Yıkılmadan ayakta kalmak..

12 Mart’ın Cumhuriyet gazetesinde, Nadir Nadi yönetimine darbe operasyonları sonrası, Cumhuriyet’in kadınlarının dayanışmasını öne çıkaran günler yaşanıyor. Erkekler saf dışı kaldıklarında, kadınların önlenemez dayanışması, yükselişi gündeme giriyor. Dünyada yaşanan pek çok anlamlı örneği yanında, ülkemiz, Cumhuriyet tarihi içinde, laik Cumhuriyet, Atatürk devrimciliği, kadın haklarına dönük özenle beslenmiş kültürel ortamın etkisi de eklemlenince, Cumhuriyet kadınlarının hesapsız, kendiliğinden sorumluluk paylaşımları işlevsel sonuçlar üretiyor.

01 Ağustos 2020 Cumartesi, 06:00
Abone Ol google-news

Bir de Maltepe - Mamak ekseninde kadınların arkasında duran özel kişiler de var ki.. Sakıncalı Piyade Uğur Mumcu, ünlü yazar, araştırmacı Erol Toy’un bilinmeyen çok güçlü destek, katkıları..

12 Mart’ın Cumhuriyet gazetesinde, Nadir Nadi yönetimine darbesi sonrası Cumhuriyet’in kadınlar dayanışması öne çıkıyor.

Berin Nadi, Cumhuriyet yazarları, çalışanları, ayrılanları, çıkarılanları, yargılananları, tutuklananları ile Nadir Nadi’nin sıcak ilişkilerinde ev sahibi.. Bir yıl sürecek kopuşta yaz aylarında Yeniköy’de, kışın iflastan sonra kuruculuğunu yaptığı Cumhuriyet Vakfı’na bağışladığı, son alacak hacizlerinde el konulmadan öncesine kadar uzun yıllar vakıf merkezi olarak da kullanabildiğimiz Hilton’un arkasındaki parka bakan evlerinde, soluksuz ağırladı..

1971 yılının sonuna kadarki süreçte trafik ne yazık ki, askeri alanlar içinde kalan yazarlarının tutukluluk, yargılanmaları ile bağlantılı, içeri alınmalar, bir dava, bir dava daha, bir tahliye, bir başka yeni tutuklama, bir o cezaevi, bir bu cezaevi öyküleri, gitgelleri içinde gerilimli haberleşmeler ağırlıklıydı.. Berin Nadi’nin organizasyonunda yemeğe, çaya, akşam sofralarına gelenler, daha doğrusu gelebilenler, geçen günler içinde tanıklık ettikleri gelişmelerin en taze bilgilerini de taşımış oluyorlardı.

Kendi adıma Cumhuriyet gazetesine yaptırılan 12 Mart adına aile içi operasyonun, Madanoğlu davası kapsamındaki yargılamalar, tutuklamalar kapsamı ile çakışmış olmasından gelen zorunlulukla, haftanın bir günü İlhan Selçuk’un ziyaret edilebildiği Maltepe, diğer gününü Ankara Mamak, askeri kışla içindeki ziyarete ayırmak zorunda olduğumdan Berin Nadi’nin bu çok yoğun trafiği içinde yeterince yer alamıyordum.

Berin Nadi’nin kadınlar adına bu çok yaşamsal dayanışma işlevini çok anlamlı yansıttığı için, öncelikle Turhan Selçuk’un kendisine yapılmış o çok ağır işkenceler sonrası hiç yılmadan yoluna devam ederken çizdiği, tarihini bilemediğim bu anlamlı karikatürünü Cumhuriyet okurlarıyla paylaşmak istedim. Dönemin önemli bir garabet uygulamasında, işkence görenlere yemek götürebiliyordunuz ancak en konforlu sayılabilecek aile görüşmelerinde bile fotoğraf alınması söz konusu değildi.

Cumhuriyet’in kadınlarının dönemin çok anlamlı dayanışmaları günlerinden yamuk yumuk da olsa fotoğraf kareleri bulabilmek olanaksız gibiydi. Arşivdeki dostlarla birlikte uğraşıp durduk. Berin Nadi-Nadir Nadi ikilisinden dönemin bu tek fotoğrafı Tülay Divitçioğlu arkadaşımızdan, ama sokaktan bir yürüyüşten..

