruyu karşılamıyor.

İnsan kendini ancak yaşayarak öğrenebilir, hiçbir kitap, hiçbir bilgi ya da öğreti insana deneyimlerinin getirebileceği yardımı sunamaz. Kendimizi öğrenmenin yolu çoğu zaman acı veren deneyimlerden kaçışta bulduğumuz, kendimizi iyi hissettirecek, oyalayacak formüllerde değil zor anların tam da içine, fırtınanın göbeğine bakabilmek. Çünkü kaçtığı her şey insanın bilinçaltında birikiyor demektir ve bir sonraki benzer sınavda bir duvar gibi yeniden karşısına çıkacaktır.

Basit sorular bazen cevaplanması en zor olanlar, ben kimim, neye inanıyorum, nereden geldim, nereye gidiyorum. Hepsi birer kavşak gibi farklı yerlere çıkabilecek bu sorulardan birinde takılıp kaldığında yapılabilecek en iyi şey geldiğin mesafenin birazını geri dönmek. 

Belki de birkaç adım önce bakmadığın tabelaya bir daha bakmak. Eğer bunu yapacaksan biraz yalnızlık iyi gelir. Kendinle kal, yalnızlık kutsanmıştır.