Cumhuriyet çınarlarının gözüyle Cumhuriyet ve Laiklik

ÇYDD’nin Cumhuriyet ve Laiklik başlıklı kitabı on dört değerli yazarın ortak emeğinin ürünü. Kitapta Aysel Çelikel, Emre Kongar, Korkut Boratav, Özer Ozankaya, İbrahim Ö. Kaboğlu ve Taner Timur’un yazıları da yer alıyor. Nergis Mütevellioğlu’nun yayıma hazırladığı kitapta, ülkemizde giderek ağırlaşan bir sorun olan, sıkça bilerek ya da bilmeden çarpıtılan laiklik ilkesinin ne olup ne olmadığı, kimleri koruduğu, çağdaş bir yaşamın ancak Cumhuriyetin temel değerlerine ve laiklik ilkesine bağlı bireylerden oluşan bir toplumda gerçekleşebileceği anlatılıyor.

29 Ekim 2021 Cuma, 00:02
Abone Ol google-news

AYDINLANMA KURUMLARI: CUMHURİYET VE LAİKLİK

Laikliği çağdaş yaşamın olmazsa olmazlarının başında gören Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) Cumhuriyet ve Laiklik başlıklı kitabının Mart 2021’de yapılan ilk iki baskısı kısa sürede tükendi. On dört değerli yazarın ortak emeğinin ürünü olan kitapta Aysel Çelikel, Emre Kongar, Korkut Boratav, Özer Ozankaya, İbrahim Ö. Kaboğlu ve Taner Timur’un da yazıları bulunuyor.

Nergis Mütevellioğlu’nun yayıma hazırladığı kitapta ülkemizde giderek ağırlaşan bir sorun olan, sıkça ve bilerek ya da bilmeden çarpıtılan laiklik ilkesinin ne olup ne olmadığını, kimleri koruduğunu, çağdaş bir yaşamın ancak cumhuriyetin temel değerlerine ve laiklik ilkesine bağlı bireylerden oluşan bir toplumda gerçekleşebileceği anlatılıyor.

Halkın kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesi ilkesinin ürünü olarak cumhuriyet ile devletin kuruluşunda ve işleyişinde dayandığı kuralların belli bir dinin ya da inancın kuralları olmaması düşüncesi olarak laiklik, Aydınlanmanın günümüze miras bıraktığı iki kurumdur.

Kant’ın ifade ettiği biçimiyle, insanın kendi tembelliği nedeniyle içinde düştüğü bir ergin olmama, kendi kararlarını kendi verememe durumundan kurtulması, her şeyi aklın süzgecinden geçirerek sorgulaması süreci olarak Aydınlanmanın gerçekleşmesi için daha alınacak çok yol vardır.

Çünkü bir yandan insanlar kendi doğalarında bulunan aklı kullanma, her şeyi sorgulama yeteneklerini kullanmaktan geri durmakta; diğer yandan ülkeleri yönetenler aydınlanmamış kitleleri daha kolay yönetebildikleri ve yönlendirebildikleri için aydınlanmacı ve özgürleştirici bir eğitim yerine aklı ve sorgulamayı körelten ezberci bir eğitimi tercih etmektedirler. Bu da aydınlanmayı geciktirmekte ve engellemektedir.

18. yüzyıldan başlayarak Aydınlanma düşüncesi başta din ve siyaset ilişkisi olmak üzere birçok konuda çeşitli dönüşümlere yol açmış, Avrupa’da kralların ve kilisenin otoritesi sorgulanmaya başlamıştır. Bu süreç, halkın kendi seçtiği yöneticiler tarafından yönetilmesi, kilisenin toplum üzerindeki mutlak otoritesini yitirmesi ve laiklik ilkesine ulaşılmasıyla sonuçlanmıştır. Tebaa olmak, yerini kendi kararlarını kendisi verebilen özgür bireylere veya yurttaşlara bırakmış, yurttaş olma bilinciyle birlikte hak düşüncesi de ortaya çıkmıştır. İnsanların doğuştan özgür doğdukları, onur ve haklar bakımından eşit oldukları düşüncesi siyaset sahnesinin ana belirleyicilerinden biri olmaya başlamıştır. Devlet, varlık nedeni yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini korumak olan bir kurum olarak görülmeye başlanmış, devletlerin bu işlevlerini ancak demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine dayanarak yerine getirebilecekleri fikrine ulaşılmıştır.

TARİHSEL, HUKUKSAL, SİYASAL, SOSYOLOJİK AÇILARDAN LAİKLİK

Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal bağımsızlıkla beraber en önemli kazanımlarının başında gelen laiklik ilkesi, bu kitapta tarihsel, hukuksal, siyasal, kültürel, sosyolojik ve felsefi açılardan ele alınmakta ve laiklik ilkesiyle eşitlik, yurttaşlık, insan hakları, demokrasi, sosyal devlet ve hukuk devleti ilkeleri arasındaki bağlantılar ortaya konulmaktadır.

