Dilovası davasında üçüncü gün... Müştekilerden çarpıcı ifadeler: 'Zabıtalar gelir, hediyelerini alıp giderdi'

Dilovası davasında üçüncü gün... Müştekilerden çarpıcı ifadeler: 'Zabıtalar gelir, hediyelerini alıp giderdi'

26.03.2026 12:00:00
Güncellenme:
Ufuk Sepetci
Takip Et:
Dilovası davasında üçüncü gün... Müştekilerden çarpıcı ifadeler: 'Zabıtalar gelir, hediyelerini alıp giderdi'

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk 7 işçinin can verdiği Ravive Kozmetik yangınına ilişkin davanın üçüncü duruşmasında sanık Onay Yörüklü’nün kan donduran ifadeleri damga vurdu. Eski Türk Kızılay İstanbul Şube Başkanı Ali Osman Akat ile cezaevinde tanıştığını belirten Yörüklü, olay sonrası firari sanıkları "yeğenim" diyerek kendisine emanet ettiğini ve kaçmalarına aracılık etmesini istediğini iddia ederek, "Bilsem asla gitmezdim" savunmasını yaptı.

Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik yangınına ilişkin davanın üçüncü gün duruşması saat 10.30 sıralarında başladı. Duruşmada sanık Onay Yörüklü’nün savunması alındı.

“AKAT İLE CEZAEVİNDE TANIŞTIM”

Savunmasında inşaat işleriyle uğraştığını belirten Yörüklü, Ali Osman Akat ile cezaevinde tanıştığını söyledi. Tahliye olduktan sonra Bodrum’da yaşadığını ifade eden Yörüklü, Akat’ın kendisini arayarak çalışmak için davet ettiğini ve bu nedenle Çerkezköy’e geldiğini anlattı.

Zaman zaman Akat’a ait fabrikada günlük işlerde çalıştığını belirten Yörüklü, olay günü ise TOKİ şantiyesinde bulunduğunu söyledi.

“YEĞENLERİNİ AĞIRLAMAMI İSTEDİ”

Yörüklü, olay günü Akat’ın kendisini arayarak “Yeğenlerim var, ağırlayabilir misin?” dediğini ve ardından haberleri gördün mü dediğini aktardı. Ardından haberleri kontrol ettiğini ancak ilk etapta herhangi bir bilgiye ulaşamadığını ifade etti.

Daha sonra ilerleyen saatlerde Akat’ın gönderdiği bağlantı üzerinden olaydan haberdar olduğunu belirten Yörüklü, fabrikanın outlet kısmına giderek burada bekleyen kişilerle karşılaştığını söyledi.

“Arabada bekleyen iki yeğen ve ‘Apo’ denilen kişiyle karşılaştım” diyen Yörüklü, bu kişileri alarak Marmara Ereğlisi’ne götürdüğünü ifade etti.

“AKAT ‘ORADA BEKLE’ DEDİ”

Yörüklü, olayın ardından Ali Osman Akat’ın kendisine “Ben emniyetle irtibat halindeyim, orada bekle, bir yere kaçmasınlar” dediğini öne sürdü.

Bu talebi kabul etmediğini belirten Yörüklü, “Kimsenin bekçisi olmayacağımı söyledim” dedi.

“POLİSİ KENDİM ARADIM”

İstanbul Emniyeti ile iletişime geçtiğini ve konum paylaşmaya çalıştığını anlatan Yörüklü, daha sonra Kocaeli Emniyeti ile birlikte sanıkların bulunduğu adrese giderek iki kardeşi polise teslim ettiğini ifade etti.

Yörüklü, “Kendi irademle polisi arayarak ihbarda bulundum” dedi.

“BİLSEM ASLA GİTMEZDİM”

Olayın detaylarını sonradan öğrendiğini vurgulayan Yörüklü, “İnternetten araştırdım. Bilsem asla gitmezdim” ifadelerini kullandı.

Akat’ın kendisine, “Bu çocukların babasının fabrikası, bunların suçu yok” dediğini de aktaran Yörüklü, can güvenliği gerekçesiyle hareket ettiğini savundu.