Yargılamalarda sorumlu, duyarlı gazetecilik, etik değerlerinde çok dik durduğu için yargı kararlarıyla da olağandan ağır cezalarla bedel ödeyen Oktay Kurtböke’nin eşi Gufran Kurtböke’yi kadın olarak sayısız yaşam alanında, belediyecilikte de tanıyan Cumhuriyet okurları az değildir. Gufran’ın, Cumhuriyet kadınlarının dayanışması ağı içinde de her zaman olması gereken her yerde, en hızlı ve etkili görevleri üstlenenlerin başını çekenler arasında olabilmesi doğal bir karakter özelliği.. Dönem fotoğrafları içinde ara ki bulabilesinlerin arasından sözde en iyilerini seçebildim..

Sevgili Turhan-İlhan Selçuk kardeşlerin biricik kız kardeşleri, Mengü Ertel’in eşi Ülfet Ablamız.. 12 Mart’ta İlhan Ağabey’in birçok davadan tutuklanması, yargılanması, sayması zor dava trafiği içinde yaşadıkları ile hep yanında yer alabilmesinin güçlü rolleri bir yana; çocuklarına tapan, yaşı gereği olabildiğince acılardan uzak tutulması gereken annesine sahip çıkma sorumluluğu cabası. Turhan Selçuk’un pek çok organının ağır kayıpları ile çıktığı işkencelerden, acılarından uzak tutabilmek nasıl bir sorumluluktur? Bugünkü birikimlerimle algılayabilmek çok zor.

O tarihlerde yaşadıklarına fazlasıyla yabancı kalmışım. Yakın tarihlerde her iki sevgili ağabeyini birkaç ay arayla yitirdiğinde yaşadıklarına tanıklık etmiş olarak ancak biraz daha anlamlı değerlendirebiliyorum. Yüzünden gülümsemeyi eksiltmemek için hep çırpınmak ve yapması gerekenleri yapmaya dönük önceliklerle soluksuz koşturmak.. Neyseki Ülfet Ertel’in iki sevgili Turhan-İlhan Selçuk ağabeyleri ile o dönemin en zor günlerinden iki fotoğraf karesini bulabildim.

Tabii büyük olasılıkla Turhan Selçuk’un ağır işkence sonrasından, İlhan Selçuk’un peşinden koşturdukları bir fotoğraf karesi ile.. Bir de İlhan Selçuk’un arada dışarıda olabildiği günlerden birinde bu kez onun yanında duruşu ile.. İlhan Selçuk’un eşi Handan Ablamız, İlhan Selçuk’un, İlhan Ağabey’in benimle paylaştığı cümlelerle hep arkasını toplayan kadın olarak, o günlerde yaşadıklarını bire bir dinleme anlamında anımsayabildiğim tek yakarış cümlesi yok.

Kısa koşturmacalar arasındaki diyaloglar hep yapılacaklar üzerindendi. İTÜ Maçka Tesisleri’nin arkasındaki dar sokaktaki küçücük evlerine ne kadar çok uğramak gerekmişti. Dönem dostlarının geniş yelpazede katılmış oldukları bir toplu fotoğrafı bile paylaşabilmiş olmaktan mutluyum.. Çok daha anlamlısı, İlhan Selçuk’un geçen hafta Alman Stern dergisinde yayımlanmış Selimiye Kışlası içindeki yargılamanın yapıldığı günden, arşiv zarflarının içinden çıkmış bu tek fotoğraf karesi olmalı.

Duruşma başlamadan duruşmayı izlemek için gelmiş Turhan Selçuk ile Handan Selçuk’un duruşma kapısı önündeki bankta nasılsa İlhan Selçuk’un yanına oturabilmelerine izin verilmiş. Üçünün birden, bir diğerini kollayan duruşlarına dikkatinizi çekmek isterim.. Mine Sirmen, sıradan değil, alanında çok başarılı hukukçu, tanıklık edebildiğim yakın çevremden en işlevsel iş bitiricilerinden.

Ali Sirmen espri yeteneği ile çok bilinirse de Mine on basar.. Çetin ceviz gizli yüzünün çok çarpıcı bir örneğini, ne yazık ki aramızdan ayrıldıktan sonra, en kötü günlerini hep birlikte paylaştıkları kız kardeşinin eşinden dinledim. 12 Mart’ın ilk çarpıcı operasyonlar furyasında, 23 Mayıs 1971 Pazar günü sokağa çıkma yasağı furyasında, Turhan Selçuk, Ruhi Su, Yılmaz Güney, TİP kadroları da içlerinde çok kapsamlı işkencelerin rengi ortaya çıktıktan sonra, Mine, Ankara’ya gönderilmek üzere Selimiye’ye teslim ettikleri Ali için kaçınılmaz kaygılanmış.

