Yunus Nadi’den İlhan Selçuk’a ‘96 yıllık onur’un öyküsü...

Elinizde tuttuğunuz Cumhuriyet gazetesi, bir yıl eksiği ile Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıttır. Kurtuluştan önce çıkan Yeni Gün’ü sayarsak Cumhuriyet’ten de yaşlıdır. Misyonları da tarihleri de kaderleri de hatta dost ve düşmanları da aynıdır.

07 Mayıs 2020 Perşembe, 06:00
Abone Ol google-news

Her iki kurumun ebesi ve isim babası Mustafa Kemal Atatürk’tür. Gazetemizin kurucusu Yunus Nadi, TBMM’nin kurucu üyelerindendir. Mütareke basını sırtını saraya ve İngiliz İşgal Kuvvetleri Komutanlığı’na dayayıp sefahat içinde gazetelerini çıkarırken Yunus Nadi, tutuklu olduğu Bekir Ağa Bölüğü’nden yanlışlıkla salıverilince Ankara’da bir avuç yurtseverin başlattığı Milli Mücadele’ye destek için binbir meşakkatle Ankara’nın yolunu tutar. Gazete Yeni Gün’ün baskı makinelerini parça parça katır sırtında Ankara’ya getirtir.

Gazetemizi 1992’de yeniden var eden, Berin Nadi ile ikinci kurtuluşunu ve kuruluşunu sağlayan İlhan Selçuk yaşı itibarıyla Yunus Nadi ile çalışamadı. Oğlu Nadir Nadi tarafından 1962 yılında gazetede yazması için çağrıldı. Ancak bazen hoş tesadüfler yolları birbirine bağlar. Bazen de tesadüfler sadece tesadüf değildir. Bu ülkenin yurtseverlerinin yolları her zaman birbiriyle kesişmiştir.

HAMDİ NAMIK BEY

Yunus Nadi’nin Ankara’ya gitmek için çareler aradığı günlerde Geyve’de ilginç bir kaymakam değişikliği olur. Geyve Kaymakamı İbrahim Hazım Bey bir soruşturma sonucunda görevinden azledilmiş, ancak halkın kaymakamı çok sevmesi ve Hazım Bey’in yerine atanacak kaymakamı ilçeye sokmayacaklarını bildiren çok sayıda telgraf çekilmesi nedeniyle Geyve’ye gitmeyi kimse göze alamaz.

Fakat eski Ayancık Kaymakamı Hamdi Namık Bey, merkezden kendisine önerilen İznik, Biga ve Geyve ilçelerinden birini seçmesi için merkeze çağrıldığında tereddüt etmeden “Geyve’yi istiyorum” der.

Kendisine Geyve’nin durumu, halkın tehditleri ve eşkıyanın ilçede hâkim olduğu anlatıldığı halde “Geyve’den başka ilçe istemem” diye kararında ısrar eder. Bu ısrar karşısında Dahiliye Nazırlığı Müsteşarı Keşfi Bey hayretler içerisinde Hamdi Bey’e bakarak şöyle der:

- Sen galiba kanına susamışsın. Yahut Mustafa Kemal Paşa’ya iltihak (katılma) etmeye gidiyorsun. Çünkü bir çok memurumuz Anadolu’dan İstanbul’a kaçarken sen oraya gitmek istiyorsun. Buna doğrusu hiçbir mana veremiyorum. Mamafih günah benden gitti. Mutlak gitmek sevdasında isen, şimdi emir vereceğim hacırahını versinler.

Müsteşar Keşfi Bey, aslında doğru tespit yapmıştı. Hamdi Namık Bey’in Geyve’yi ısrarla istemesinin gerçek nedenlerinden biri Ankara’ya yakın olmak ve Mustafa Kemal Paşa’nın emri altında çalışmak ve İstanbul’dan Ankara’ya geçişlerde önemli bir boğaz olan Geyve’yi tutmak amacındaydı.