Yörüklü, yaşananlar nedeniyle ailesiyle ilişkisinin bozulduğunu belirterek, ailesinin kendisiyle görüşmediğini ve mağdur ailelerin anmalarına katıldığını söyledi.

Duruşmada sanık savunmalarının alınmasına devam ediliyor.

SANIK ÖMER AKTAN: “SUÇLU ONAY İSE ONU KAYIRMIŞ OLABİLİRİM”

Dilovası’ndaki işçi katliamı davasında savunma yapan sanık Ömer Aktan, Onay Yörüklü ile uzun yıllara dayanan bir tanışıklıkları olduğunu belirtti. Aktan, “Onay Yörüklü ile aile olarak tanışırız, yıllarca cezaevinde beraber kaldık” dedi.

KİRALIK EV ARAYIŞI VE PARA TRAFİĞİ

Olay günü saat 15.30 sıralarında Yörüklü’nün kendisini aradığını söyleyen Aktan, “Bana, ‘Senin evin oralarda kiralık ev vardı, o duruyor mu?’ diye sordu” ifadelerini kullandı. Ev sahibiyle görüştüğünü ancak kısa süreli kiralama talebinin kabul edilmediğini belirten Aktan, bunun üzerine başka bir ev için devreye girdiğini anlattı.

Aktan, “Fikret’in evi için 20 bin TL istediler. Onay fiyatı yüksek bulunca yeniden konuştum ve 15 bin TL’ye anlaşıldı” dedi. Ödeme sürecine ilişkin ise “İsmail Oransal 5 bin TL verdi, Onay da bu parayı ev sahibine iletti. Kalan 10 bin TL’nin ertesi gün verileceği söylendi” diye konuştu.

“ONLARA ULAŞAMAYINCA BENİ ARADI”

Akşam saatlerinde Yörüklü’nün kendisini yeniden aradığını belirten Aktan, “İsmail ve Altay’a ulaşamadığını söyleyerek eve gitmemi istedi. Ben de gittim” dedi. Evde kısa süre bulunduğunu ifade eden Aktan, “İsmail Oransal telefonda kısa bir görüşme yaptı, ardından benim telefonumla bir numarayı defalarca aradı ancak açan olmadı” ifadelerini kullandı.

“BUNLARDAN UZAKLAŞ” DEDİM

Daha sonra evine döndüğünü ve televizyonda altyazıdan patlama haberini gördüğünü belirten Aktan, “Haberleri izledikten sonra Onay’ı aradım. ‘Bunları buradan çıkar, senin ne işin var bu adamlarla’ dedim” diye konuştu.

Tekirdağ’daki evine daha sonra bazı kişilerin geldiğini söyleyen Aktan, “Evde inceleme yapıldı, kimliğimi alıp çıktım. Savcılık ifademin alınması gerektiğini söyledi” dedi.

“DARP EDİLENİ GÖRDÜM”

Gözaltı sürecine ilişkin iddialara da değinen Aktan, bazı sanıkların kötü muamele gördüğünü öne sürdüğünü hatırlatarak, “Ben böyle bir şey yaşamadım. Ancak iki kardeşten birinin darp edildiğini gördüm” ifadelerini kullandı.

“SUÇLU ONAY İSE ONU KAYIRMIŞ OLABİLİRİM”

Yörüklü’ye uyarıda bulunduğunu belirten Aktan, “Ona ‘Böyle bir olayın içinde bulunmak sana yakışmaz, dayılarını ara ya da uzaklaş’ dedim” dedi.

Hakkındaki suçlamaya ilişkin konuşan Aktan, “Suçluyu kayırma suçu bana yükleniyor. Suçlu Onay ise onu kayırmış olabilirim, ancak diğerlerini tanımam” ifadelerini kullandı.

Davada sanık savunmalarının tamamlanmasının ardından müşteki ifadelerine geçildi. Duruşmada konuşan işçiler, fabrikadaki çalışma koşullarını ve denetimsizlik iddialarını anlattı.

Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davada, şirket yetkililerinin de aralarında bulunduğu 8’i tutuklu, 2’si firari toplam 16 sanığın savunmaları tamamlandı.

