Yazmaya âşık bir kadın: Nihal Yeğinobalı

Onu boncuklu bileği, ilginç kolyeleriyle bir masada içkisini yudumlarken, Atatürk ve Cumhuriyetten gözlerinde ışıltıyla söz ederken, yüreğinden hiç eksilmeyen umut ve direncini bizlerle paylaşırken hatırlıyorum...

17 Mart 2020 Salı, 06:00
Yazmaya âşık bir kadın: Nihal Yeğinobalı
Abone Ol google-news

16 Kasım 1927 yılında Manisa’da tanınmış bir ailenin kızı olarak doğan Nihal Yeğinobalı yaşantısıyla olduğu kadar yazdıkları, çevirileriyle de edebiyatımızın önemli bir kalemi oldu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi ama New York Üniversitesi Edebiyat Bölümü’nü tamamlamadan ayrıldı. İlk çevirisi 1946 yılında yayımladığı “Allahın Bahçesi”dir. Amerikalı bir film yapımcısıyla evlenen ve iki çocuğu olan Nihal Yeğinobalı, sekiz yıl Amerika’da yaşadıktan sonra yurda döndü. 1950 yılında Wincent Ewing takma adıyla yazdığı “Genç Kızlar” romanını, 1964’de ise “Eflatun Kız”ı yayımlattı.

Bir sohbetimizde “Çok gençtim ve çok okuyordum. O dönemde fazla yazar kadın yoktu. ‘Genç Kızlar’ı yazarak yayıncıya götürdüm. Biraz okudu, hayretle bana dönerek “Nihal sen bunu, bu kadar genç yaşta nasıl çevirdin? Çok erotik sahneler var. Ben bile okurken utanıyorum’ deyince ben yazdım diyemedim. Wincent Ewing yazmış dedim. Kitap bu adla yayımlandı. Yıllar sonra benim yazdığımı söyleyebildim. Yayımlandığı dönemde çok okundu, çok sattı” diye anlatmıştı.

Dünya Klasiklerinden, birçok eseri dilimize kazandıran, arı, duru anlatımıyla romanlar yazan Nihal Yeğinobalı’ya “Sitem” romanıyla ilgili olarak “Neden polisiye türünde yazdın?” diye sorunca “Keşke herkes cinayet işlemese de roman yazsa, toplumdaki öfkeyi azaltır. Cinayet romanları okumak da öyle... Bizde hep başı sonu mutlu bitsin, kimse ölmesin istiyoruz. Gerçek öyle mi ya?” demişti.

Sayısız çevirilerin yanı sıra Sitem, Genç Kızlar, Eflatunlu Kız, Gazel, Cumhuriyet Çocuğu, Mazi Kalbimde Bir Yaradır, Belki Defne, Yeğinobalı’nın belli başlı romanları. Romanlarında da farklı kurguları ve denenmemişi yeğlemiştir. Manisa’daki konak yaşamından, feodal ilişkilerden çok izler buluruz. Tümünde baskın tema aşktır. Çünkü yaşamın temelinin aşk olduğunu söylerdi. 

Çevrede kadın yazar fazla gözükmezken yayın dünyasına çeviriler götürür, yayımlatır. Aile ve çevre baskılarına karşın Amerikalı yönetmenle evlenir, New York’a gider, üniversiteye devam eder, anne olur. 1940 - 50 yıllarda bunlar büyük bir direnç ve güç isteyen işlerdir. İki çocuğuyla yurda döndüğünde, gücünü yine kendisinden alır. Varlıklı bir aileden gelmesine karşın Yeğinobalı’yı özel kılan durumlardan biri de budur. Ağlayıp sızlamadan, yalnızca gücüne güvenerek boyun eğmeden çeviri yapmak, yazmak...

Onunla ilk kez Tünel’deki PEN Yazarlar Derneği’nde tanışmıştık. Manisa’dan getirdiği kültürle, yabancı ülke kültürlerini harmanlamış, Atatürk ilkelerini özümseyerek yaşamına rehber edinmiş aydın bir kadındı. Küçük ilişkileri, kurnazlık ve kibri aşmış, çağdaş ve üretken olan her şeyin yanında yerini almıştı. Nihal Yeğinobalı yalnızca yazmakla yetinmeyen, yazarın örgütlü olması gerektiğine de inanan birisiydi. 21 Mart Dünya Şiir Günü’nün Unesco’ya önerilmesi ve kabul edilmesinde T.Günersel ve S.Karantay’la beraber emek çektiler, kabul ettirdiler. Yaşadığı sürece kimseye boyun eğmeden çocuklarını büyüten, en zorlu koşullarda kalemiyle kendisini var eden, yaşamı direnç ve emekle dolu, üretken ve aydın insan Nihal Yeğinobalı’ya yürekten sevgiler. Güle güle ışıklı kadın, güle güle işlek kalem, güle güle Ablam...