Alman romanının ve hicvin dâhisi; Jean Paul!

Leipzig’de öğrenciliği sırasında en çok Fransız Aydınlanmacılarını ve İngiliz hicivlerini okuyan Jean Paul (21 Mart 1763 - 14 Kasım 1825), her zaman en çok okunan yazarlardan biri olmasını ve popülerliğini kültürün evrenselliğine borçluydu. Piyano başındaki ustalığı, yüksek zekâsı, dil inceliklerine hakim oluşuyla sıklıkla salonların, sarayların konuğu oldu. Kendisini sık sık Beethoven’le karşılaştırıyordu. 19. yüzyıldan itibaren unutuldu. Hiçbir ekole dahil edilemeyen, özgün bir yazardı.

21 Ekim 2021 Perşembe, 00:03
Abone Ol google-news

JEAN PAUL VE DUYGULU KAHRAMANLARI!

Batı Aydınlanmacılığının usta yazarlarından Johann Paul Friedrich Richter, Rousseau’ya özenerek ismini Jean olarak değişirmiş ve edebiyat tarihine Jean Paul olarak geçmiştir.

1763 yılında, Yedi Sene Savaşları’nın bittiği yıl Fichtelgebirge’de Wunsiedel kasabasında doğmuştur. Babası yoksul bir Protestan köy rahibi aynı zamanda da bestecidir.

Leipzig’deki öğrenciliği sırasında en çok Fransız Aydınlanmacılarını ve İngiliz hicivlerini okumuştur. Her zaman en çok okunan yazarlardan biri oldu. Popülerliğimi kültürün evrenselliğine borçluydu.

Piyano başındaki ustalığı, yüksek zekâsı, dil inceliklerine hakim oluşu onu salonlarda saraylarda beğenilen bir insan yaptı. Kendisini sık sık Beethoven’le karşılaştırıyordu. 19. yüzyıldan itibaren adeta unutuldu. Hiçbir ekole dâhil edilemeyen, kendime özgü bir yazardı.

Oldukça üretkendi. “Die unsichtbare Loge” (1793), ilk büyük romanıydı. İki ciltlik bu biyografi tamamlanmamış bir Bildungsroman niteliğindeydi..

Roman kahramanı Gustav, yazarın eserlerinde sık rastlanan tipik büyük insanlardan biridir. Konu da yine tipik onun konularından birisidir. Akıl almaz olaylarla karşılaşan duygulu bir kahramandır.

Üslup yönünden İngilizlerin duygusal hiciv ve mizah romanlarından etkilenmiştir; girişte doğa tasvirlerine yer vermiş, okuyucuya doğrudan doğruya hitap ettiği anlar olmuş, şaka havasında hayali olaylar anlatmış, acayip insanlardan tuhaf olaylardan söz etmiş, zaman zaman da ruh tasvirleri yapmıştır.

ÖZYAŞAMSAL YAPITLAR...

Das Leben de vergnügten Schulmeisterlein Maria Wuz in Auenthal (1793): Yazarın Die unsichtbare Loge romanına eklediği bu roman da bir çeşit idildir ve onun ilkokul öğretmenliği yaptığı dönemdeki anılarından çok şey içerir.

“Hesperus oder 45 Hundsposttage” (1795): Bu üç ciltlik eğitim romanımı da bir hayat hikâyesidir ve sadece bir yansımadan ibaret olan hayatlarını kendinden ve ölümden daha küçük gören büyük insana ithaf etmiştir.

Romanın bölümleri Hundspottage (Köpek Posta Günleri) adıyla ayırmıştır. Yazar kendisini Scheerau Prensliğine ait bir odada bulunduğumu ve Spitzius adında bir köpeğin ona zaman zaman posta taşıdığını, Flachsenfingen Prensliğinde olup bitenleri bu yolla öğrendiğimi açıklamıştır. Romanın tümü genellikle Sterne ve Fielding’den esinlenmedir.

“Quintus Fixlein” (1796): Bu romanının konusu da öğretmen Fixlein’in Flachsenfingen’deki hayatıdır. Jean Paul’ün Hesperus romanına denge teşkil edecek şekilde planladığı bu yapıtında idealist göklerde uçan karakterlerin yerini, Wuz tarzı kendine hâkim oluşlar ve yine Wuz tarzı iyimserlikler almıştır.

Amacı, küçük zevklerin büyük zevklerden daha üstün tutulması gerektiğini ve bizi büyük değil küçük olayların mutlu ettiğini bütün dünyaya ispatlamaktır.

Fixlein her şeye karşın memnun ve mesut halini koruyamayan bir tiptir aynı zamanda yazarın yüksek katerlerinden izler taşır.

KISKANÇ SİEBENKAS!