“YANDIM AMA SESLERİ DUYUYORDUM”

Yangından yaralı kurtulan müşteki Gülhan Bendi, olaydan yaklaşık bir hafta önce elektrik tesisatında sorunlar yaşandığını belirtti. Bendi, “Olaydan bir hafta önce elektrik sık sık kesiliyordu, şalter atıyordu. Tuncay Yıldız fişi taktıktan sonra patlama oldu. Ben çıktım ama diğerleri çıkamadı” dedi.

Yaşadıklarını anlatan Bendi, “Yandım ama sesleri duyuyordum. Çıktığımda ben de yanıyordum. Saniyeler içinde fabrika tutuştu, herkes çığlık çığlıyaydı” ifadelerini kullandı.

“HAFTA SONU ÇALIŞMAMIZ İSTENDİ”

Fabrikadaki üretim sürecine ilişkin bilgi veren Bendi, yangın günü yoğun üretim yapıldığını söyledi. “Kurtuluş Oransal bize ‘Hafta sonu gelin, yetişmesi gereken ürünler var’ dedi” diyen Bendi, birçok marka için üretim yapıldığını aktardı.

Sanıkların bazı beyanlarının gerçeği yansıtmadığını belirten Bendi, “Biz Sheliq paketlemesine gidiyorduk. Ataşehir’deki ofiste bizi tanımadıkları iddiası yalan” dedi.

“SGK İÇİN YALAN SÖYLEMEMİ İSTEDİLER”

Sigortasız çalıştırıldıklarını öne süren Bendi, gözaltı sürecinde kendisine baskı yapıldığını iddia etti. Bendi, “Kurtuluş Oransal bana ‘İşçilerin SGK’lı olduğunu söyle’ diyerek para teklif etti” dedi.

“YANGIN MERDİVENİ ‘ÇOK PAHALI’ DİYE YAPTIRILMADI”

Fabrikadaki eksikliklere de dikkat çeken Bendi, yangın merdiveni yapılması için talep edilen ücretin yüksek bulunarak reddedildiğini söyledi. Bendi, “300 bin TL istediler, ‘çok para’ dedi. Sonra 500 bin TL istendi, yine yaptırılmadı” diye konuştu.

“ZABITALAR HEDİYE ALIP GİDERDİ”

Fabrikada hiçbir resmi denetim yapılmadığını öne süren Bendi, “Hiçbir kurum gelmedi. Sadece zabıta gelirdi, çaylarını içer, parfüm alıp giderlerdi” dedi.

Kurtuluş Oransal’ın fabrikanın tehlikeli olduğunu bildiğini de savunan Bendi, “Kartepe’ye taşınmak istiyordu, o da farkındaydı” ifadelerini kullandı.

“DENETİM OLDUĞUNDA BİZİ DIŞARI ÇIKARDILAR”

Bendi’nin ardından söz alan müşteki Keriman Miskin de iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin bulunmadığını belirtti. Miskin, “Hiçbir şekilde iş güvenliği yoktu. Eğitim almadık” dedi.

Zabıta denetimlerine ilişkin konuşan Miskin, “Gelirlerdi, çay kahve içer, hediyelerini alıp giderlerdi. Daha önce iş güvenliği konusunda tartıştık, bu nedenle bir süre işten ayrıldım” ifadelerini kullandı.

Miskin, yalnızca bir kez SGK denetimi yapıldığını belirterek, “O gün de bizi dışarı çıkardılar” dedi.

“HİÇBİR KORUYUCU EKİPMAN YOKTU”

Diğer bir müşteki Ayten Aras ise fabrikada hiçbir koruyucu ekipman bulunmadığını söyledi. Aras, “Kurtuluş Oransal sürekli ‘çalışın’ derdi. Hijyen yoktu, o ortamda yemek yiyorduk, namaz kılmaya çalışıyorduk” diye konuştu.

DİLOVASI DAVASINDA TANIKLAR VE AİLELER KONUŞTU

Davada, müşteki ifadelerinin ardından tanıkların dinlenmesine geçildi. Tanık beyanları ve mağdur ailelerin ifadeleri, işyerindeki ağır ihmaller ve denetimsizlik iddialarını bir kez daha gündeme taşıdı.

