Özet tablo şu: Ankara’da bir suç örgütü var. O örgüte operasyon yapan polis müdürleri var. Kendilerine operasyon yapan polis müdürlerinin aslında “hükümete darbe” yapacağı iddiasını ileri süren bir suç örgütü üyesi var. O iddiayı ciddiye alıp o polis müdürlerinin tutuklanmasını isteyen hükümet ortağı var. O isteği emir gibi addedip o polis müdürlerini cezaevine gönderen savcı var.
Sonra o suç örgütünün “darbe” söyleminin bir kumpas olduğu ortaya çıktı. O kumpasta amacın polis müdürlerini içeri atıp kendilerini dışarı çıkarmak olduğu ortaya çıktı. O amaç için hükümet ortağını bile kullandıkları ortaya çıktı. O hükümet ortağını kullanırken en yakınındaki yardımcısıyla temas halinde oldukları ortaya çıktı. O teması organize edenlerden birinin de o polis müdürlerine operasyon yapan savcı olduğu ortaya çıktı.
Yazdıklarımda eksik var, fazla yok. İddianamelerin, ek klasörlerin, bilirkişi raporlarının arasından büyük bir kanalizasyonu görüyorum. İçinde mafyasından polisine, savcısından hâkimine, siyasetçisinden gazetecisine ne ararsan var.
Daha mı net yazmalıyım? Peki: MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter partideki görevini bırakmak zorunda kaldı. Kuşku yok ki Devlet Bahçeli’nin isteğiyle gerçekleşti bu.
Zira Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırlattığı 26 Aralık 2025 tarihli 276 sayfalık bilirkişi raporu özetle diyor ki...
MHP lideri Devlet Bahçeli, Ayhan Bora Kaplan (ABK) suç örgütüne operasyon yapan Emniyet müdürleri için “hükümeti hedef alan darbeciler” imasında bulunmuştu. İşte Bahçeli’nin 14 Mayıs 2024’teki o konuşmasının ilgili bölümünü, ABK suç örgütü İzzet Ulvi Yönter aracılığıyla yazdırmış. Bakın Ayhan Bora Kaplan’ın avukatı firari Cengiz Haliç ile örgütün kritik ismi Serdar Sertçelik arasındaki telefon yazışmasında neler var:
“Yarın MHP grup toplantısında iş patlayacak Serdar. (...) İzzet Ulvi tamamlamak üzere metni. Araya sıkıştıracakmış. (...) Grup toplantısı varmış yarın sabah. Meclis’te konuşacak, mesajı Veysel Başsavcı alınca düğmeye basacak. (...) Veysel Başsavcı darbeden gidelim demişti, başladı ufaktan ama İzzet Ulvi’ye ‘Genel başkandan talimat gelsin’ demiş. (...)”
Aynı yazışmalarda, konuşma metninden bir karenin de daha Devlet Bahçeli okumadan suç örgütüne gittiğini görüyoruz...
KİM BU İSİMLER?
Tamam, güzel, MHP lideri gereğini yaptı ve İzzet Ulvi Yönter ile yollarını ayırdı. Sonrası, umarım adalet mekanizmasının işi. Peki, ya diğer isimler?
Yani, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu bilirkişi raporunu ve dahası yazışmaları ciddiye almış ki iddianame düzenlemiş. Madem öyle, aynı yazışmalardaki diğer isimlerin akıbeti ne olacak? Mesela kim bu örgüt ile irtibatlı ve yazışmalarda “Veysel Başsavcı” diye geçen ve “genel başkandan talimat bekleyen” kişi?
Devam edeyim mi? İşte suç örgütü üyelerinin yazışmalarından bazı özet bölümler:
- Hani Ahmet Yıkılmaz bize çalışıyordu? Hiçbir şey olmayacaktı, harcadınız beni. Valla bu ABK çıkarsa hepimizi öldürür, nasıl olacak?
- Bu Veysel güvenilir mi abi sence, satmasın bizi? Emniyet güçlü adliyede ama... Basacak tüm tuşlara. Yüksel tek yemedi paraları, yapmazsa seks kasetleri patlar.
- Bu Ali İde vardı, Fatih Atalay’ın adamı, onu söyleyeyim mi? Adıyamanlı hâkim. (...) Onu kimse bilmiyor, bir de geçim kaynağımız o...
Evet...
Örgütün WhatsApp yazışmalarının bir bölümü bu. Dedim ya; yazdıklarımda eksik var, fazla yok. Ve maalesef yazışmalarda geçen isimler yargı dünyasında halen etkinler.
Soru şu: MHP lideri Bahçeli’nin yargıya güvenip en yakınındakine gösterdiği tasarrufu, yargının kendisi de kendi içinde uygulayacak mı? Yoksa, biz silahlı suç örgütüyle birlikte hareket eden savcılardan ve hâkimlerden “adalet bekleme” oyununa devam mı edeceğiz?