Gece yarısı sonrası karanlıkta telleri atlayarak “Ali” diye seslenerek bodrum katında bekletilen Ali’den sesle yanıt alabileceğini öğrenince, yüksek dikenli tellerden atlamayı başarmışlar. Eniştesi aylarla dikenli tellerin iltihaplarını kapatabilmek için uğraştıklarını aktarmıştı. Oysa aylar süren uzun geceli Ankara tren yolculuklarımızda bile bir tek cümlesini paylaşmamıştı. Mine’nin bir tek dönem vesikalık fotoğrafını bulabildim. Ali ile görüş günü açık görüşmesi, 12 Eylül sonrasının Barış Davası günlerinden yakalanabilmiş.

Cumhuriyetçiler bilindiği üzere her dönemin, askeri-sivil darbelerinin bedellerini ödemek zorunda kalanlar arasındalar.. Uzatmadan bir önemli Cumhuriyet kadınını da paylaşarak nokta koymalıyım.. Tilda Gökçeli, Nadir Nadi’nin aileye severek kattığı, önce röportajları, sonra kitapları ile çok ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in eşi.

Dostları Tilda’yı daha çok, Fransız dili, edebiyatı güçlü ilişkileriyle, Yaşar Kemal’i dünya edebiyatına da katan emekleriyle tanırlar. Ben, Maltepe görüş günlerinde, her daim İlhan Selçuk’un yanındaki görüş parmaklığından çıkmayı seçen Yaşar Kemal’i de görebildiğim günlerden tanıklık ettiğim sahnelerle paylaşmak isterim.. Kasalar dolusu yiyeceğim içeriye ulaştırılabilmesi ile de uğraşıp didinmek zorundaydı.

Çünkü birkaç kişinin bir arada olabildiği koğuşları düşünmekten öte, Maltepe’de yatanların hepsine birden ulaşılabilecek bir çabanın içindeydi. Yaşar Ağabey, söz konusu koşturmaca yüzünden kendisine zaman ayıramamasına söylenir dururdu. Elbette çaktırmadan özverisine ilişkin her zamanki gibi içine yer etmiş teşekkür duygusunu atlamadan..

12 MART DULLARI ÜÇLÜSÜNÜN ANKARA TREN YOLCULUKLARI

Cumhuriyet operasyonu günlerinin hemen ardından bizim takım Ankara’da tutuklanıp Mamak’ta Madanoğlu isminin yarattığı havadan, kışlanın ortasında bir binaya taşındıklarında, Mahir Kaynak’ın iddianameyi hazırlayan üst görevli ajan olduğu gerçeği de ortaya çıkmıştı.. Belli ki bizim eve gelecekleri günü de biliyor olarak, akşamın gece saatlerine kadar Ahmet Güryüz Ketenci ile görüşebilmek çabasındaydı. Geç kalınca, kapımı çalıp, “Ben teslim olmamaya karar verdim, kaçacağım, Ahmet’e anlatacaktım..” diyerek gittti.

Eve gelecek ailenin erkeklerinin sinir kapasitelerini gözeterek, nasılsa kiralık oturduğum evden hemen taşındım. Mübeccel Ertem, Raif Ertem’in çiçeği burnunda avukat eşi. İnce, uzun, genç hukukçu, mizah yetisinde diplomalı.. Ankara tren saatleri öncesi, göçmenlik cimriliğiyle evdeki yemekleri bitirme çabasında, çok zayıf bulduğum Mübeccel’i daha fazla yemeye her zorladığımda, “Senin çöp sepetin miyim?” takılmasıyla eğlenip dururduk. Karnım büyümeye başladıktan sonrasında ise ikili halimizin tanımı “Lorel ile Hardi” olmuştu.

Mine ters yol trafiğinde Haydarpaşa’ya gelirdi. Bizi ikili anaç, toplu yemek yetiştirme çabasında, Mine akşam saatine kadar çalıştığı sigortanın üst yönetici işlerinde, cezaevi görüş saatlerinin sululukları için çalışırdı.