“GÜVENLİK EĞİTİMİ YOKTU, ZABITALAR HEDİYE ALIP GİDERDİ”

Tanık Keriman Miskin, Ravive’nin ilk üretim yerinde “mutfakçı” olarak çalıştığını ancak her işin kendilerine yaptırıldığını söyledi. Miskin, “Orada emir ve talimatı Kurtuluş Oransal veriyordu. İsmail ve Altay Oransal da gelip gidiyordu” dedi.

Fabrikada birçok markaya üretim yapıldığını belirten Miskin, “Son dönemde Shauran ve Sheliq ürünlerini de yapıyorduk. Ataşehir’deki ofise de gittim, orada paketleme yapıyorduk” ifadelerini kullandı.

İş güvenliği önlemlerinin bulunmadığını vurgulayan Miskin, “Hiçbir eğitim almadık, koruyucu ekipman verilmedi. Zabıtalar gelirdi, Kurtuluş Oransal’la konuşur, hediyelerini alıp giderlerdi” diye konuştu.

“YANGIN TÜPÜ YOKTU, CEZAEVİ GİBİYDİ”

Tanık Ayten Aras ise patlama anını anlattı. Aras, “Sabah 08.00’de işe başladık. Saat 08.50’de patlama oldu. Tuncay ‘yanıyoruz’ diye bağırdı. Üzerimin yandığını gördüm, kendimi söndürdüm” dedi.

Çalışma koşullarına ilişkin konuşan Aras, “Yangın tüpü yoktu. Havalandırma yoktu. Pisliğin içinde yemek yiyorduk. Cezaevi gibiydi” ifadelerini kullandı.

Hakimin, iş güvenliği önlemlerine ilişkin sorusuna Aras, “Bize sürekli ‘çalışın, benden bir şey istemeyin’ diyordu” yanıtını verdi.

AİLELERDEN TEPKİ: “ÇOCUKLARIMIZI KÖMÜR OLARAK ALDIK”

Tanık ifadelerinin ardından söz alan mağdur aileler ise yaşadıkları acıyı ve tepkilerini dile getirdi.

Yangında hayatını kaybeden Nisanur Taşdemir’in annesi Altun Taşdemir, “Kızım çalışmak için gitti, kömür oldu. Cesedini ben çıkardım. Sigortası yoktu, kötü davranıyorlardı” dedi.

Baba Vedat Taşdemir ise, “Ben hastanedeydim, kızımı toprak olarak aldım. ‘Adalet mülkün temelidir’ yazıyor, ben o adaleti istiyorum” ifadelerini kullandı.

Tuğba Taşdemir’in annesi Saliha Taşdemir, “Çocuğumun kemiklerini topladık. Sigortası yoktu, yangın çıkışı yoktu. En ağır cezayı istiyorum” dedi. Baba Şahin Taşdemir de “Çocuklarımızın kemiklerini topladık. Hiçbir önlem yoktu” diye konuştu.

Cansu Esetoğlu’nun annesi Filiz Esetoğlu ise “Biz çocuklarımızın iskeletine sarıldık. Mesaiye zorlanıyorlardı, sigortaları yapılmıyordu” ifadelerini kullandı.

“YOKSUL OLDUKLARI İÇİN KÖLE GİBİ ÇALIŞTIRILDILAR”

Cansu Esetoğlu’nun yakını İbrahim Esetoğlu, sanıklara tepki göstererek, “Çocuklarımızı kömür yaptınız. Yoksul oldukları için köle gibi çalıştırdınız” dedi.

Yangında yaşamını yitiren Şengül Yılmaz’ın yakını Aytekin Giken de, “Biz mezarlığa gittik, siz bayram yaptınız. Eşim için sigorta sözü verildi ama tutulmadı” diye konuştu. Giken’in duruşmanın cezaevi kampüsünde görülmesine tepki göstermesi üzerine mahkeme başkanı, “Burada olmaktan ben de memnun değilim” dedi.

“ÜRETİM DİLOVASI’NDA, DENETİM BAŞKA YERDEYDİ”

Tanık Alihan Yıldız ise babasının daha önce Kurtuluş Oransal ile çalıştığını belirterek, üretimin Dilovası’nda yapıldığını, denetimlerin ise başka bir fabrikada gösterildiğini iddia etti.

