Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

01 Mayıs 2017 Pazartesi

Geçen haftaki yazımda ‘Kültür’ ile ‘Kültürden geri kalan’ arasındaki ilişkiye değinirken, şöyle bir saptamada bulunmuştum: “Tarih bağlamında nasıl geçmişte kalan her şey kendiliğinden tarihe dönüşmez ise, başka deyişle, nasıl ancak kendisiyle irade düzleminde ve nedensonuç ilişkileri temelinde hesaplaşılmış bir geçmiş ‘tarih’ olabilirse, kültür olgusu da bugünden geriye tüm yaşananlar ve olup bitenler arasından iyisi ve kötüsü, olumlusu ve olumsuzu ile insanın ve toplumun kültüründen saymamız gerekenler ile ortaya çıkar…
Demek ki kültür ile her hesaplaşmamızda dün-bugün eksenini, başka deyişle bugünkü kültürde dünden kalanı da doğru araştırma eylemimizi yerine oturtmadan bugünün kültürünü doğru kavradığımızı ileri sürmek pek bir anlam ifade etmiyor. Başka deyişle kültürde dünden kalan’ı sağlam bilgi temelinde kavramak, bugünün kültürü üzerine doğru saptamalar yapabilmenin olmazsa olmaz koşuluna dönüşüyor!

Dün’e doğru belgelerin rehberliğinde dönmek…
Geçen haftaki yazımda kültürde dünbugün ilişkisinin önemini ve bu ilişkiyi doğru kurabilmenin yolunu, yakınlarda yenden izlediğim ve ABD yapımı “Hazine Avcıları” adlı filmden yola çıkarak açıklamaya çalışmıştım. Normandiya Çıkartması’ndan hemen sonra, Nazilerin işgali altında kalmış bölgelerdeki sanat hazinelerini yağmadan ve yakılmaktan kurtarmak için oluşturulmuş ve bütün üyeleri aynı zamanda sanat eğitiminden de geçmiş küçük bir askeri birliğin öyküsünü konu alan filmde, böyle bir görevin üstesinden gelmek için gerekirse insan hayatını feda etmenin insanca olup olmadığı temel soru niteliğiyle öne çıkartılmıştı. Bu soruya film aracılığı ile verilen karşılık ve gerekçe, şöyleydi: Savaşlarda bir kuşak, iki kuşak insan yitirilebilir. Onların yerine yenileri yetişir. Ama bir zamanların sanat eserleri yitirilirse, bunların yerine yenilerini koyabilmek olanaksızdır. Çünkü kıyıma uğrayan/uğratılan bir zamanların kültürünün yerine onun yenisini koyabilmek söz konusu değildir!

Kültürün ve yeni bir hayatın geleceği…
Bu yanıt ve bu gerekçe, bana geçen yüzyılın ikinci yarısında, uygar dünyanın yaratıcısı diye bilinen Avrupa kültürünün ortalık yerinde yaşanan Bosna-Hersek Cehennemi üzerine Alman DER SPIEGEL dergisi tarafından hazırlatılan bir belgeseli anımsattı. Belgeselin en etkileyici sahnelerinden biri Saray Bosna Kitaplığı’nın gece vakti yanıp kül oluşuna aitti. Vakit gece olduğundan, binlerce kitabın kıpkırmızı küllerinin göğe yükselişi de çok rahat görülebiliyordu. Bu manzara karşısında kitaplığın müdiresine dergi muhabirinin Bosna- Hersek’in geleceği ile ilgili olarak sorduğu soruya müdire, şu yanıtı vermişti: “Şu gördüğünüz alevler, kültürümüzün yüzde doksan beşini kül etti. Geri kalan yüzde beş ile yeni bir gelecek kurabileceğimizden emin değilim!”
Bu yanıt, ‘kültür’ ile ‘kalan’ kavramları arasındaki ilişkiyi açıklamaya bilmem yeterli mi?  


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017