Yemek de yok odun da...

Mayram Bedrosyan ve kızı Ayten’in yaşamöyküsü, Davutoğlu’nu yalanlıyor. Anne-kız, yoksulluğun tavan yaptığı bir hayat sürüyor...

23 Nisan 2015 Perşembe, 23:21
Abone Ol google-news

Mayram Bedrosyan, Sinoplu bir Ermeni. 73 yaşında... Kurtuluş’ta iki katlı, yıllardır ne boya ne de başka bir bakım görmüş evinde yaşam mücadelesi veriyor. Gözleri görmeyen, hastalığı nedeniyle yataktan çıkamayan Bedrosyan’a, konuşma engelli kızı 46 yaşındaki Ayten bakıyor. Mayram anne ve kızı Ayten’in yaşam öyküsü, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu yalanlıyor. Anne-kız, İstanbul’un göbeğinde yoksul mu yoksul, yapayalnız bir hayat sürüyor...

Başbakan Davutoğlu’nun açıklamaları üzerine, İstanbul’da yaşayan Ermeni aileleri bulmak üzere yola koyuluyoruz. Kurtuluş son duraktan, Dolapdere’ye doğru yürürken, ilk önce mahalle muhtarlarının kapısını çalıyoruz. Muhtarlar, sanki Davutoğlu ile sözleşmiş gibi aynı cümleyi kuruyorlar:

“Ermeniler zengin olup gittiler!”

Mutlu günlerin izleri...

İkna olmuyoruz. Yenişehir Mahallesi’ndeki esnaflarla konuşuyoruz. Sohbetimiz, bizi gerçeğe biraz daha yaklaştırıyor. Bölgeyi iyi bilen Mardinli bir emlakçıyla yola devam ediyoruz. Birlikte hemen alt sokakta, iki katlı, sıvaları dökülmüş, müstakil bir evin zilini çalıyoruz. Kapıyı çekingen tavırla açıyor Ayten Bedrosyan. Konuşma engelli. Kendimizi tanıtmaya başladığımız sırada, belediyenin yardım aracı evin önünde duruyor. Ayten, mutfaktan iki tabak alıp geliyor. Tabaklara yemekler doldurulurken, bizi de içeri davet ediyor.

Evin içi oldukça bakımsız. Mayram annenin yatağı ve tekerlekli sandalyesi göze çarpıyor. Bir de kömür sobası... Duvardaki aile fotoğrafları, çok eskiden mutlu günlerin izlerini şimdiye taşıyor. Mayram anne, sesimizi duyunca, pencerenin önündeki şiltesinde doğruluyor. “Kimsiniz” diye soruyor. Gazeteci olduğumuzu söyleyince, ağlamaya başlıyor. Kimsesizliğini, terk edilmişliğini anlatmaya koyuluyor hemen. Bir yardım çığlığı yükseliyor adeta. Sesini duyurma sözümüze karşılık, fotoğraflarını çekmemize izin veriyor.

Mayram anne, 1942 yılında Sinop’ta doğmuş. Annesinin adı Verjin, babasının adı Nişan. Sinop’tan Kastamonu’ya göçmüşler. Kastamonu’da evlenmiş. Tanıdıkları herkes gidince oradan da İstanbul Kurtuluş’a taşınmışlar. Şu an yaşadığı eve yerleşmişler. Mayram annenin eşi, İstanbul’a taşındıktan sonra felç geçirerek yaşamını yitirmiş. İki kız, iki erkek 4 çocuğu var. Murat zihinsel engelli, hastanede yatarak, tedavi görüyor. Şahin evli. Büyük kızı Suzan da evli, Bursa’da yaşıyor. Mayram anneye, küçük kızı Ayten bakıyor.

Mayram Bedrosyan gazeteci olduğumuzu duyunca ağlamaya başladı. Sesini duyurma sözü alınca fotoğraflarını çekmemize izin verdi. Kızı Ayten’le yaşama tutunmaya çalıştıkları Kurtuluş’taki viraneyi görenlerin ise içi acıdı.

Diğer çoçuklarının arayıp sormamasından yakınıyor Mayram anne. Çocuklarının desteğini görememek onu çok üzüyor belli ki... Durup, durup aynı konuya dönüyor çünkü. “Siz kapımı çaldınız, ama çocuklarım gelmiyor” diyor.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “İstanbul’un en zengini Ermeniler” dediğini söylüyoruz. Söylerken biz bile çekiniyoruz!..

Sinirleniyor, “bak” diyor, iki elini açarak, “Neyimiz var? Yemeğimiz bile yok yemeye. Odun yok sobamızı yakmaya... Benim gibi fakiri de yoktur” diyerek gözyaşı döküyor. Evin diğer ortaklarının şimdilik burada kalmalarına izin verdiklerini anlatıyor. Misafirlerine oturacak yer gösteremediği için bile dertleniyor. Ziyaretimizden memnun olduğunu anlıyoruz. Sım sıkı tutuyor ellerimizi, bırakmak istemiyor sanki. Sohbetin sonuna geliyoruz, otursak, akşamdan sabaha kadar anlatacak kadar dolu Mayram anne...

İyiliğe dokunabilir miyiz?

Bize eşlik eden emlakçının, cebinden çıkan parayı istemeye istemeye kabul ediyor Ayten. Marketten, karınca kararınca, küçük bir alışveriş yapıyoruz onlar için. Mutlulukları bizi mahçup ediyor, Mayram annenin elini öpüp, “eyvallah” diyerek çıkıyoruz evden.