EROL TOY İLE UĞUR MUMCU. MAMAK KIŞLA KAPISININ GÖNÜLLÜ NÖBETÇİLERİ

Erol Toy, Cumhuriyet okurları için tanıtılması gerekli bir isim değil. Uğur Mumcu o tarihlerde “Sakıncalı Piyade”lik ile ünlenmiş, araştırmacı gazetecilikte yıllar içinde büyüdükçe yıldız olacak. Şaşkınlık, sempati duyarak, hiç dostlarını ziyaret edebilme şansları olmadığını bile bile o zorlu yolculuğa katlanmalarını izlerdim. Sadece dayanışma selamı ile yetinmek için de gelmiyorlardı. Bilindiği üzere içerde bir sürü dönem aydınlanmacılarının ünlüleri, kitap kurtları vardı.

Bir tek Doğan Avcıoğlu’nun içeride çalışmayı önceden başlatığı “Doğu Anadolu’nun düzeni” araştırmaları için isteyebileceği kitap sayısını ve akıl almaz hızda çalışma, okuma temposunu bir düşünün. Her ziyaret gününden, birkaç sayfalık uzayan kitap listesi ile çıkardık. Bırakın bir dahaki haftaya kadar listeyi tamamlamayı, parasal gücümüzü çok aşan bir tablo söz konusuydu. İkisi listeyi hemen kapar aralarında bir kenarda paylaşarak işbölümü yaparlardı. Bize sorgulamak düşmezdi. Bir hafta sonrası yine bizden önce, kocaman kolilerle kapıda olurlardı.

Üç kadın o koliler, artı temiz giyecekler, yiyeceklerle yaz sıcağında uzun bir yolu yürüyerek gitmek zorundaydık. Kaç kez yanımızda yürüyen jandarmaların utanarak gözyaşlarıyla ağladıklarını anımsıyorum. Yardım edenleri akşam hücreye alıyorlarmış..

EROL TOY’A TÜRKİYE İŞÇİ SINIFINA SELAM, CUMHURİYET’TEN YAZI DİZİSİ İLE BİR SÜRPRİZ YAPARAK, EN İÇTENLİKLE OKURLARIMIZ ADINA DA TEŞEKKÜRLERİMİZLE..

Doğrusu ünlü yazarımız, edebiyatçımız, işçi sınıfı haklar savaşımında da.. araştırmaları, sayısız kitaplarıyla simge isimden, o günler anısına bir şeyleri paylaşmak istemiştim. Geçen yılın son aylarında kimi yaş gereği yeni sağlık sorunları ile yüzleşti. Yayının yakın tarihlerinde de kimi zorunlu yeni tedavilerden geçti.

Bu koşullarda zorlamak yerine, okur için de benim için de ödül niteliğinde, dönemin çok anlamlı günleri ile çakışan Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış çok önemli bir yazı dizisinden alıntıları paylaşmak istedim. Yazı dizisi öylesine bir çalışmanın çok ötesinde, Türkiye işçi sınıfının büyük patlaması “15- 16 Haziran olaylarının” hemen ardından yapılmış, ülkemiz işçi sınıfının tarihine, Osmanlı dönemlerinden yaşanmış tüm boyutlarıyla, Kurtuluş Savaşı dönemlerinde yine işçi sınıfımızın vermiş olduğu sınavları da kapsar boyutlarıyla, 15-16 Haziran’da gelinmiş büyük patlamaların sınıf penceresinden bilimsel analizlerini de içeriyor..

Özetle meraklısı, araştırmacısı Cumhuriyet okurlarına 21 Temmuz’da başlayan, 31 Temmuz’da nokta konulan diziyi okumalarını öneririm. Erol Toy’un titiz araştırmacılığının ötesinde, Marksist ideoloji, sınıf kavramı analizlerinin katkılarıyla dünya kıyaslamaları, Osmanlı-Cumhuriyet yılları, 1961 Anayasası, sendikal yasalar, sol toplumsal, siyasal örgütlülüklerin patlamalarının etkisindeki gelişim süreçleriyle birlikte..

Bu sayfadan gerçekçi paylaşım olamayacağı için birkaç sayfa örneği, başlıklarını vermekle yetinmek zorunda kalmekten dolayı için üzgünüm. Sevgili Erol Toy’un bir an önce sağlığına kavuşması, bize yeni katkılar vermesi dileği ile sevgi ve saygıyla.. Elbette öncelikle dostluklarına sınırsız bağlı, özverili duruşlarına şapka çıkarıyor olarak..