Adapazarı’na vardığında mutasarrıflıktan azledilmiş ve Ankara’da Heyeti Temsiliye ile haberleşmeyi sağlayan Sırrı Bey kendisini ziyaret ederek Mustafa Kemal Paşa’dan gelen bir telgrafı uzatır. Mustafa Kemal Paşa telgrafında şöyle demektedir:

“Geyve Kaymakamı İbrahim Hazım Bey bize katıldığından dolayı azledilmiş ve yerine Hamdi Namık Bey isminde birisinin tayin edilmiş olduğunu haber aldım. Hazım Bey yerinde kalacaktır. Hamdi Bey’i de başka bir kazaya tayin ederiz. Geyve’ye gitmemesini kendisine tebliğ edin ve neticeyi bana bildirin.

Mustafa Kemal”

MAZHAR MÜFİT VE İBRAHİM SÜREYYA’NIN KEFALETİ

Hamdi Bey, Sırrı Bey’e Mustafa Kemal Paşa’ya çekilecek telgrafta Hazım Bey’in Ankara’da milli kuvvetlere katılmasından dolayı değil bir suistimal araştırması sonucunda görevinden azledildiğini, kendisinin Geyve’ye gitmesinin bir haysiyet meselesi olduğunu ve kendisinin Geyve’ye gitmesine müsaade etmesini de yazmasını rica eder.

Sırrı Bey’in cevabi telgrafı Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştığında yanında Mazhar Müfit Bey (Kansu) ile İbrahim Süreyya Paşa da bulunmaktadır. Gerek Mazhar Müfit Kansu gerekse İbrahim Süreyya Hamdi Namık Bey’le daha önce çalıştıkları için Mustafa Kemal Paşa’ya onun lehine ricada bulunurlar:

“Aman Paşam bu Hamdi Bey bizim sevdiğimiz bir arkadaşımızdır. Kuvvetli bir karekter sahibidir. Her suretle kendisini güvenilir bir kaymakamdır. Onun hissiyatını rencide etmek doğru olmaz. Mazhar Müfit Bey’le İbrahim Süreyya Bey’in kefaleti üzerine Mustafa Kemal Paşa, Hamdi Namık Bey’in Geyve’de kaymakamlığına onay verir. Hamdi Namık Bey, Geyve’ye varıp kaymakam koltuğuna oturunca İstanbul hükümetiyle her türlü ilişkisine kesmiş, milli mücadelede görev yapacak bir milis kuvveti oluşturmuş ve Ankara’ya tabi olduğunu bildirmiştir. Kaymakam Hamdi Namık Bey, Geyve’de sadece bir kaymakam olarak görev yapmaz, milis kuvvetleri komutanı olarak elde tüfek cephede de mücadele eder. Göreve başladığı ilk günlerde Mustafa Kemal Paşa’dan aldığı emir üzerine İngiliz kuvvetlerinin konakladığı İstasyon ile işgal kuvvetlerinin trenle geçişlerde kullandığı Şehit Necible Mekece Köprüsü’nü tahrip etmek için milis kuvvetleri ile baskın düzenler ve işgal kuvvetlerinin kaçmasını sağlar. Geyve’de asıl görevi İstanbul’dan Ankara’ya giden yurtseverlerin selametle geçişini sağlamak, İstanbul hükümeti ya da İngiliz işgal kuvvetleri adına açık ya da gizi çalışanların geçişine ise engel olmaktı. Bu faaliyetleri İstanbul hükümeti tarafından duyulunca Divan-ı Harb’e verilen Hamdi Namık Bey’den derhal İstanbul’a gelerek ifade vermesi istenmişti.

Hamdi Namık Bey ise “Ben sizin değil Ankara’nın memuruyum” cevabını verince gıyabında idama mahkûm edilmiştir.

YUNUS NADİ ANKARA YOLUNDA...