ÇYDD Başkanı Ayşe Yüksel’in Önsöz’ü, Nergis Mütevellioğlu’nun Sunuş’u ve ÇYDD’nin önceki başkanlarından Aysel Çelikel’in “Cumhuriyet ve Laiklik” yazılarıyla başlayan kitabın birinci bölümünde; Korkut Boratav’ın “Aydınlanma, Laiklik ve Bilim”, Taner Timur’un “Aydınlanma ve Laiklik”, Emre Kongar’ın “Prof. Bahri Savcı’dan Laiklik Dersi ve Laikliğin Püf Noktası”, Özer Ozankaya’nın “Nutuk’ta Laiklik: Türk Devriminin Bağ Dokusu”; Murat Katoğlu’nun “Cumhuriyet Kurucularının Kültür Politikasında Sanatın Yeri” başlıklı yazıları yer alıyor.

İkinci bölümünde; Harun Tepe’nin “On Soruda Laiklik ve İnsan Hakları”, Birsen Gökçe’nin “Cumhuriyet Kazanımları ve Laiklik”, İbrahim Kaboğlu’nun “Laiklik: Vicdan, İnanç ve Din Özgürlüğü Güvencesi Olarak”, Gamze Yücesan-Özdemir’in “Laiklik ve Kadın Hakları: Ne Geçmiş Tükendi Ne Yarınlar”, Nergis Mütevellioğlu’nun “Emekçiler Yoksulluk ve Sosyal Yardımlar” başlıklı yazıları bulunuyor.

Üçüncü bölümde ise Ahmet Yıldız’ın “Laik Eğitimi Savunmak”, Nurettin Abacıoğlu’nun “Laiklik ve Sağlık Hizmetleri”, Zülâl Kalkandelen’in “Cumhuriyet Devriminin Laiklik İlkesine Yönetilen İkinci Cumhuriyetçi Tezlerin Eleştirisi” başlıklı yazıları yer alıyor.

LAIKLIK, DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GÜVENCESİ

Aysel Çelikel laikliği “aklın özgürlüğü” olarak tanımlayarak, aklın özgür olması için çağdaş eğitimin, hukuk düzeninin, sosyal ve kültürel hayatın ve ekonominin din kurallarına göre belirlememesini gerektiğini söylemektedir.

Taner Timur “laikliği mutlak bir düşünce özgürlüğü” olarak tanımlamaktadır. Kaboğlu yurttaşlık, eşitlik ve laikliği cumhuriyetin üç temel bileşeni olarak görürken, laikliği “din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi” olarak nitelemektedir.

Harun Tepe’nin* yazısında vurgulandığı üzere Kuçuradi, felsefi bakışla laikliği devlet yönetiminin dinsel inançlara göre kurulmaması olarak belirlemekte, laikliğin “bir devlette hukuksal ilişkilerin düzenlenmesiyle ilgili negatif bir ilke” olduğunu söylemektedir.

Emre Kongar diğer birçok laiklik belirlemesinde olduğu gibi, laikliği yararları ya da sağladıkları açısından ele almakta ve laikliği, bütün dinleri, mezhepleri, her türlü inanç ve inançsızlığı koruyan bir devlet ilkesi olarak tanımlamaktadır.

Laikliğin sadece din ve devlet işlerinin ayrılması olmadığını, laik devletin, genellikle farkında olunmayan, iki önemli görevinin daha olduğunu bize hatırlatmaktadır:

“Çoğunlukta olan inanç sahiplerinin bu inançta olmayanlara baskısını engellemek” ve “hangi inançta olursa olsunlar inanç sahibi insanlara din adına, şıhlar, şeyhler, hocalar tarafından baskı yapılmasını engellemek”.

Laiklik, sanıldığı gibi yalnız inanmayanların değil, farklı dinlere veya aynı dinin farklı alt gruplarına/mezheplerine mensup olanların inançlarını özgürce yaşayabilmelerinin de en büyük güvencesidir.

Zira bir ülkede tüm yurttaşlar tek bir dine mensup olsa bile mutlaka farklı alt inanç kümeleri bulunmaktadır. Bu nedenle, ancak laik bir devlet tüm yurttaşlarına eşit mesafede durabilmekte ve tüm yurttaşlarının haklarını eşitçe koruyabilmektedir.

Kitap, İmge Kitabevi’nin Ankara ve İstanbul şubelerinden (Ankara Tel: 0312 419 46 10- 0312 419 46 11, İstanbul: 0216 348 60 58) temin edilebilmektedir.

* Prof. Dr. Harun Tepe, Hacettepe Üniversitesi İnsan Hakları ve Felsefesi Merkezi Müdürü ve Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesidir.