27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra Başbakan Adnan Menderes ile bakanları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi.
Sonrası pişmanlık ve trajedi.
12 Mart 1971 askeri muhtırasından sonra Meclis’te “üç bizden üç sizden” bağırışları arasında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam edildi.
Sonrası rezalet ve trajedi.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra biri daha 17 yaşında olan 50 insan idam edildi.
Sonrası utanç ve trajedi.
Bu ülke, İstiklal Mahkemeleri’nden askeri mahkemelere uzanan ve siyasi otoriterler tarafından politik bir ıslah ve gözdağı aracı gibi kullanılan idam hukukun 1984 yılında artık uygulamayarak, 2004 yılında da yasalarından tamamen çıkararak kaldırdı.
Bu ülkede 1984 yılından sonra doğanlar...
İdam cezasının artık uygulanmadığı bir ülkede büyüdüler.
Ondan önceki Cumhuriyet tarihi boyunca idam edilerek öldürülen 15’i kadın 712 insanın hikâyesinin ne olduğunu tam olarak bilmeden.
Ama idamın;
İnsan hakları ya da vicdan ya da ahlak açısından büyük sorunlar içerdiğini bilerek.
Suçu engelleme konusunda hiçbir değer taşımadığını bilerek.
Ve en önemlisi “öç” gibi arkaik bir öfkeyi rasyonelleştirerek sadece canı yanmış, acılı insanlara değil, hırslı ve niyeti karanlık iktidarlara da tehlikeli bir ehliyet verdiğini öğrenerek.
Şimdi...
Birileri her fırsatta bu somut bilgilerin üzerini kırmızı kalemle çizmeye kalkıyor.
Avrupa medeniyetine ve hukukuna burun kıvırmayı meziyet sayıp, Amerikan hukukundan örnekler vererek idamı cazip göstermeye kalkışıyor.
Bir çocuğa tecavüz ediliyor, birileri hemen “idam” çığlıkları atmaya başlıyor.
Bir darbe hengâmesi oluyor, birileri hemen “idam” diyerek uluyor.
Bir kadın cinayeti işleniyor, birileri hemen “idam” çığırtkanlığına soyunuyor.
Birileri... Her fırsatta toplumu “idamın faydalarına” ısrarla ikna etmeye çalışıyor.
Oysa idamla terbiye edilen toplumlarda suç oranı düşmez, sadece medeniyet oranı düşer.
Kısasa kısas mantığıyla şekillenen bir hukuk insanı ıslah etmez, aksine daha vahşi kılar.
İdamın faydalarından yararlananlar sadece siyasetçilerdir.
Bir yandan intikam duygusunu parlatıp onaylar ve toplumun hassasiyetlerini suiistimal ederler.
Diğer yandan da egemen oldukları politik arenada muhaliflerine karşı çok güçlü bir hukuki kozu ellerinde tutarlar.
Bülent Tanör, “Türkiye’de İnsan Hakları Sorunu” adlı kitabında bu ülkede sivil yılların infaz ortalamasının yaklaşık olarak 2, askeri yılların ortalamasının ise 13.5 olduğunu yazar.
Bu bile hukuku ve iktidarı böylesine sorunlu bir ülkede, idamın yeniden ağıza alınmasına karşı çıkılması için yeterli bir gerekçedir.
Her türlü siyasi çalkalanmada aklını yitiren...
Ve uyguladığı idam cezalarıyla tarihini pişmanlıklarla dolu bir trajedi geçidine çeviren bir ülke;
Bundan yıllar yıllar önce hasbelkader aklını başına toplayarak idam cezasını kaldırmaya ikna olmuşken...
Aradan onca zaman geçtikten sonra birilerinin her fırsatta idam cezası çığırtkanlığı yaptığı bir yere dönüşmüşse...
Aklını yitiriyor demektir.
Hem de, neyin suç olup olmadığının muktedirler tarafından kendinden menkul bir takım ölçülerle belirlendiği şu hukuksuz günlerde...
Hem de paşa gönlü idamdan yana bir Cumhurbaşkanı ile baş başa...
Mine Söğüt
Son Köşe Yazıları
İdamın faydaları
Yazarın Son Yazıları
Yanık saraylar
Yanık saraylar
Devamını Oku
04.08.2021
Patron çıldırdı
Patron çıldırdı
Devamını Oku
30.07.2021
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
‘O kadar istiyorsan eve bir mülteci al besle’
Devamını Oku
28.07.2021
Vatandaşın evi
Vatandaşın evi
Devamını Oku
23.07.2021
Mültecinin evi
Mültecinin evi
Devamını Oku
21.07.2021
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Atinalı Sokrates’ten Boğaziçili direnişçilere
Devamını Oku
16.07.2021