Milli Mücadele’ye destek için Ankara’ya gidecek olanların ilk durağı Geyve’dir. Hamdi Namık Bey gelenlerin hüvviyetlerini araştırmak için bir karakol yaptırmıştı.

Gelenlerin kim olduklarını araştırıyor, meçhul veya şüpheli olanları geri çeviriyor, yurtseverliklerinden şüphe edilmeyenlerin konaklamalarını, iaşelerini ve güvenliklerini sağlayarak Ankara’ya ulaştırıyordu. İşte o ateşten günlerden bir gün Kaymakam Hamdi Bey’e İstanbul’dan Yunus Nadi Bey’in geldiği ve bir köy odasında oturduğu haberi verilir. Gerisini Hamdi Namık Bey’in kendisinden dinleyelim:

“Yunus Nadi Bey’in geldiği haberi verilince gittim. Kendisini ve arkadaşlarını ocağın etrafında buldum. Yunus Nadi Bey’le eskiden beri tanışıyorduk. Buna rağmen beni görünce ilk anda tanıyamadı. Nasıl tanısın ki? Benim ayağımda kilot pantolon, omzumda bir Japon filintası, belimde fişeklik, boynumda dürbün, adeta bir çete reisi kıyafetinde idim. Sonrasında birbirimize sarılıp epey gülüştük. İstanbul’dan gelen mebus, memur, zabit, sivil kimselerin istirahatleri- ni ve maişetlerini temin için Geyve İstasyonu’nda iki otel hazırlamıştım. Bunları orada yatırıyor, vasıta temin ede- rek Bilecik’e sevk ediyordum. Bilecik’ten sonra da trenle Ankara’ya gidiyorlardı. Yunus Nadi, Halide Edib, Celal Bayar, Bekir Sami ve Hamdullah Suphi gibi şahsen tanıdıklarımı ise evimde misafir ediyordum.”

AİLELER İSTANBUL’DA VE AYANCIK’TA KALDI

Ankara’ya milli mücadele saflarına katılmak için giden Yunus Nadi eşi Nazime Hanım, çocukları Nadir, Doğan, Leyla ve Nilüfer’i İstanbul’da bırakmak zorunda kalmıştır. Aynı şekilde Geyve Kaymakamı Hamdi Namık Bey de Geyve tekin bir yer olmadığından eşi Şivekar Hanım ile çocukları Handan ve Neriman’ı Ayancık’ta bırakmıştır.

Hamdi Namık Bey, birinci meclise milletvekili seçildiğinde de meclis kürsüsünden er olarak cepheye gitmek için izin ister. Kendisiyle birlikte 7 milletvekili cephedeki askerlere moral takviyesi için er olarak mücadeleye katılır.

YURTSEVER KASIM BEY VE CELÂL SAHİR EROZAN...

Kurtuluş mücadelesinin verildiği günlerde genç bir harbiyeli de Uşak cephesinde savaşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı başlarken Harbiye ikinci sınıfta okumakta olan Kasım Bey, diğer subay adayı öğrencilerle birlikte cepheye gönderilir. Suriye cephesinde görev yaptıktan sonra Mondros Mütarekesi ile geri çekilirler.

Ancak Kasım Bey pek çok yurtsever asker gibi silahını bırakmayıp Kuvayı Milliye’ye katılır ve Uşak Cephesi’nde görevlendirilir. Geyve Kaymakamı Hamdi Namık Bey’in uzaktan akrabası olan Kasım Bey, ilk çocuğu Turhan’ı 1922’de, İlhan’ı 1925’te kucağına alır.

Yunus Nadi, Atatürk’ün devrimlerini ilk paylaştığı ve önerge olarak TBMM’ye vermesini istediği mebusların başında gelmiştir. 1924 yılında da Atatürk’ün isteği ile Cumhuriyet gazetesi 7 Mayıs günü ilk sayısını basar.