Yıldız, “Babam içeride sigara içildiğini söylediğinde çok şaşırdım. Kimyasal dolu bir yerde bu nasıl olur diye sormuştum” dedi. İsmail Oransal ve Altay Ali Oransal’ın dayıları olan Ali Osman Akat’ın aileye her türlü maddi ve manevi desteği olduğunu öne süren Yıldız, “Kurumsal firmalardan denetimi Çorlu’da bulunan Ali Osman Akat’ın fabrikasında geçerlerdi üretimi Dilovası’nda bulunan fabrikada yaparlardı. Bunların hepsi babamdan duyduğum sözlerdi” ifadelerini kullandı. 

“PATLAMA ANI VE ŞİKAYETLERİ ANLATTI”

Duruşmada dinlenen tanık Cemil Düzgüner, patlama anına ve öncesindeki şikâyet sürecine ilişkin dikkat çeken beyanlarda bulundu. Olay yerine yaklaşık 6-7 metre mesafede ikamet ettiğini belirten Düzgüner, patlama anını şöyle anlattı:

Evde kahvaltı hazırladığı sırada büyük bir gürültü duyduğunu söyleyen Düzgüner, “İlk anda kamyon elektrik direğine çarptı sandım. O sırada oğlum ‘baba koş’ dedi. Dışarı çıktığımda yanan insanları gördüm” dedi. Bahçesindeki musluktan su alarak yaralılara müdahale etmeye çalıştığını belirten Düzgüner, “Tuncay Bey’e su tuttuk, ardından kendini bahçeye attı” ifadelerini kullandı.

İtfaiyenin olay yerine ulaşabilmesi için çevredeki araçların çekilmesine yardımcı olduğunu anlatan Düzgüner, yangının büyüklüğü nedeniyle içeri girmek isteyen bazı kişileri de engellediğini söyledi.

Düzgüner, söz konusu bina hakkında yıllardır şikâyette bulunduğunu belirterek, “1990’dan beri orada yaşıyorum. Defalarca şikâyet ettim. İlk başvurularımda ‘adres bulunamadı’ yanıtı verildi. Daha sonra binanın kaçak olduğu ve hakkında yıkım kararı bulunduğu bildirildi” dedi.

Bir cenazede dönemin belediye başkanıyla da konuyu görüştüğünü aktaran Düzgüner, “Kendisine durumu anlattım, para cezası kesildiğini söyledi. Ben de ‘yıkım kararı varsa neden uygulanmıyor’ diye sordum” diye konuştu.

“ZABITALAR ÇATI YAPIMI İÇİN SOKAĞI TUTTU”

Yıkım kararı bulunan binada tadilat yapılmasına tepki gösterdiğini dile getiren Düzgüner, “Çatı yapılırken zabıtalar sokağın başını tuttu. Yıkım kararı olan bir binada bu nasıl yapılabiliyor diye itiraz ettim” ifadelerini kullandı.

“İTFAİYE GELİP GİTTİ”

Binanın parfüm deposu olarak kullanıldığı dönemde itfaiye ekiplerinin de geldiğini gördüğünü belirten Düzgüner, “Büyükşehir itfaiyesine ait sivil bir araçla geldiklerine ve inceleme yaptıklarına şahit oldum” dedi.

KOKU ŞİKAYETLERİNE RAĞMEN ADIM ATILMADI

2024 yılının ağustos ayında bölgede yoğun koku oluştuğunu belirten Düzgüner, hem belediyeye hem de ilgili birimlere başvurduğunu söyledi. Düzgüner, “Buranın parfüm deposu ve üretim yeri olduğunu bildirdim ancak patlamaya kadar herhangi bir somut adım atılmadı” dedi.

Duruşma, diğer tanık beyanları ile sürüyor.

BASINA YÖNELİK KISITLAMALAR ÜÇ GÜNDÜR DEVAM EDİYOR

Duruşmanın görüldüğü cezaevi kampüsünde basın mensuplarına yönelik kısıtlamalar üçüncü günde de sürüyor. Gazetecilerin duruşma salonuna telefon ve bilgisayar ile girmesine izin verilmedi.

İlgili Konular: #Dilovası

İlgili Haberler