Ezilenlerin ve devrimcilerin hikâyeleri!

Ulaş Karakaya, Yarına Kalan’da (Kırmızı Çatı Yayınevi), babası ODTÜ’lü “Karadenizli Necdet”ten dinlediği hikâyeleri, kendi öyküleriyle harmanlayıp, geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Doğu Karadeniz’in sisli dağlarının ardına gizlenmiş, 1960 ile sonrasında ezilenlerin ve devrimcilerin 44 hüzünlü hikâyeye yer veriyor.

24 Eylül 2021 Cuma, 10:05
Abone Ol google-news

Yaşanası bir dünya hayali kuranlar bu dünyadan birer birer çekip gitseler de, oğulları ve kızları onların hikâyelerinin izlerini sürerek yeni hikâyelere doğru yol alıyor.

1960’dan itibaren yıllar, güçlü ile güçsüz, haklı ile haksız arasında devamlı adalet arayışında geçti. 27 Mayıs Anayasası’nın getirmiş olduğu özgürlük ortamında toplumsal muhalefet alabildiğince yükseldi.

ODTÜ ve PANENKA!

Ulaş Karakaya da Yarına Kalan (Kırmızı Çatı Yayınevi) isimli kitabında paylaştığı 44 hüzünlü hikâyesinden biri, öğrenci hareketlerinin bütün hızıyla sürdüğü bir dönemde, 1976 Avrupa Şampiyonası’nda Batı Almanya-Çekoslavakya maçı sırasında yaşananlara ilişkin.

Maçta Antonin Panenka’nın son penaltı atışında nefesler tutulmuştu. ODTÜ’lü sosyalist gençler Panenka’dan daha heyecanlıydılar. Derin bir sessizliğin ardından gelen zafer sadece kazanan Sosyalist Çekoslovakya’nın değil aynı zamanda direnen gençliğin de zaferiydi.

KARAYAZILAR...

Karakaya’nın hikâyelerinden biri de, Gireson’un dağ köylerinde yaşayan Selim’in nasıl Şeytan Selim’e dönüştüğünü anlattığı “Karayazı”.

Giroson’da, “Ata eyersiz binerler, ekmeksiz kalırlar, tabancasız kalmazlar” diye tasvir edilen köylülerden biridir Selim.

Habil ile Kabil’in hikâyesinin benzeri Selim ile Şahin kardeşlerin hikâyesinde yinelenir:

“Kardeş katiliysen! kardeşini vuran adamdan herkes korkar. Çünkü kardeşini vuran adam artık herkesi öldürebilir.”

Taa ki.. Bir kel simit için mutlulukla babasına sarılan çocuğu görene kadar. Kardeş katili Şeytan Selim de artık öldüremeyecektir. Burada önde gelen hukukçulardan Faruk Erem’in şu sözünü anımsamak gerek: “Suçluyu kazırsanız altından insan çıkar”.

Gogora Hapishanesi-Kilise

AYŞE GÜZİDE

Romanları filmlere konu olmuş, ilk romanını 15 yaşında yazmış, başyazarı ve yazarları genel olarak kadınlardan oluşan bir dergi çıkartmış olan, 1883 doğumlu Ayşe Güzide’nin yaşamının konu edildiği hikâye de kitabın dikkat çeken hikâyelerinden.

Karakaya, Ayşe Güzide’nin eşi Beyoğlu Noteri Sabri Bey’i yitirdikten sonra 2. Dünya Savaşı’nın en zor günlerinde oğlu Haldun’la birlikte, 1945’teki ölümüne kadar yaşayacağı Gireson’daki yaşamını paylaşıyor okuyucuyla.

Ulaş Karakaya’nın “Göç” isimli hikâyesinde ise yoksulluğun ve yalnızlığın meskeni olan dağlardan göç ettirilmiş Panayot’un haykırışı yankılanıyor: “Ben Konstantin oğlu Panayot, hepiniz işitin! Benim babam Çanakkale’de İngiliz ile dövüşürken öldü!”.

GOGORA HAPİSHANESİ

Yıllar sonra Gogora Müzesi ismini alacak kiliseden bozma Gogora Hapishanesi’ne ilişkin hikâyesinde ise Karakaya; küçücük yaşta hapishaneye düşen Alişan’ı, tahliye olduktan kısa bir süre sonra vurulup öldürülen Talat Hoca ve diğer mahpuslar ile idamlıkların yaşadıklarını anlatıyor.

Okuyucuya siyasi ve sosyal yaşatılan trajedilere “Bir tek direncimizi çalamadınız” diye seslenen “Nerelisin?” kitabın son hikâyesi.

İnsanlık tarihi kadar eskidir ezilenlerin tarihi de... Acıları, hüzünleri, düş kırgınlıkları gibi hayalleri, umutları da ayrıdır. Onların yaşama karşı duruşları zamanla bizlere yol gösteren hikâyelere dönüşüyor ve bu hikâyeler de geçmiş ile gelecek arasında köprü kurarak yarınlara kalıyor. Tıpkı Ulaş Karakaya’nın Yarına Kalan isimli kitabı gibi.