Yeni Şafak yazarı: Erdoğan, Trump'ı da korumalı

"Türkiye, geçmişin aksine “mevcut küresel sistemi” ısrarla savunan, kurumların korunmasını tavsiye eden ve hatta Trump'ı, yeni dünya düzenine karşı koruyan ülke olmalıdır."

25 Mayıs 2017 Perşembe, 12:35
Abone Ol google-news

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan ve İsrail'e yaptığı ziyareti değerlendiren Yeni Şafak yazarı Faruk Aksoy, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'ı 'yeni dünya düzenine karşı'  korumasını önerdi.

Birinci Dünya Savaşı'nın 'Almanya yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık' mantığı ile açıklanamayacağını ve Osmanlı'nın dünyadaki değişime ayak uydurmaadığı için yıkıldığını vurgulayan Aksoy'un yazısı şöyle:

Erdoğan, Trump’ı da korumalı…

Dünyayı çekip çeviren küresel sistemin tıkandığı, güç dengelerinin değiştiği, müesses nizamın şifrelerinin kırıldığı söyleniyor.

Gözle görülür kıpırdanmalar var, son Amerikan seçimleri, Çin gerçeği, Rusya'nın avantajlı mağlubiyeti, bu tezi kısmen doğruluyor; fakat iş “dünya çöküyor” noktasına geldi mi, emin değilim.

Türkiye'nin yaşadıklarına bakarak dünyanın da makas değiştirdiğini söylemek ne kadar doğru, bilemiyorum.

Erdoğan'ın son dünya turu, ziyaret ettiği ülkelerin sıralaması, verilen mesajlar, küresel sistemin arızalarına dikkat çeken ve onarımını tavsiye eden gelişmelerdi.

Türkiye sınıf atlamak istiyor, bölgesine hakim olmak istiyor, sistemin kökten dağılmasını istemiyor, çünkü Türkiye'nin devlet yapısı, mevcut dünya düzeninden doğmuş bir yapıdır.

Türkiye, İran değildir…

Türkiye, BM kurulurken, NATO kurulurken hangi ilkeler üzere var idiyse, yine aynı ilkeler üzerinden devam etmektedir, geldiği noktaya bu düzen içerisinde gelmiştir.

Son İran seçimleri bile mevcut küresel sistemin hala geçer akçe olduğunu göstermiştir, Hamaney'e rağmen Ruhani'nin kazanmasını, biraz da buradan okumak lazımdır.

Obama döneminde yapılan görüşmeler, hatta antlaşmalar sebebiyle Ruhani, halk tarafından cezalandırılmamıştır, bilakis entegrasyonun tamamlanması için cesaretlendirilmiştir.

Trump'ın, teröre destek veren ülkeler listesi bile herkesin yerli yerinde işine gücüne baktığının çok açık bir göstergesidir.

Bu denklemin Arabistan tarafı da aynen devam etmektedir.

Kudüs'te, kipa takıp gözyaşlarına boğulan Amerikan başkanının, yüz milyarlarca dolarlık silah satışından sonra, Arabistan'da kılıç kalkan oynaması, Türkiye'nin ibretle izlediği bir manzara olmuştur.

Amerika'nın, Suudilere silah satması, Ortadoğu'daki üslerine yığınak yapması demektir, petrol kuyularını güvence altına alması demektir.

Şu İslam coğrafyasının az buçuk mütefekkirleri bile, insan eliyle yapılan hiçbir silahın, Kabe'yi koruyamayacağını bilirler, bu çarkı döndürenleri de iyi tanırlar.

Türkiye'nin biraz daha güçlenmesi, şimdilik Türkiye'nin biraz daha güçlenmesidir, Türkiye olarak hissettiğimiz şeyler, başardığımız şeyler anlamına gelmemektedir.

l. Dünya Savaşı'nda, Almanlarla değil de İngilizlerle beraber olsaydık, imparatorluğumuz dağılmayacak mıydı yani…

Balkanlar, Ortadoğu ve hatta Kuzey Afrika, elimizde mi kalacaktı?

Kimin kazanacağını doğru tahmin edemediğimiz için mi paramparça olduk, böyle mi bakacağız olaya?

Hayır, böyle bakmayacağız, çünkü böyle bakarsak yanlış olur.

Sonra “dost kazığı” diye aslı astarı olmayan bir avuntuyla “akılsız nefret” üzerine bina ettiğimiz konumlanışın mahvını izleriz.

Osmanlı, yeni bir dünya kurulurken, kendinin yıkıldığını geç fark etti, iş işten geçti.

Yine aynı dolap dönüyor, yine aynı oyun oynanıyor; yeni bir dünya kuruluyor, mevcut düzen yıkılıyor, mazlumlar ve mahcuplar da düzeni kendilerinin yıktığını zannediyor.

Düzenin kim için yıkıldığı hiç belli olmaz, Arap Baharı'ndan Kürt devleti çıkarmaya çalışan bu akıl, kimi, kimin için yıkar, yerine kimi inşa eder, hiç belli olmaz.

Türkiye'nin meselesi, Amerikancılık, Rusçuluk, Çincilik meselesi değildir.

Türkiye, doğru atı bulmak için ganyan bayilerinde sürünen, tüyo peşinde koşan, başkasının kumarını tahmin edip kazanmayı uman bir ülke değildir, olmamalıdır.

Şayet müesses nizam çökecekse, yenisini kuracak olanlar da yıkılmasına karar verecek olacaktır.

Bosna soykırımında, en az Amerika kadar Rusya'nın da sorumluluğu vardır, Suriye cehennemine Amerika kadar, Rusya da odun taşımıştır.

Son tahlilde,

İç güvenliği sağladık, şimdilik en büyük artımız bu, tedbiri elden bırakmadan devam edelim, derim.

Erdoğan, dışarıda dengeyi kurmak üzere, işler iyiye gidiyor, mevcut sistem içerisinde sınıf atlamaya en yakın ülke biziz.

Bu köşeden, “Trump uyanmadan, Erdoğan'ın başkan olması lazım” demiştim, oldu.

Şimdi yeni bir evreye geçiyoruz, her şey lehimize gelişiyor, umarım hata yapmayız.

Türkiye, geçmişin aksine “mevcut küresel sistemi” ısrarla savunan, kurumların korunmasını tavsiye eden ve hatta Trump'ı, yeni dünya düzenine karşı koruyan ülke olmalıdır.

Bu düzende bir sınıf daha atlayalım, önümüzdeki maçlara daha sonra bakarız.