“Siebenkas” (1797): Yazarın mizah romanının tüm başlığı şöyle: Blumen, Frucht-und Dornstücke, oder Ehestand Tod und Hochzeit des Armenadvokaten F.St. Siebenkas im Reichsmarkıflekken Kuhschnappel.

Roman kahramanı Siebenkas bir avukattır ve düğününde, mirasa konduğunu karısına haber vermez. Kendisine çok benzeyen bir sınıf arkadaşı Leibgeber’le isim değiştirirler. Bu durum Siebenkas’in miras davasını alt üst eder.

Para sıkıntısı yüzünden gittikçe sarsılır evliliği. Buna Siebenkas’in kıskançlığı ve karısının ev işlerinde aşırı titizliği de eklenince evde huzur kalmaz, sonunda Siebenkas karısıyla ancak mektupla haberleşir. Miras davası kaybedilir.

Leibgeber arkadaşına teselli olsun diye bir miktar para gönderir ve onu Bayreut’a davet eder. Burada Natalie adında güzel ve kültürlü bir kadına âşık olur. Karısından kurtulup onunla evlenmek için plan kurar. Hasta numarası yapar, vasiyetnamesini yazar, sonra da ölü rolü yapar.

Başında arkadaşı Leibgeber beklemektedir. Sonunda Leibgeber onun kaçmasını sağlar, boş tabut törenle gömülür. Aylar sonra karısının Stefel adında bir arkadaşıyla evlendiğini, Natalie’nin onun ölümüyle çok sarsıldığını öğrenir. Kuh-schnappel’e ikinci gidişinde yanı başında gömüldüğünü görür. Natalie ile karşılaşır, ona hikâyesini anlatır, evlenirler.

İDEALLER PEŞİNDE BİR TİTAN!

“Titan” (1803): Yapıt, idealler peşinde koşan bir ruhun günlük hayatla mücadelesinin mizahi bir tablosudur. Bu dört ciltlik romanını yazar daha 1972 yılında ana eseri olarak planlamıştır.

Dehanın bedbaht eden gücünü (unglücklich durch Genie) konu alan bu yapıtın Unsichtbare Loge ve Hesperus’la ortak yanları vardır ve bu da bir biyografya/eğitim romanı sayılır.

Konusu oldukça karmaşıktır. Karakterler de ilginçtir. İdealist genç prens Albano, bir nazırın kızı olan Liana’yı sevmektedir. Liana hayata dayanamayacak kadar ince ruhlu, hayalperest bir kızdır. Yazarın kadın kahramanlarının geneli gibi o da genç yaşta ölür.

GOETHE’DEN SCHILLER’E, ROMANTİKLERDEN FICHE’YE İDEALİZM VE ESTETİK!

İleri görüşlü, kibar bir insan olan Albano Roma’da Fransız İhtilali için mücadeleye girişir, sonra asil Iddoine ile evlenir ve tecrübeli olgun bir insan olarak tahta geçer. Albano’nun karşıt figürü ölçü tanımayan Sturm und Drang tipi Roquairol ve soğuk iktidar adamı prens Cesara ve ihtiraslı Linda’dır.

Bu figürlerin ortak yanı hepsinin de Jean Paul’ün kayıtsız sübjektifliğini yansıtmasıdır. Yazar bu kahramanlarında Goethe’nin soğukluğunu, Schiller’in idealizmini, Jena romantiklerinin estetikçiliğini, Fichte’nin titanizmini eleştirmiştir.

Eğitim romanı özeliğine gelince... Titan’da tüm yönlü eğitim idealini işlemiştir. Kitap, enerji dolu taşkın bir yaradılışta olan Albano’nun ölçülü ve dengeli bir kişiliğe doğru gelişimini adım adım izlemektedir.

Jean Paul, Friedric Jacobi’ye yazdığı bir mektupta romanının amacı ve sonucu hakkında şöyle der:

Titan’ın adı aslında Anti-Titan olmalıydı. Her haddini bilmez, cehennemini kendi hazırlar; aynı her dağın sonunda vadisinden kendine ova yapması gibi. Bu kitap, kuvvetin ahenkle çekişmesidir. Albano kendini sıyırır ve en azından acı çeker.”

JEAN PAUL’UN DÜNYA MİZAHI ÖNERMESİ!

“Vorschule der Ashetik” (1804)... Yapıt, Jean Paul’ün edebiyat hakkında teorik bir incelemesidir ve estetikten çok poetik alanına girer, çünkü yalnızca edebiyat sanatı konu edilmektedir.

Klasik sanat anlayışının tersine yazar, tabiatın taklit edilmesine karşıdır ve bunu unpoetische Repetierkunst der grossen Weltuhr diye nitelemiştir.

