Yaşayan evler, akıllı şehirler...

“Ev yetiştirmek” kavramını ortaya atan organik mimar Mitchell Joachim, şehirlerin en küçük yapı taşı olan evlerden başlayarak biyoloji ve mimarlığı kullanarak ekolojik kent tasarımı odaklı bir yaklaşım sergiliyor. Böylece doğadan beslenen, yaşayan ve tekrar doğaya dönebilen üretimler gerçekleştiriyor. Nasıl mı?

24 Ağustos 2014 Pazar, 18:59
Abone Ol google-news

Mitchell Joachim, organik mimarinin lider isimlerinden. Akıllı tasarımı teşvik etmeye yönelik projeler hayata geçiren, üretim alanları içinde doğayı taklit etmek yerine bizzat doğayı kullanan ve sonuçta kullanım sonu doğaya dönen üretimler gerçekleştiren bir isim. Geberit sponsorluğunda bir konferans için İstanbul'a gelen Joachim'le, röportaj için biraraya geldik ve organik mimariyi, günümüzü, sürdürülebilirliği, doğayı ve olanaklarını yani medeniyetin sorunlarını ve çözüm önerilerini konuştuk. İşte anlattıkları...

Organik mimarinin lider isimlerinden biri olarak anılıyorsunuz. Önce terimlerle başlayalım. Nasıl tanımlamak gerek organik mimariyi?

Aslında uzun zamandır kullanılan bir terim bu. Pek çok çağdaş düşünür ve mimarda kullandı ve antik çağdan bu yana kullanılıyor. Belki ikinci bir terim bulmak gerekiyor, çünkü günümüzde artık tam anlamıyla karşılamıyor. Organik mimari; cam, beton, plastik, çeliğin kullanılmadığı bir anlayış. Bunları kullanırsak, ancak kopyalamış oluruz. Bizim amacımız doğayı kopyalamak değil, biz bununla ilgilenmiyoruz. Bizim ilgilendiğimiz doğayı olduğu gibi kullanmak! Biyoloji ve genetiği kullanarak doğal, canlı, nefes alan materyallerden üretim yapmaktan bahsediyoruz.

Peki günümüzde dünyada kendine ne kadar yer buluyor organik mimari?

 Örnekleri var mesela. Batıda bir mimar hayvan kemiklerinin modellerini kullanarak, bunları çeliğe tercüme ederek köprüler yapıyor ama bu tam anlamıyla organik ve doğal değil. Doku mühendisliği üzerine çalışmalar var. bir domuzun çene kemiğinin üç boyutlu taraması alınıp, kalıba dökülüp, domuz için onun kök hücrelerinden aynı kemik oluşturulabiliyor. Protez takmak yerine, gerçek kemik kullanıyorsunuz. Bunu mimariye ölçeklemek de mümkün. Sadece ebatları değişiyor. Çantanız için hayvan öldürmek yerine, doku mühendisliğinden yararlanarak çantanızı yetiştirebilirsiniz. Artık gidişat bu yönde.

Ev yetiştirmek kavramını da ortaya koydunuz. Şehirlerde özellikle nelere ihtiyaç var, ne gibi tasarımlara?

İkinci jenerasyon dediğimiz genetik koltuklar yapıyoruz mantarlardan. Tarım atıklarından labaratuar ortamında mantar yetiştiriyoruz. 7 günde kalıbı dolduruyor zaten mantar ve sandalye yetiştirmiş oluyoruz. Bu da 40 cente mal oluyor ve 4-5 yıl kullanıp sonra bahçenize atabiliyorsunuz. Doğaya geri dönüyor. Ev yetiştirmekle ilgili çeşitli projelerimiz var. Doğayı olduğu gibi alıyoruz. Örneğin ağacın dalları üst üste gelir, iç içe geçer, bir engelle karşılaşınca başka bir yöne eğilir. Siz de hafif müdahalelerle şekillendirebilirsiniz. Kubbe yapabilirsiniz mesela. Zaman alır elbette ama doğadan yapmış olursunuz. Ortalama Amerikalı'yı Homer Simpson olarak düşünürseniz, onun hiçbir şey için sabrı yoktur. Şimdi olacak, hemen tüketecek. Aslında ortamın temizlenmesine yardımcı olup, hem de diğer canlıların yaşaması için organik bir ortam yaratmak elimizde.

Sandalye, ilginç bir örnek. Bu özellikte başka ne tür çalışmalarınız var?

Labaratuar ortamında etten ev yapma projemiz var. Bu bir propaganda aracı aslında. Sentetik biyoloji ve doku mühendisliğini kullanarak gerçekten yaşayan dokulardan bir takım objeler yapılabileceğini göstermek istedik. Hiçbir hayvanın zarar görmediği ortamda yapılıyor. Bunun gibi farklı sentetik biyoloji uygulamaları yapıyoruz.

Sırtını çevreye dönmüştü dünya, şimdi yüzümüzü dönmeye çalışıyoruz. Sürdürülebilirlik bir moda mı bilmiyorum ama umarım devamı gelir. Peki böyle bir ortamda organik mimarinin yaygınlaşması ne kadar mümkün?

Bütün ekonomilerde ilgilenilen konu aynı: büyüme! Ekonomi büyüyecek ki siz daha çok alıp satabilin. Dünyadan kaynak çıkarımı sürekli devam ediyor. Sürdürülebilirlik önemli bir manevraydı ama yetersiz kalıyor. Post sürdürülebilir bir döneme geçmeliyiz. Ancak böylesi bir süreçte çözüm mümkün.