Hem de bu kez Ankara’da değil mütareke basının çıktığı İstanbul’da ve yıllarca İngiliz işgal Kuvvetleri Komutanlığı’na ev sahipliği yapan Cağaloğlu’ndaki Pembe Köşk’te. İşgal yıllarında Yunus Nadi’nin Ankara’da çıkardığı Yeni Gün kurtuluşun sesi olmuştu. 7 Mayıs’ta çıkmaya başlayan Cumhuriyet ise kuruluşun ve devrimlerin sesi olacaktır.

Cumhuriyet’in kurucu kadrosu aynı zamanda yeni bir kültürün inşasına da girişti. İkinci mecliste pek çok kültür ve sanat adamı milletvekili olarak görev aldı. Bunlardan biri de şair Celal Sahir Erozan’dı. Türk Dil Kurumu’nun beş kurucusundan biri olan Celal Sahir Erozan Atatürk’ün en yakın çalışma arkadaşlarından oldu.

Mecliste görev yapan Yunus Nadi Bey, Hamdi Namık Bey ve Celal Sahir Bey yalnız Türkiye Cumhuriyeti’nin değil çocukları ve yakınları aracılığıyla Cumhuriyet gazetesinin de tarihine damga vuran isimler olacaklarını mecliste yan yana çalışırken herhalde akıllarına bile getirmemişlerdir. Dedik ya bazen tesadüfler sadece tesadüf değildir.

ONLARIN YOLU BURADA KESİŞTİ

Yunus Nadi Bey soyadı kanunundan sonra “Abalıoğlu”, Hamdi Namık Bey “Gör”, Celâl Sahir Bey de “Erozan”, Hamdi Namık Bey’in Geyve Kaymakamlığına onay vermesi için Atatürk’e “kefil olan “Mazhar Müfit Bey de “Kansu” soyadını almıştır.

Hamdi Namık Bey’in akrabası olan ve Uşak cephesinde savaşan istiklal madalyası sahibi Kasım Bey de “Selçuk” soyadını tercih etmiştir. Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi daha babasının sağlığında Viyana muhabirliğinden gazete merkezinde yazarlığa kadar görev yapmış, babasının ölümünden sonra da gazetinin yönetimini devralmıştır.

Nadir Bey, yıllar sonra babasıyla aynı mecliste görev yapan, şair ve Türk Dil Kurumu’nun kurucusu Celal Sahir Erozan’ın kızı Berin Nadi ile evlenmiştir. Hamdi Namık Gör’ün büyük kızı Handan Selçuk, yıllar sonra Uşak cephesinde savaşan genç harbiyeli Kasım Bey’in ortanca oğlu İlhan Selçuk’la evlenecektir. O İlhan Selçuk 1962 yılında Yunus Nadi’nin oğlu Nadir Nadi tarafından gazetesinde köşe yazması için davet alacaktır. Hamdi Namık Gör’ün 1922’de doğan oğlu Yavuz Gör, yıllarca Türk diplomasisinde Büyükelçi olarak hizmet edecektir.

Torunu Işık Yenersu Türk Tiyatrosu’nun unutulmaz yıldızları arasında yer alacaktır. 1992 yılında Cumhuriyet, varolma mücadelesine girerken Celal Sahir Erozan’ın kızı Berin Nadi ile Yunus Nadi’yi Geyve’den Ankara’ya geçiren kaymakam Hamdi Namık Gör’ün damadı İlhan Selçuk’la el ele vererek Cumhuriyet Vakfı’nı kuracak ve gazetenin bu günlere ulaşmasını sağlayacaktır.

Hamdi Namık Bey’in kaymakamlığına itiraz eden Mustafa Kemal Paşa’yı ikna eden Mazhar Müfit Kansu’nun yeğeni Işık Kansu, yıllarca Cumhuriyet gazetesinde yazarlık yaptıktan sonra bugün Cumhuriyet Vakfı yönetiminde görev alacaktır.