Almanlara espri (Witz) kültürü ve Shakespeare tarzı bir dünya mizahı (Welthumor) tavsiye etmekten geri durmaz. Espri insanlara önce eşitlik sağlayarak özgürlük verir.

“Flegeljahre” (1805)... Bir biyografi olan bu roman yazarın “Titan”ın sonuna eklediği Die Doppelganger adlı taslakta planlamıştır. Konusu bir arada yetişen ikiz kardeşlerin öyküsüdür.

Yazar önce kendini kahramanın kardeşi olarak tasavvur edip romana başlamıştır, bu nedenle romanına Geschichte meines Zwillingsbruders başlığını vermek istemiştir.

Roman kahramanlarından Walt’ın (Gott Wald Harnisch) çeşitli maceralarla nasıl gerçeklik anlayışına ulaştığını, nasıl şair olduğunu işlemeyi, yani yine bir gelişimin sürecini dile getirmeyi amaç edinen yapıtın ana motifi edebiyatın basit hayata karşı (Poesie gegen Philisterei) savunulmasıdır.

Her iki kahraman Walt ve Vult edebiyatın savunucularıdır. Walt bir hayalperesttir. Vult uyanıktır, alaycıdır ve gerçeğe daha bağlıdır.

Roman kahramanlarının birbirine yazdıkları Hoppelpoppel oder das Herz adlı parça, yapıtın yazar tarafımdan yapılmış bir özyorumu (Selbstinterpretation) niteliği taşır. Parçanın başlığı, karşıtların bir arada yaşadığını ve bu ikiz kardeşlerin şahsında ifadesini bulduğunu gösterecek şekilde seçilmiştir.

Roman formu bakımından yapıt Paul’un poetipime göre İtalyan ve Hollanda üslubuna dayandırdığı ve karşıtlıklarından uyuma ulaşma çabası esasına göre başarıyla kurduğu görülmektedir.

Bölüm başlıkları, tabiat ürünlerine göre verilmiş alt başlıklar bölüm konularını özetleyecek niteliktedir.

“Levana, ein Erziehungsbuch” (1807)... İki ciltlik olan bu yapıt, anne babalar için bir pedagoji kitabıdır.

Levana, Romalılarda yeni doğan çocukların koruyucu tanrıçasının adıdır. Yazar üç çocuğunu yetiştirmek için izlediği yolu anlattığı bu eserinde Levana adını vermiştir. “Gonca Çağı”(Knospenzeit) adıyla çocuğun ilk yıllarını ele almıştır.

İkinci ciltte Bahar Çağı dediği Blütezeit’ı işlemiş, çocuğun cinsel farklılaşmasıyla beliren problemleri, ahlaki fikir ve sanat eğitimi üzerinde durmuştur.

Eğitimin ana konularının sevgi ve din bilinci, eğitim idealinin ise devrin hüküm süren ruhunu aşma (die Erhebung über eden Zeitgeist) olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre çağdaş ruh hastadır, bu yüzden aşılmalıdır.

Gerçeklik hissi (Wirklichkeitssinn) uyandırma, derslerde deneylere önem verme gibi konularda oldukça modern görüşler işlemekte geri kalmamıştır.

Yazarın Über das Lacherliche, Über die humoristische Dichtkunst, Über den Witz başlıklı incelemeleri de çok ilgi uyandırmış ve yapıtlarının doğru anlaşılmasında hatırı sayılır katkısı olmuştur.

Humor kavramı, yazara göre idealist irade ile dünya gerçekliği arasındaki ebedi çekişmeyi dile getirmek sanatıdır. Humor yücenin tersidir, yine humor trajik sanatın da dibini gördüğü uçurumu kapatır, insanı ondan korur.

Hakiki şairin görevi, sınırlı yaratışta olan tipleri, düşüncenin sonsuzluğuyla çevrelemek ve onları göğe uçuyorlarmış gibi bu sonsuzluk içinde kaybetmektir.

Jean Paul’ün ilk hicivleri olan Grönlandische Prozesse (1782) ve Auswahl aus des Teufels Papieren (1789) onun Batı Aydınlanmacılığının bir üyesi olduğunu gösterir.

Hiciv konusundaki görüşlerini şöyle açıklamıştır: “Çok duygulu kimselerin yaptığı hiciv şiddetli rezil edicidir, mesela Pope, Young, Rousseau, buna karşılık soğukluk, yani ironi, yumuşak kalpli olmayanlarda söz konusudur, mesela Voltaire ve Swift!”

Duygulu yazarın hicivlerinde şiddet ve acılık, yumuşak kalpli olmayanlarınkinde ise soğukluk, alay bulduğunu belirttiği bu düşüncesi aynı zaman da onun poetikçi yanını da gösterir.

Kaynak: Prof. Dr. Gürsel Aytaç / Yeni Alman Edebiyatı Tarihi / Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları